HealthTalkie

Talk About Health and Its related Topics

 

İsimlerin Anlamları..

by RaVaGe
A - BAYAN

ABDAR: (FAR) Sulu, taze. Parlak. Saglam vücutlu. Nükteli. Zarif, güzel, hos.
ABENDAM: (FAR) Güzel vücutlu, güzellik.
ABIDE: (AR) Anit. Önemli ve degerli yapit.
ABSAR: (AR) Selale.
AÇELYA: (YUN) Fundagiller familyasindan, kokusuz ama güzel renkli çiçek.
AÇILAY: (TR) Ayin dolunay halinde olmaya baslamasi
ADALET: (AR) Hak ve hukuka uygunluk, hakki gözetmek.
ADEVIYE: (AR) Iyilik, yardimseverlik.
ADIGÜZEL: (TR) Güzel isim. Verilen ismin güzel olmasi.
ADILE: (AR) Adaletli olan, dogruluktan ayrilmayan.
ADNIYE: (AR) Cennete girmeye hak kazanan.
AFET: (AR) Insanligin önleyemedigi büyük dogal felaket
AFIFEAR) Namuslu, iffetli, temiz ve dürüst
AFITAB: (FAR) Günes, gün isigi. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
AFRA: (AR) Ayin onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak.
AFSAR: (TR) Atak, uyumlu, Oguz boylarindan birinin adi (Avsar)
AFTABE: (FAR) Su kabi. Günes biçiminde yapilan mücevher.
AGAN: (TR) Akanyildiz, agma
AGCA: (TR) Beyaz tenli kadin.
AHENK: (FAR) Uygun, uyum düzen, armoni. Renkler, sesler arasinda uygunluk.
AHLA: (AR) Çok tatli. Pek sirin.
AHRA: (AR) Daha layik, münasip, uygun
AHSEN : (AR) En güzel, Çok güzel
AHTER: (FAR) Yildiz.
AHU: (FAR) Ceylan / Maral
AJDA: (TR)Üzeri çentik çentik, dis dis olan sey.
AKANAY: (TR) Yildiz kümesi.
AKASMA: (TR) Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren , tirmanici bir bitki.
AKGÜL: (TR) Beyaz gül, gül gibi
AKGÜN : (TR) Aydinlik gün
AKIFE: (AR) Bir sey üzerinde azimle duran, sebatli, kararli. Ibadet eden hanim.
AKILE: (AR) Akilli, akil sahibi. Uslu, kavrayisli.
AKKIZ: (AR) Beyaz kadin.
AKNUR: (TR-AR) Beyaz nur.
AKSU : (TR) Temiz, piril piril su gibi. Nehir
AKSUNA: (TR) Ak renkli yaban ördegi.
ALAGÜN: (TR) Yazin günes buluta girdigi zamanki gölgeli hava.
ALARA: (TR) Al + ara. Al=Kirmizi, ara=bezeyen, süsleyen , Kirmizi süs anlaminda bir tamlama
ALARCIN: (TR) Güzelligini atesin kirmiziligindan alan
ALCAN: (TR) Can alici güzel. Can alan, cesur, yürekli.
ALÇIN/ ALÇIN: (TR) Kirmizi renkli küçük bir kus türü
ALEV: (TR) Atesin çikardigi yalim
ALEYNA: (AR) Esenlik ve güzelliklere sahip, esenlik içinde olan. Allah'in iyi kullarindan olanlar (kelime anlama bizim üzerimize'dir)
ALGUN: (FAR) Akli alinmis. Al renginde, koyu ve parlak pembe. Tümsek, tepe.
ALIYE: (AR) Yüce, yüksek
ALMULA/ ALMILA: (TR) Elma. Kirmizi Elma/ Elma gibi kirmizi yanakli güzel kiz
ALTIN (Altun): (TR) Degerli bir metal (Paslanmayan, en iyi iletken)
ALTAN: (TR) Kizil Safak
AMINE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Bkz. EMINE)
ANDAÇ: (TR) Bir kimseyi hatirlamak için saklanan sey, hatira
ARZU: (AR) Istek, özlem egilim
ASENA: (TR) ASINA. Türk Mitolojisinde Ergenekon destaninda adi geçen disi kurt
ASIYE: (AR) Acili kadin / Direk
ASLI : (AR) Kerem ile Asli hikayesindeki sevgili
ASLIHAN: (AR-TR) Kökeni soylu han soyundan
ASRIN: (TR) Çagdas, bu asira ait olan, asira uygun olan
ASUDE: (FAR) Sessiz, sakin dinlendirici
ASUMAN: (FAR) Gök, gökkubbe, sema
ASYA: (YUN) Yeryüzünün anakaralarindan (kita) birinin adi
ASKIN: (TR) Asmis, ileri, üstün/ Senin askin
ATES: (TR) Yanici maddelerin yanmasiyla isi ve isigin ortaya çikmasi
ATIFET: (AR) Allah'in Lütfu
AYBEL: (TR) Ay gibi dikkat çeken, aya benzeyen güzelligiyle farkedilen, seçilen
AYBÜKE/ AYBIGE/ AYBIKE: (TR) Ay hanim. Ay gibi güzel. Eski Türk kadin isimlerinden
AYCAN: (TR-FAR) Içi aydinlik
AYÇA: (TR) Hilal, ayin ilk günlerindeki hali
AYÇIN/ AYÇIN: (TR) Ay gibi, aya benzer
AYDAN: (TR) Aya benzer ay gibi
AYFER: (TR-FAR) Ayisigi
AYGEN: (TR) Gönül dostu
AYGÜL: (TR) Ay gibi güzel ve parlak renkli
AYLA: (TR) Kadin, es zevce /Ayin çevresindeki isikli daire
AYLIN: Ayin çevresinde görülen isikli daire. Ingilizce Eilee'den alindigi da söylenmektedir.
AYNUR : (TR-AR) Ay gibi isikli
AYSEL: (TR) Ay gibi parlak ve güzel
AYSU: (TR) Ay gibi berrak su
AYSUN: (TR)Ay gibi güzel ve parlaksin
AYSAN: (TR) Sani ay gibi parlak olan
AYSE: (AR) Yasam, dirlik, Aysegül Güleç, güler yüzlü
AYSEM: (AR-TR) Ayse + m (Benim Aysem)
AYSEN: (TR) Ay gibi neseli, parlak ve aydinlik
AYSIN/ AYSIN: (TR) Ay gibi, aya benzeyen
AYTAÇ: (TR) Ay gibi taçli
AYTEN : (TR)Ay gibi beyaz tenli
AYTÜL: (TR) Tül gibi seffaf ve ince ay isigi gibi parlak
AZIME: (AR) Azmeden, yapmak için kesin kararli / iri, kemikli yapili
AZIZE: (FAR) Onur sahibi yüce, ermis
AZRA: (AR) Bakire, el degmemis

A - ERKEK

ABAD: (FAR) Sen, bayindir. (AR) Sonsuz gelecek zamanlar.
ABADÎ: (FAR) Sen, bayindir, mamurlukla ilgili.
ABAKA HAN: (TR) Ilhanli hükümdari Hülagu'nun oglu.
ABAY (TR) Beceri. Sezgi, anlayis, dikkat.
ABAZA: (TR) Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yasayan müslüman bir halk.
ABBAD: (AR) Allaha itaat ve ibadet eden, kullugunu hakkiyla yerine getiren.
ABBAS (AR) Sert, çatik kasli kimse. Arslan
ABBAZ: (FAR) Yüzgeç, yüzücü.
ABDI: (AR) Kulluk ve itaat eden.
ABDULLAH: (AR) Allah'in kulu.
ABDURRAHMAN: (AR) Rahman'in kulu. Rahman; Allah'in isimlerindendir.
ABDURRAUF: (AR) Rauf olan Allah'in kulu.
ABDUSSABUR: (AR) Sonsuz sabir ve genislik sahibi Allah'in kulu. Allah'in isimlerinden
ABDÜDDAR: (AR) Zararli seyleri ve sebeblerini bir hikmet için yaratan Allah'in kulu.
ABDÜLAFUV: (AR) Genis af ve magfiret sahibi yüce Allah'in kulu.
ABDÜLALI: (AR) Yüce, ulu, san ve seref sahibi Allah'in kulu.
ABDÜLALIM (AR) Alim ve mükemmel bilgiye sahip olan Allah'in kulu.
ABDÜLAZIM: (AR) Azamet ve büyüklük sahibi Allah'in kulu.
ABDÜLAZIZ: (AR) Büyük ve aziz olan, izzet ve seref sahibi Allah'in kulu.
ABDÜLBAKI: (AR) Sonsuz, ebedi olan Allah'in kulu
ABDÜLCEBBAR: (AR) Cebredici, zorlayici, kuvvet ve kudret sahibi Allah'in kulu.
ABDÜLCELIL: (AR) Büyük, ulu, yüce Allah'in kulu.
ABDÜLCEMAL: (AR) Güzellikleri kendinde toplayan Allah'in kulu.
ABDÜLCEVAT: (AR) Cömert olan Allah'in kulu.
ABDÜLFETTAH: (AR) Zafer kazanmis, üstün gelmis, fetheden açan Allah'in kulu.
ABDÜLGAFFAR: (AR) Kullarinin günahlarini affeden Allah'in kulu.
ABDÜLGAFUR: (AR) Kullarinin günahlarini tekrar tekrar bagislayici olan Allah'in kulu. ABDÜLGANI: (AR) Zengin, varlikli, bol, doygun olan Allah'in kulu.
ABDÜLHAK: (AR) Hak ve gerçek olan, varligi hiç degismeden duran Allah'in kulu. ABDÜLHALIM: (AR) Tabiati yavas olan, yumusak huylu, hikmetli Allah'in kulu. ABDÜLHAMID. (AR) Hamdolunmus, övülmüs, Allah'in kulu.
ABDÜLKADIR: (AR) Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan,Allah'in kulu
ABDÜLKERIM: (AR) Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Allah'in kulu.
ABDÜLLATIF: (AR) Latif, güzel, yumusak, hos, nazik olan Allah'in kulu.
ABDÜLMACID: (AR) Sani büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah'in kulu.
ABDÜLMALIK: (AR) Sahip olan, her seyin mülkiyetinin sahibi olan Allah'in kulu.
ABDÜLMECID: (AR) Sani büyük ve yüksek olan, Allah'in kulu.
ABDÜLMENNAN: (AR) Çok ihsan eden, ihsani bol olan Allah'in kulu.
ABDÜSSAMED: (AR) Kimseye hiçbir seye muhtaç olmayan, Allah'in kulu.
ABDÜSSELAM: (AR) Baris, rahatlik, selamete çikaran, Allah'in kulu.
ABDÜSSETTAR: (AR) Günahlari örten, gizleyen Allah'in kulu.
ABER: (AR) Hz. Nuh'un erkek torunu.
ABGUN: (FAR) Mavi renk. Gök. Parlak. Nisasta.
ABHER: (AR) Nergis çiçegi. Yasemin. Dolu kap.
ABILAY HAN: (TR) Kazak Hani. Ülkesini Çinlilere, karsi ustaca savundu
ABISKA NOYAN: (TR) Ilhanli komutan. (XIII-XIV. yy.)
ABHIZ: (FAR) Er. Büyük dalga. Kaynak. Su yolu.
ABID: (AR) Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid.
ABIDE: (AR) Anit. Önemli ve degerli yapit.
ABIDIN: (AR) Ibadet edenler. Zeynel Abidin'den kisaltma isim.
ABUZER: (FAR+AR) Altin suyu. Altin suyu gibi parlak ve görkemli.
ABUZETTIN: (AR) Din yolunda çabuk, hizli giden
ACA: (TR) Amca, agabey. Güçlü kuvvetli, basladigi isi bitiren.
ACAHAN: (TR) (bkz. Aca).
ACAR: (TR) Becerikli. Atilgan, ele avuca sigmaz. Halk.
ACARALP: (TR) Yigit, becerikli, cesur kisi.
ACARBAY: (TR) Becerikli. Atilgan yigit
ACARER: (TR) Becerikli. Atilgan yigit
ACARKAN: (TR)Yigit, becerikli, cesur kisi.
ACARMAN: (TR) Çevik, becerikli, girisken.
ACARÖZ: (TR) Özünde yigitlik bulunan.
ACARSOY: (TR) Yigit, soylu.
ACEM: (AR) Arap olmayan milletlerin hepsi. Iranli, Iran halkindan biri.
ACLAN: (AR) Hizli, çabuk, telasli.
ACUN: (AR) Dünya, varlik.
ACUNAL: (TR) Dünyayi kapsayan, dünyayi fetheden.
ACUNALP: (TR) (bkz. Acunal).
ACUNMAN: (TR) Dünyaca taninmis, ünlü.
ADAHAN: (TR) Adanin hakimi, yöneticisi.
ADAL: (TR) "Adin yayilsin, ün kazan" manasinda.
ADALETTIN : (AR) Dinin adaleti
ADEM: Allah'in yarattigi ilk insan, insan soyunun atasi ve ilk peygamberi. Adam.
ADIL: (AR) Dogruluk gösteren. Dogru. Esit, es, müsavi. Adaletli davranan.
ADILHAN: (AR+TR) Adil yönetici.
ADNAN: (AR) Cennette ölümsüzlüge kavusan kimse.
AFFAN: (AR) Kötü seylerden kaçinan, kötülüklerden uzaklasan, temiz.
AFGAN: (AR) Heyecanli, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yasayan müslüman bir kavim. AFSAR: (TR) Oguz Türklerinin 24 boyundan biri. Çabuk is gören, çevik, atilgan
AFSIN: (TR) Zirh, silah.
AGAH: (FAR) Bilgili, haberli, uyanik, afif. Vakif olmus, malumatli.
AGAR: (TR) Beyaz renkli. Açik tavirli, samimi. Asil, onurlu, serefli.
AHAD: (AR) Bir, kisi, kimse.Birler, birden dokuza kadar olan sayilar.
AHFES: (AR) Küçük gözlü, zayif bakisli. Yalniz gece gören kimse.
AHID: (AR) Bir seyin yerine getirilmesini emretmek. Söz vermek.
AHMER: (AR) Kirmizi, kizil.
AHVER: (AR) Müsteri yüzlü, güzel gözlü adam. Zeki, akilli.
AHMET : (AR) Övülmeye deger. Begenilmis. Allah'a sükreden
AKABE: (AR) Sarp geçit, çikilmasi zor yokus. Tehlike. Atlatilmasi zor güçlü.
AKAD: (TR) Dogruluguyla, dürüstlügüyle taninmis kimse.
AKALP: (TR) Dogrulugu ve dürüstlügüyle taninan kimse.
AKALIN: (TR) Alni açik, suçu olmayan, onurlu.
AKANSEL: (TR) Akarsu. Uzun mesafeler geçerek denize dökülen akarsu.
AKAR: (TR) Akip geçen. Gelir getiren.
AKASOY: (TR) Sevilen, sayilan soydan gelen
AKBATU: (TR) Yigit erkek.
AKBATUN: (TR) (bkz. Akbatu).
AKCEBE: (TR) Beyaz zirh sahibi yigit.
AKGÜN: (TR) Mutlu, sevinçli gün.
AKHAN: (TR) Dürüst hakan.
AKALP: (TR) Cömert, eli açik yigit.
AKIMAN: (TR) Cömert, eli açik kimse.
AKIN: (TR) Her engeli asan, güçlüklerden yilmayan, hizli hareket kabiliyetine sahip. AKINALP: (TR) Akin yapan yigit. Yigit.
AKINCI: (TR) Osmanlilarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düsmanlarinin moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.
AKINTAN: (TR) Tan yeri agarirken yapilan akin
AKIF: (AR) Bir seyde sebat eden. Ibadet eden. Direnen.
AKIL: (AR) Akilli, akil sahibi. Uslu, kavrayisli.
AKMAN: (TR) Temiz, beyaz, güzel insan. Yasli kimse.
AKMANER: (TR) (bkz. Ak­man).
AKSIN: (TR) Temiz, dogru, dürüstsün.
AKSOY: (TR) Temiz soylu.
AKSUN: (TR) (bkz. Aksu).
AKSUNGUR: (TR) Dogan cinsinden bir tür av kusu.
AKSIT: (TR) Kutlu ugurlu. Ak. Günes, nur, aydinlik.
AKTAY: (TR) Beyaz tay.
AKTAÇ: (TR) Beyaz taç.
AKTAN: (TR) Aydinlik, mehtapli gece.
AKTAR: (TR) Parlak, aydinlik sabah.
AKTAS: (TR) Mermer.
AKTEKIN: (TR) Parlak, görkemli, temiz huylu yigit.
AKTEMÜR: (TR) Akdemir.
AKYOL: (TR) Dürüst, dogru ve iyi yol.
AKAD: Soyluluk, Onurlu bir kisilige sahip olmak
AKIN: Hizli bir biçimde düsmana yapilan saldiri
AKIF: Dünya islerinden uzaklasip, ibadet için Allah'a yönelen
AKIL: Akilli , Rüstünü kanitlama konumuna gelmis , yaptiklarinin farkinda olan
ALAATTIN: (AR) Dini yüceltmek için din ugruna çalisan kimse.
ALATAY: (TR) Derisinde be­nekler olan tay.
ALEMDAR: (AR+FAR) Bayrak veya sancak tutan, tasiyan, bayraktar, sancaktar.
ALGIN: (TR) Güçlü, iyi, güzel, sicakkanli, sevimli. Sevdali, asik, vurgun. Hizli akan su.
ALI: (AR) Yüce, ulu, yüksek.
ALICAN: (AR+FAR) Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmistir.
ALIM: (Ar.) Çok okumus, bilgin.Çok bilen. Sonsuz. Ilim sahibi.
ALISAN: (AR+FAR) San ve serefi yüce ve yüksek olan çok degerli.
ALIYAR : (AR+FAR) Yar, dost, sevgili. Alinin dostu, sevgili adi. Yüce dost.
ALKIM: (TR) Gökkusagi.
ALKIN: (TR) Sevdali, asik, vurgun. El çirpma, övme.
ALP: (TR) Eski Türklerde kahraman, yigit, cesur, bahadir, pehlivan.
ALPAGU: (TR) Tek basina düsmana saldiran yigit.
ALPASLAN: (TR) Arslan gibi cesur ve yigit, savas beyi.
ALPAY: (TR) Cesur, yigit kimse.
ALPER: (TR) (bkz. Alp).
ALPEREN: (TR) Yigit, bahadir.
ALPERTUNGA: (TR) Efsanevi Türk hükümdari ve destan kahramani.
ALPGIRAY: (TR) Yigit hükümdar.
ALPHAN: (TR) Yigit hükümdar.
ALPKAN: (TR) Yigit soydan gelen.
ALPKIN: (TR) Keskin kiliç.
ALPMAN: (TR) Yigit, cesur, kahraman.
ALPSOY: (TR) Yigit ve cesur soya mensub.
ALPTEKIN: (TR) Kahraman sehzade. Birlesik isim. Alp: Kahraman, Tekin: Sehzade.
ALTAN: (TR) Sabahin günes dogarkenki zamani. Hakanlara verilen unvan,
ALTAY: (TR) Asya'da Bati Sibirya ile Mogolistan'i ayiran daglik bölge.
ALTUG: (TR) Kirmizi tug
ALTUNAY: (TR) Ay'in sari renkli hali
ALTUNÇ: (TR) Bakir alasimi. Kirmizi bakir. Kirmizi, al gözlü.
ALTUNER: (TR) Degerli kimse.
ALTUNHAN: (TR) Zengin hakan.
ANIL: Ölçülü davranan, hosa giden kimse
ARAF: (AR) Cennet ile cehennem arasindaki yer. Sert, tepe. Adetler, usuller.
ARAL: (TR) Birbirine yakin adalar toplulugu. Orta Asya'da bir göl.
ARASTR) Kalin Yün, At kili anlaminda . Dogu Anadoluda bir nehir.
ARDA: (TR) Eskiden bazi çavuslarin elde tuttuklari uzun degnek. Isaret için dikilen degnek. Çikrikçi kalemi. Sonra gelen.
AREF: (AR) Pek maruf, çok bilinen. Arif, anlayisli ve bilgili.
AREL: (TR) Temiz, dürüst kimse.
ARGU: (TR) Iki dag arasi, uçurum.
ARGUN: (TR) Zayif, güçsüz, düskün, dermansiz, zebun.
ARGÜN: (TR) Temiz, aydinlik gün.
ARHAN: (TR) Üstün nitelikli, gururlu bakan.
ARICAN: (TR) Temiz, dogru kimse.
ARIÇ: (TR) Baris, asayis.
ARIF: (AR) Meshur, çok taninmis. Bilgi sahibi. Bilen, bilgili, irfan sahibi.
ARIHAN: (TR) (bkz. Arhan).
ARIKAL: (TR) Temiz, dogru, dürüst kal.
ARIKAN: (TR) Temiz soy.
ARIKHAN: (TR) (bkz. Arhan)
ARIN: (TR) Temiz, ari, saf. Alin. Yüz, cephe. Daglarin, tepelerin yüzü.
ARINÇ: (TR) Temiz, saf, ari.Baris.
ARISAL: (TR) Ari gibi çaliskan kimse.
ARISAN: (TR) Temiz, dogru taninmis kimse.
ARISOY: (TR) (bkz. Arisan).
ARITAN: (TR) Temizleyen, ari duruma getiren.
ARKAN: (AR) Temiz, ari kandan gelen.Üstün galip.
ARKIN: (TR) Yavas, agir, sakin, gelecek yil.
ARKUT: (TR) Temiz, ugurlu, kutlu.
ARMAN: (FAR) Hasret, özleme. Zahmet, sikinti. Teessüf. Pismanlik.
ARSAL: (TR) Temiz huylu, namuslu.
ARSEBÜK: Temiz ruhlu ve çabuk. Toy. Namus konusunda titiz.
ARSLAN: (TR) Kuvvet ve saldirganligiyla taninan hayvan. Cesur adam, bahadir.
ARSLANGIRAY: (TR) Cesur, korkusuz han.
ARSLANSAH: (TR) Arslan gibi cesur ve yigit sah, kral.
ARTAN: (TR) Yarar, fayda. Üstünlük, meziyet, nitelik.
ARTUÇ: (TR) Ucu sivri demirle donanmis mizrak.
ARZIK: (TR) Dindar, sofu.
AS: (AR) Mersin agaci. (FAR) Degirmen.
ASAF: (AR) Vezir. Erdem, ileri görüslülük, yönetimde basari.
ASAL: (TR) Baslica, esasli, temel.
ASALET: (AR) Soy temizligi, soyluluk.
ASIF: (AR) Pek sert, pek siddetli, siddetle esen.
ASIL: (AR) Saglam. Iyice köklesmis, yüksek duygularla hareket eden.
ASIM: (AR) Yasak, yanina yaklasilamayan. Günahtan, haramdan çekinen.
ASKER: (AR) Ordu, ordu örgülüyle ilgili. Vazife yapan. Rütbesiz asker, er.
ASRI: (AR) Zamana uygun, çagdas.
ASUTAY: (TR) Hirçin tay.
ASIK: (TR) Bir baskasini askla seven. Dalgin, unutkan.
ASIR: (AR) Ondabir, onuncu. Samimi dost ve arkadas. Koca.
ASKIN: (TR) Geçkin, asmis olan. Coskun. Fazla. Sonra. Benzerlerinden daha üstün.
ASKINER: (TR) (bkz. Askin).
ATA: (TR) Baba. Soyun geçmiste yasamis ferdi. Vermis, veris. Bagislama, ihsan
ATABEK: (TR) Selçuklu devletinde sehzadelerin terbiyesiyle vazifeli sahis. Lala.
ATABEY: (TR) Devlet yönetiminde bir san. Lala.
ATACAN: (TR) (bkz. Ata).
ATAÇ: (TR) Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.
ATAERGIN: (TR) (bkz. Ata).
ATAHAN: (TR) (bkz. Ata).
ATAKAN: (TR) Düsünmeksizin her ise sokulan adam. Ileri atilan.
ATALAY: (TR) Ünlü, namli, söhretli.
ATAMAN: (TR) Ata kisi, baskan, önder.
ATANER: (TR) (bkz. Ata).
ATASAGUN: (TR) Eski Türklerde hekimlere verilen isim.
ATASAN: (TR) (bkz. Ata).
ATASEVEN: (TR) (bkz. Ata).
ATASOY: (TR) (bkz. Ata).
ATATUG: (TR) (bkz. Ata).
ATAULLAH: (AR) Allah'in bagisladigi, hediye ettigi, ihsani, lütfü.
ATAY: (TR) Bilinen, taninmis.
ATIF: (AR) Çevirme, meylet­tirme, imale.Merhamet sahibi, sefkatli, aciyan.
ATIK: (AR) Sirtin üst kismi. Berrak, saf, karismamis, kiymetli.
ATILAY: (TR) Ünlü, namli, söhretli. Atilla'dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar.
ATILGAN: (TR) Karsisina çikabilecek tehlikelerden korkmadan ileriye atilan.
ATILLA: (TR) Büyük, ünlü. Babacik. Savasçi, fatih. Hun Türklerinin büyük imparatoru
ATKIN: (TR) Atilmis. Kumas dokumada kullanilan tabir.
ATLAN: (TR) Ata bin.
ATLAS: (TR) Üstü ipek, alti pamuk kumas, diba. Düz, havasiz, tüysüz.
ATLIHAN: (TR) Ata binmis süvari.
ATTAR: (AR) Güzel kokulu bitki özleri vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse.
ATUF: (AR) Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah'a karsi sevgi duyan.
AVCI: (TR) Avlanan, av sporu yapan kisi. Bir seyi elde etmeye ugrasan.
AVNI: (AR) Yardimla ilgili, yardima ait.
AVNULLAH: (AR) Allah'in yardimi.
AYALP: (TR) Ay kadar parlak ve güzel, yigit.
AYANA: (TR) Saygi.
AYAYDIN: (TR) Ay isigi, aydinligi.
AYAZ: (TR) Soguk ve Durgun hava. Dondurucu soguk.
AYBAR: (TR) Gösterisli, heybetli, görkemli. Korku veren.
AYBEG: (TR) Ay gibi temiz ve aydin yönetici, ileri gelen, bey.
AYBERK: (TR) Saglam ay, saglam kisilik. Simsek, ay'in simsek gibi parlakligi.
AYÇETIN: (TR) Zor, güç ay.
AYDEMIR: (TR) Marangozlarin kullandigi kavisli bir keser çesidi.
AYDIN: (TR) Ayli gece. Aydinlik, isikli, parlak. Okumus, kültürlü ileri fikirli, münevver.
AYDINALP: (TR) Münevver, bilgili, yigit, kahraman kisi.
AYDINÇ: (TR) Cesur, aydin.
AYDINTAN: (TR) Safak vakti.
AYDOLUN: (TR) Dolunay, mehtap.
AYGUT: (TR) Karsilik, ödül.
AYHAN: (TR) Ay sahibi, ay hakimi. Oguz Kagan Destani'na göre, Oguz'un alti oglundan biri. Efsanede bahsedilen, Oguz'un isiktan dogan karisindan olan 3 oglundan biri. Ayhan'in 4 oglu 24 Oguz boyunun 4'ünü olusturur. Bunlar Bozoklu soyudur.
AYKAÇ: (TR) Söyleyen, konusan.Akil veren. Ozan, sair.
AYKAN: (TR) Soylu, asil, temiz kisi.
AYKUT: (TR) Kutlu, ugurlu ay. Karsilik, mükafat.
AYKUTALP: (TR) Mükafat veren kahraman, iyi karsilik veren bahadir.
AYMAN: (TR) Ay gibi güzel, isikli kimse.
AYRAL: (TR) Benzerlerinden farkli olan, kendine özgü, degisik.
AYSAL: (TR) Ay gibi, ay'a ben­zeyen.
AYSAN: (TR) Ay gibi, ay yüzlü.
AYTAÇ: (TR) Basa takilan ay seklinde taç.
AYTEK: (TR) Ay gibi (Eski Türkçede tek/teg olarak kullanilmistir).
AYTEKIN: (TR) Ay sehzadesi, ay prensi.
AYTOLUN: (TR) Dolunay. Ay'in ondördü gibi güzel.
AYTUG: (TR) Mizragin ucuna yapilmis ayin üstüne yapilan tüy.
AYTÜN: (TR) Ay ve gece.
AYVAZ: (AR) Arapça ivaz sözcügünün bozulmus sekli. Karagöz perdesinin belli basli tiplerinden biri. Köroglu destaninda bir kahraman.
AYZER: (TR-AR) Altin renginde ay. Ay'in altin rengini aldigi an.
AZAD/AZAT: (FAR) Hür, serbest. Kimseye bagimli olmayan. Kurtulmus.
AZAMET: (AR) Büyüklük, ululuk.
AZER: (FAR- IBR) Ates. Ibrahim'in babasi oldugu söylenir.
AZIM: (AR) Büyük, ulu, cesim, iri, muhtesem. Kuvvetli, siddetli, derecesi yüksek.
AZIZ: (AR) Sayin. Sevgili. Veli, evliya, ermis. Az bulunur.
AZMI: (AR) Kasit, niyetlilik karar. Kemikli. Güçlü, kuvvetli.

  • B - BAYAN

    BADE: (FAR) Sarap, içki.
    BADEM: (FAR) Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetisen agaç. Bu agacin yas ve kuru yenen meyvesi.
    BADIYE: (AR) Çöl, kir.
    BAGDAGÜL: (TR) Degeri ölçülemeyen gül. Bagda yetisen gül.
    BAGDAT: (AR) Irak'in baskenti.
    BAGIS: (TR) Bagislanan sey, ihsan. Siçrayis, atlama.
    BAGLAM: (TR) Cinsleri ayri ya da birbirlerine yakin olan seylerin bir arada baglanmisi, demet, deste. Bir kosuttaki dörtlüklerin herbiri. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar iliskiler örgüsü ya da baglantisi. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü.
    BAHAR: (FAR) Kisla yaz arasindaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arasi, ilkyaz. Güzellik, güzel. Karanfil, tarçin, karabiber gibi kokulu sey.
    BAHIRA: (AR) Kulagi yarik disi deve veya koyun. Hayvan yavru dogurdugunda veya 5 yavru disi oldugu zaman hayvanin kulagi kesilerek belirtilirdi.
    BAHIRE: (AR) Isikli, parlak, güzel. Dikenli agaç. Açik, apaçik. Çok kosan cins deve. Vapur.
    BAHISE: (AR) Söz eden, bahseden.
    BAKIYE: (AR) Sehvetli kadin.
    BAHRIYE: (AR) Donanmaya ait (bkz. Bahri). Gönlü genis, cömert vaha gibi verimli.
    BAHTINUR: (AR) Talihli, sansli, yazgisi parlak.
    BAHTISER: (AR-FAR) Talihli, sansli, iyi yazgili. Isleri basindan beri iyi giden.
    BAHTISEN: (AR-FAR) Talihi, kaderi, kismeti sen. (bkz. Ikbal).
    BAHTIYAR: (AR-FAR) Bahtli, talihli. Mesut, mutlu.
    BAKANAY: (TR) Gökyüzünde duran ay, açik seçik.
    BAKINAZ: (FAR) Sürekli nazlanan, çok nazli.
    BAKIYE: (AR) Aglayan kadin. Hüzünlü kadin.
    BAKYAZI: (TR) Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet.
    BALAHATUN: (TR) Üstün, asil kanli. Degerli soy mensubu.
    BALCA: (TR) Bal damlasi, bal gibi.
    BALDAN: (TR) Bal gibi tatli, sirin, hos.
    BALGIN: (TR) Bala doymus. Çok tatli, bal gibi.
    BALHAN: (TR) Bal+ Han. Hazar denizi sahilinde bir dag silsilesi.
    BALIM: (TR) Kardes. Çok sevgili, samimi arkadas.
    BALIN: (TR) (bkz. Balim).
    BALKI: (TR) Parilti, isik. 2. Güzel parlak, süslü. Simsek.
    BALKIZ: (TR) Sirin, tatli, hos. Belkis adinin bir baska söylenis biçimi.
    BANU: (FAR) Kadin hatun, hanim. Kraliçe, prenses. Gelin. Sarap ve gül suyu gibi seylerin sisesi.
    BANUHAN: (FAR) (bkz. Banu).
    BARÇIN: (TR) Bir tür ipekli kumas.
    BARIKA: (AR) Simsek, yildirim pariltisi.
    BASIRET: (AR) Göz açikligi, inceden inceye etrafli derin görüs. Ön görüs, sezis.
    BASRIYE: (AR) Gören, görme ile ilgili, görebilmek.
    BASAK: (TR) Tahil tanelerini tasiyan kisim, Bugday basagi. Hasattan artakalan sey. Okun uç kismindaki sivri demir.
    BASAY: (TR) Birinci, ilkay.
    BAYÇA: (TR) Zengin, varlikli.
    BAYLAN: (TR) Nazli, simarik. Saygin,sevilen.
    BEDEL: (AR) Deger, kiymet. Bir seyin yerine verilen, yerini tutan sey, karsilik.
    BEDIA: (AR) Yüksek estetik degerde, sanat eseri. Begenilen ve takdir edilen sey. Esi az bulunur güzellikte. Ülkü, ideal.
    BEDIHE: (AR) Düsünmeden, birden bire söylenen güzel söz. Baslangiç.
    BEDINUR: (AR) (bkz. Bedi).
    BEDIRAN: (FAR) Isleri kötü idare eden. Çapkin kadin.
    BEDRAN: (FAR) Sert basli at. Daima. Hos latif, yakisikli.
    BEDREKE: (FAR) Yol gösteren, kilavuz.
    BEDRIYE: (AR) Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait.
    BEGÜM: (FAR) Kadin hükümdar, prenses.
    BEHICE: (AR) Sen, güzel, güleryüzlü kadin.
    BEHIRE: (AR) Güzel kadin. Soylu kadin.
    BEHIYE: (AR) (Beha kökünden) Güzel kadin.
    BEHNANE: (AR) Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadin.
    BEHRA: (FAR) Onun için ondan dolayi.
    BEHREM: (AR) Asfur çiçegi kirmizi gül.
    BEKRIYE: (AR) Her seyin evveli, ilk çocuk. Genç ve taze kiz. Disi deve yavrusu.
    BELEN: (TR) Dag beli, dagin asilacak yeri, daglik yer.
    BELGIN: (TR) Alamet, nisan, marka. Tam ve kesin olarak belirlenmis, sarih.
    BELIK: (TR) Saç örgüsü.
    BELIN: (TR) Gözlerini açip baka kalmis saskin.
    BELKIS: (AR) Müslümanlarin seba melikesine verdikleri isim.
    BENAN: (AR) Parmaklar, parmak uçlari. Parmakla gösterilecek kadar güzel
    BENDE: (FAR) Baglanmis kimse, tutsak. Kul, köle. Yürekten bagli. Büyük askla seven.
    BENGI: (TR) Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
    BENGISU: (TR) Insana ölmezlik verdigine inanilan su / Abihayat
    BENGÜ: (TR) Ebedi, sonu olmayan.
    BENGÜL: (TR) Üzerinde benekler bulunan gül
    BENNA: (AR) Yapi yapan, mimar, kalfa, dülger.
    BENSU: (TR) Su gibi aziz benlik
    BERAY. (TR) Ayin en isiltili, en parlak hali
    BERCA: (FAR) Yerinde tam dogru ve uygun.
    BERCESTE: (FAR) Seçilmis, begenilmis. Güzel, hos, latif.
    BERCIS: (AR) Müsteri yildizi, Jüpiter gezegeni. Sütü çok olan deve.
    BERÇIN: (FAR) Toplayici.
    BEREKET: (AR) Bolluk. Saadet, mutluluk, Allah vergisi.
    BERFIN: (FAR) Kardan yapilmis. Tertemiz, kar gibi beyaz.
    BERGÜZAR: (FAR) Hediye, hatira, andaç.
    BERGÜZIN: (FAR) Seçkin, begenilmis makbul.
    BERIA: (AR) Olgunluk ve güzelligiyle akranlarindan üstün olan sevgili.
    BERIL: (AR) Arinmis, aklanmis. (TR) Mücevher olarak kullanilan bir maden.
    BERIRE: (AR) Ihsan ve yardim sahibi.
    BERMAL: (FAR) Dag tepesi, doruk.
    BERNA: (FAR) Genç delikanli, yigit.
    BERRA: (AR) Dogru sözlü, hayir isleyen kimse.
    BERRAK: (AR) Duru, saf, nurlu. Simsek, parilti. Kulaga hos gelen ses.
    BERRIN: (FAR) Yüksek yüce.
    BERSAN: (FAR) Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabini kabul eden, onaylayan kimse.
    BERSE: (TR) Hep, bütün, çok.
    BESAMET: (AR) Güleryüzlülük, senlik.
    BESIME: (AR) Güleryüzlü, güleç.
    BESTE: (FAR) Kapali, bagli, baglanmis. Müzikte, sarkinin makam ve ahengi.
    BESARET: (AR) Müjde, mustu, iyi haber. Güler yüzlülük, gülümseme.
    BESIRE: (Ar.) Müjde getiren, müjdeci. Güleryüzlü, güleç hanim
    BETIGÜN: (TR) Gün gibi aydinlik yüzlü.
    BETIK: (TR) Yazili olan sey, yazilmis yapit.
    BETIM: (TR) Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açik bir biçimde, söz ya da yaziyla anlatma, tasvir. Herhangi bir seyin resmi ya da heykeli.
    BETÜL: (AR) Bakire. Erkekten çekinen, erkeklere yaklasmayan namuslu kadin. Ayri kök salan fidan.
    BETÜLAY: (bkz. Betül).
    BEYAN: (AR) Bildirme, söyleme, açiklama. Belli apaçik.
    BEYAZ: (AR) Ak, en açik renk. Aydinlik. Deri rengine göre bir insan irki.
    BEYDA: (AR) Tehlikeli yer. Sahra, çöl.
    BEYHAN: (TR) Hükümdarlarin üstünü. Seçkin han.
    BEYTIYE: (AR) Eve ait, evle ilgili.
    BEYZA: (AR) Daha ak, çok beyaz. Günahtan kaçinmis. Günahla kirlenmemis.
    BEZEN: (TR) Süs, benek, zinet.
    BEZMI ALEM: (AR) Dünya meclisi, sohbet toplantisi.
    BIDAYET: (AR) Baslama, baslangiç.
    BIGE: (TR) Evlenmemis, çougu olmamis.
    BIHRUZ: (FAR) Iyi gün, güzel gün anlaminda.
    BIHTER: (FAR) Pek iyi, daha iyi.
    BIHTERIN: (FAR) En iyi, pek iyi.
    BIKE: (TR) Benzersiz, essiz.
    BILAY: (TR) Ay gibi asil ol.
    BILEN: (TR) Bilgili, görgülü, anlayisli.
    BILGE: (TR) Bilgili, iyi genis, derin, bilgi sahibi kimse.
    BILGEN: (TR) (bkz. Bilge).
    BILGINUR: (TR-FAR) Bilginin isigi, bilginin aydinligi.
    BILGÜN: (TR) (bkz. Bilgin).
    BILLUR: (AR) Bazi cisimlerin tabi olarak aldiklari geometrik sekil. Duru, berrak, kesme cam, kristal. Necef tasi. (Mecazi anlami) Temiz, piril piril insan.
    BILSEN: (TR) Kendini bil.
    BILUN: (*) Yarim Ay
    BINAY: (TR) Bin tane ay, çok kuvvetli isik.
    BINHAN: (TR) Hanlarin hani.
    BINNAZ: (TR) Nazli. Cilveli.
    BINNUR : (TR) Nurla özdeslesmis. Bin tane nur.
    BIRAY: (TR) Ay gibi tek, essiz.
    BIRCE: (TR) Tek, essiz, biricik.
    BIRCIS: (AR) Gezegen, Jüpiter, müsteri yildizi, bercis.
    BIRGÜL: (TR) Bir tane, tek gül. Kiymetli gül.
    BIRHAN: (TR) Tek yönetici.
    BIRICIK TR) Tek, bir tane, emsalsiz
    BIRIM: (Fars.) Bir tanem, biricigim.
    BIRKE: (AR) Büyük havuz. Gölcük. Gögüs.
    BIRSEN: (TR) Sadece sen, tek sen.
    BIRSEV: (TR) Tek sevgili.
    BIRSIN: (AR) Yonca. (TR) Bir tanesin.
    BIRSU: Özel bir su biricik su gibi
    BITENGÜL: (TR) Güllerin bitmesi.
    BUCAK: Genellikle, genis verimli bakimli alanlara verilen ad (Köse bucaktaki anlami gibi)
    BUHAYRA: (AR) Küçük deniz. Misir'in kuzeybatisinda bir sehir.
    BUKET: (FAR) Çiçek demeti.
    BUKLE: (FAR) Kivrilmis, küçük lüle seklinde saç.
    BURCU: (TR) Güzel koku.
    BURÇAK: (TR) Baklagillerden, taneleri yemis olarak kullanilan bir bitki.
    BURÇIN: (TR) Disi geyik.
    BUSE: (FAR) Öpüsmek, öpmek.
    BÜKLÜM: (TR) Bükülmüs kivrilmis seylerin olusturdugu halka.
    BÜLBÜL: (AR) Sesinin güzelligiyle ünlü ötücü kus. Sesi çok güzel olan kimse.
    BÜLENT: (FAR) Yüce yüksek, ala, ulu.
    BÜRGE: (TR) Bir yerde duramayan canli, taskin kimse.
    BÜRKE: (AR) Marti. Havuz, gölcük.
    BÜSRA: (AR) Müjde, sevinçli haber.
    BÜTE: (TR) Fidan.
    BÜTEYRA: (AR) Günes. Sabah.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • B- ERKEK

    BABÜR: Hindistan'da yasayan bir tür kaplan/Babür imp. kurucusu Babürsah'tan
    BAGATUR: (TR) Cesur yigit.
    BAGDAS: (TR) Yakin arkadas, dost.
    BAGIS: (TR) Bagislanan sey, ihsan. Siçrayis, atlama.
    BAGISCAN: (TR) (bkz. Bagis).
    BAGISHAN: (TR) (bkz. Bagis).
    BAGLAM: (TR) Cinsleri ayri ya da birbirlerine yakin olan seylerin bir arada baglanmisi, demet, deste.
    BAHA: (AR) Deger fiyat, kiymatinin karsiligi, Ederi
    BAHADIR: (FAR) Cesur, yigit, kahraman, atak, gözünü daldan budaktan esirgemeyen. BAHADIRHAN: (FAR-TR) (bkz. Bahadir).
    BAHAEDDIN / BAHATTIN : (AR) Dinin güzelligi.
    BAHAMRA: (AR) Irak'ta bir yer.
    BAHAULLAH: (AR) Allah katinda deger ve kiymet sahibi.
    BAHIR: (AR) Deniz, derya. Belli, besbelli, açik, apaçik. Isikli, parlak, güzel.
    BAHIT: (AR) Bahti açik sansli.
    BAHRA: (AR) Timur devletinin güney sinirini koruyan eski bir sinir kalesi.
    BAHRI: (AR) Denizle ilgili, denizci, denizin gücü, sonsuzlugu
    BAHTIYAR: (FAR) Mutlu, talihli, Hayatindan memnunolan
    BAKI: (AR)Süreklilik sahibi, sonsuza kadar kalan, sonsuz, sonu olmayan
    BALA: (TR) Çocuk yavru. Yüksek, yüce, yukari. Azat.
    BALABAN: (TR) Er. Bir tür yirtici kus. Iri cins bir tür Dogan (kus). Gürbüz canli, cüsseli, insan veya hayvan.
    BALAMAN: (TR) (bkz. Balaban).
    BALAMIR: (TR) Eski bir Türk kagani. (IV. yy.) Alanlari ve Ostrogotlari yenerek batiya sürdü.
    BALATEKIN: (TR) (bkz. Balaban).
    BALCAN: (TR) Bal gibi tatli canli.
    BALDEMIR: (TR) Güçlü, kuvvetli, sirin.
    BALER: (TR) Tatli dilli, cana yakin kimse.
    BALIM. (TR) Kardes. Çok sevgili, samimi arkadas.
    BALI: (AR) Eski, koca, köhne.
    BALISOY: (AR+TR) Eski, köklü soydan gelen.
    BALK: (TR) Simsek.
    BALKAN: (TR) Sarp ve ormanlik siradaglari. Avrupa'nin güneydogu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya'yi içerir.
    BALKAR: (TR) Kuzey Kafkasya'da yasayan bir Türk boyu. Kipçaklann bir kolu.
    BALKI: (TR) Parilti, isik. Güzel parlak, süslü. Simsek.
    BALKIR: (TR) Parilti, isik, simsek.
    BALKOÇ: (TR) (bkz. Balki).
    BALSAN: (TR) (bkz. Balim).
    BARAK: (TR) Oguzlarin Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yasarlar.
    BARAN: (FAR) Yagmur.
    BARANSEL: (FAR+TR) (bkz. Baran).
    BARAY: (TR) Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.
    BARBAROS: (ITA) Kirmizi sakal. Baba Oruç. Türk denizci kaptani derya. Oruç Gazi'nin Italyanlarca meshur olan ismi. Kanuni döneminde yasayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmektedir.
    BARIK: (TR) Sivri tepeler arasindaki uçurum, yüksek kayaliklardaki çatlakliklar. Yesillik, çayirlik yer.
    BARIKHAN: (TR) (bkz. Barik).
    BARIM: (TR) Varlik, servet, zenginlik.
    BARIN: (TR) Bütün, hep. Güç kuvvet. Gögüs. Mogol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri.
    BARIS: (TR) Savassizlik durumu. 2. Savastan sonra silah birakma, uzlasma. Dirlik, düzenlik.
    BARISCAN: (TR) (bkz. Baris).
    BARIK: (AR) Parildayan. Nazik, dakik, ince.
    BARKAN: (TR) Çöllerde rüzgarin esme yönüne dikey dogrultuda olusan ay biçimindeki küçük kumsal külle. Hareketli kumul.
    BARKIN: (TR) Yolculuk eden, yolcu gezgin.
    BARLAS: (TR) Kahraman, savasçi.
    BARS: (TR) Kaplana benzeyen yirtici hayvan. Ari ogulu. Pars
    BARTU: (TR) En eski Türk kaganlarindan biri.
    BASRI. (AR) Gören, görme ile ilgili, görebilmek
    BASAR: (TR) Basarili ol, isi sonuçlandir.
    BASARMAN: (TR) Yaptigi isi basariyla sonuçlandiran.
    BASAY: (TR) Birinci, ilkay.
    BASBUG: (TR) Baskumandan, hükümdar.
    BASEGMEZ: (TR) Buyruk altina girmeyen, kisilikli.
    BASER: (TR) (bkz. Basar).
    BASIR: (AR) Müjdeci. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Besir).
    BASKAYA: (TR) Kayalarin basi, güçlü, kuvvetli.
    BASKAYNAK: (TR) Ilk kaynak. Ana kaynak.
    BASKUR: (TR) Türk çadirlarinin çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafina baglanan kusak.
    BASKURT: (TR) Ural daglan güneyinde yasayan ve Türklerin Kipçak kolundan olan bir boy. Asil ismi Baskirt'tir.
    BASKUT: (TR) Kutlu, talihli kimse.
    BASOK: (TR) Önde olan yigit.
    BASOL: (TR) Basta ol, önder ol.
    BASÖZ: (TR) Önemli soydan gelen.
    BASSOY: (TR) (bkz. Basöz).
    BASTUGAY: (TR) (bkz. Basok).
    BASTUG: (TR) (bkz. Basman).
    BATIBOY: (TR)Türklerin göç sonucu batiya yerlesen oymaklari.
    BATIHAN: (TR) (bkz. Bati).
    BATI: (TR) Günesin battigi yön ve bu yöndeki ülkeler.
    BATIKAN: (TR) Bati+ Khan Batinin Hani ya da Batinin Kani anlaminda
    BATIR: (TR) Yigit, kahraman, bahadir.
    BATIRAY: (TR) (bkz. Batir).
    BATIRHAN: (TR) (bkz. Batir).
    BATTAL: (AR) Cesur, kahraman. Pek büyük.
    BATU: (TR) Üstün gelen, gücü yeten, galip.
    BATUG: (TR) (bkz. Batu).
    BATUHAN: (TR) Altinordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han'in torunu.
    BATUR: (TR) Kahraman, yigit, cesur, bahadir.
    BATURALP: (TR) Yigitler yigidi.
    BATURAY: (TR) (bkz. Batur).
    BATURHAN: (TR) (bkz. Batur).
    BAVER: (FAR) inanma, güvenme. Saglam, pek dogru.
    BAYAR: (TR) Ulu, yüce saygin, soylu. Ekilmemis toprak.
    BAYAZID: (AR) (bkz, Bayezit).
    BAYBARS: (TR) Bahri Memlüklerin sultani olup Kipçak ülkesinde dogmustur.
    BAYBAS: (TR) Zengin, ileri gelen, saygin.
    BAYBEK: (TR) (bkz, Baybas).
    BAYBORA: (TR) Firtina.
    BAYCAN: (TR) (bkz. Baybas).
    BAYÇA: (TR) Zengin, varlikli.
    BAYDAK: (TR) Bayrak.
    BAYDAN: (TR) Simarik, gururlu, kendini begenmis.
    BAYDAR: (TR) Kirim yarimadasinda Sivastopol sehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.
    BAYDIR: (TR) Güçlü, kuvvetli.
    BAYDU: (TR) Ilhanli devleti hükümdari Hulagunun torunu. 11 ay Ilhanli devleti hükümdari oldu.
    BAYDUR: (TR) Güçlü, kuvvetli, cesur.
    BAYDURALP: (TR) (bkz. Baydur).
    BAYER: (TR) Zengin, varlikli kimse.
    BAYEZIT: (AR) Çesitli zamanlarda yasamis Osmanli sehzadelerinin genel adi.
    BAYGÜÇ: (TR) Zengin ve güçlü kimse.
    BAYKAN: (TR) (bkz, Baygüç).
    BAYINDIR: (TR) Imar edilmis, mamur.
    BAYKAL: (TR) Yaban kisragi. Deniz. Mogolistandaki büyük göl
    BAYKAM: (TR) Hekim, doktor.
    BAYKAN: (TR) Bay soyundan, zengin.
    BAYKARA: (AR) Bir kus türü. Mali çok olan. Böbürlenerek, salinarak yürüme.
    BAYKOCA: (TR) Varlikli, saygin.
    BAYKURT: (TR) (bkz. Baykoca).
    BAYKUT: (TR) Kutlu talihli.
    BAYKUTAY: (TR) (bkz. Baykut).
    BAYMAN: (TR) Varlikli, saygin.
    BAYRAKTAR: (FAR) Bayrak tasiyan.
    BAYRAM: (TR) Nese ve sevinç günü. Dini ya da milli bakimdan özel degeri olan ve milletçe kutlamalar yapilan gün veya günler.
    BAYRI: (TR) Çok eski zamanlarda var olmus, eskiden beri var olan.
    BAYRU: (TR) (bkz. Bayri).
    BAYRUALP: (TR) (bkz. Bayru).
    BAYRUHAN: (TR) (bkz. Bayru).
    BAYSAL: (TR) Soylu, ünlü kisi.
    BAYSAN: (TR) Zengin, taninmis.
    BAYSU: (TR) (bkz. Baysan).
    BAYSUNGUR: (TR) Akkoyunlu hükümdarlarindan.
    BAYTAL: (TR) Kisrak. 2. Bayir, yokus.
    BAYTEKIN: (TR) (bkz. Baytal).
    BAYTUGAY: (TR) (bkz. Tugay)
    BAYTÜZE: (TR) (bkz. Tüze).
    BAYTÜZÜN: (TR) (bkz. Tüzün).
    BAYÜLKEN: (TR) (bkz. Ülgen).
    BEDAYI: (AR) Esi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni seyler.
    BEDEL: (AR) Deger, kiymet. Bir seyin yerine verilen, yerini tutan sey, karsilik.
    BEDI: (AR) Bir seyi örnegi olmadigi halde meydana getiren. Yoktan vareden. Allah'in 99 isminden birisidir. Güzel, güzellik.
    BEDID: (FAR) Meshur, görünür, açik meydanda.
    BEDIH: (AR) San ve serefi büyük olan.
    BEDIHI: (AR) Besbelli, açik-apaçik.
    BEDIR: (AR) Dolunay, ondört gecelik ay.
    BEDIRHAN: (FAR) Ileri görüslü, aydin lider.
    BEDREDDIN / BEDRETTIN: (AR) Din'in nuru, isigi. Dinin aydinligi, dinde bilgelik.
    BEDRI: (AR) Er. 1. Içi altin dolu kese. Ay'la ilgili, ayin ondördü gibi güzel.
    BEDRÜLCEMAL: (AR) Ay yüzlü.
    BEDÜK: (TR) Büyük, yüce, gösterisli, önemli.
    BEDIR: (AR) Ayin ondördü. Dolunay. Ay.
    BEDIRHAN: (AR-TR) Ay+ Han gibi Bedir + Han
    BEDRETTIN: (AR) Bedreddin. Ayin ondördü gibi isik saçan, temiz ve yüce
    BEDRI: (AR) Ay gibi, aya benzeyen, Aya ait
    BEHÇET / BEHCET: (AR) Sevinç. Güzellik, güleryüzlülük. Sirinlik.
    BEHIÇ: (AR) Sen, güzel, güleryüzlü adam.
    BEHLÜL: (AR) Çok gülen, çok gülücü. Hayir sahibi, çok iyi adam.
    BEHMAN: (FAR) Filan filanca. Fars takviminde 11. ay'a ve her ayin 2. gününe karsiliktir.
    BEHMAR: (FAR) Çok ziyade, fazla.
    BEHNAN: (AR) Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.
    BEHRAM: (FAR) Merih yildizi. Her ayin 20. günü.
    BEHZAD / BEHZAT: (AR) Ressam, minyatürcü.
    BEKATA: (TR) Ileri gelen, saygin. Soylu, isim yapmis sülaleden.
    BEKBARS: (TR) (bkz. Bekata).
    BEKDEMIR: (TR) (bkz. Bekata).
    BEKDIL: (TR) Dogru sözlü, mert. Gönlü zengin.
    BEKIL: (AR) Yakisikli, süslü delikanli, genç.
    BEKIR: (AR) Sabahlari erken kalkmayi aliskanlik edinen kimse, bakir.
    BEKRI: (AR) El degmemis, Bakir, Tertemiz, bozulmamis.
    BEKRIYE: (AR) Her seyin evveli, ilk çocuk. Genç ve taze kiz. Disi deve yavrusu.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • B - ERKEK ( DEVAM )

    BEKSAN: (TR) Taninmis, ünlü, saygin. Bey ünvani tasiyan.
    BEKTAS: (FAR) Yasit, Akran. Es, müsavi.
    BEKTÖRE: (TR) Güçlü, degismez töreleri olan, törelerine bagli.
    BENDER: (FAR) Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limani.
    BENGI: (TR) Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
    BENGIALP: (TR) (bkz. Bengi).
    BENGISAN: (TR) (Bengi).
    BENGISOY: (TR) (bkz. Bengi).
    BERA: (AR) Fazilet. Seçkin olma vasfi. Olgunluk.
    BERAT: (AR) Resmi belge, imtiyaz belgesi.
    BERCA: (FAR) Yerinde tam dogru ve münasip.
    BEREN: (TR) Güçlü, kuvvetli, akilli.
    BERGIN: (TR) (bkz. Berkin).
    BERHUZ: (FAR) Dagarcik, torba.
    BERI: (AR) Salim, kurtulmus. Temiz, Arinmis.
    BERID: (AR) Haberci.
    BERIN: (FAR) En yüksek, çok yüce. Soylu.
    BERK: (TR) Saglam, kuvvetli. Kati, sert. Siddetli.
    BERKA: (AR) Kuzey Afrika'da eski bir sehir.
    BERKAN: (AR) Sakima, parildama. Kivircik tüylü kuzu postu kürkü.
    BERKANT: (TR) Güçlü, bozulmaz, yemin.
    BERKAY: (TR) (bkz. Berk).
    BERKE: (TR) Kama. Altinordu hükümdari.
    BERKEL: (TR) Güçlü el.
    BERKER: (TR) Güçlü, saglam kisilikli.
    BERKI: (TR) Simsek gibi parlak.
    BERKIN: (TR) Saglam güçlü kuvvetli.
    BERKKAN: (TR) Güçlü soydan gelen.
    BERKMAN: (TR) Güçlü, saglam, kisilikli.
    BERKSAN: (TR) Güçlü taninan kimse.
    BERKSOY: (TR) (bkz. Berksan).
    BERKSU: (TR) Soguk ve keskin su.
    BERKÜN: (TR) Saglam, güçlü taninmis.
    BESALET: (AR) Korkusuzluk, yüreklilik.
    BESIM: (AR) Güleryüzlü, güleç adam.
    BESAREDDIN / BESARETTIN: (AR) Dinin müjdesi.
    BESIR: (AR) Müjde getiren müjdeci. Güleryüzlü güleç adam.
    BETIK: (TR) Yazili olan sey, yazilmis yapit.
    BETIM: (TR) Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açik bir biçimde, söz ya da yaziyla anlatma, tasvir. Herhangi bir seyin resmi ya da heykeli.
    BEYAN: (AR) Bildirme, söyleme, açiklama. Belli apaçik.
    BEYATI: (AR) Gece uyuma, gece is görme, geceyi isiyle geçirme. Türk müziginin en eski makamlarindan.
    BEYAZIT: (AR) (Bkz. Bayezit)
    BEYBOLAT: (TR) Çelik gibi güçlü, saygin kimse.
    BEYBARS: (TR) (bkz. Baybars).
    BEYCAN: (TR) (bkz. Beybolat).
    BEYHAK: (AR) Horasan'in Nisabur eyaletinde bir bölge.
    BEYKAL: (TR) (bkz. Beycan).
    BEYKAN: (TR) (bkz. Beycan).
    BEYREK: (TR) Çok nazik, efendi, bey. Hüzünlü.
    BEYSAN: (TR) (bkz. Beycan).
    BEYSUN: (TR) Nazik insan.
    BEYZADE: (FAR-TR) Beyoglu. Soylu kimse.
    BICAN: (FAR) Cansiz, ruhsuz. Canini esirgemeyen, sehit.
    BILAL: (AR) Su gibi islatan, islatis, islaklik.
    BILAN: (TR) Süslü ve islemeli kiliç kemeri.
    BILAY: (TR) Ay gibi asil ol.
    BILDAR: (FAR) Bel, belleyen, yer kiran, kürek çeken.
    BILEK: (TR) Güç, kuvvet.
    BILEN: (TR) Bilgili, görgülü, anlayisli.
    BILGE: (TR) Bilgili, iyi genis, derin, bilgi sahibi kimse.
    BILGEALP: (TR) (bkz. Bilge).
    BILGEHAN: (TR) Göktürk hakani (683-734). Babasi Kutlug Ilteris Han'dir.
    BILGEKAGAN: (TR) (bkz. Bilge). Bilge Kagan (683-734). Göktürk hakani. Ikinci Göktürk hanedanliginin kurucusu.
    BILGEKAN: (TR) Bilgin soydan gelen.
    BILGER: (TR) Akilli, bilgili, bilge, bilgin.
    BILGIN: (TR) Bilgili kisi,alim.
    BILKAN: (TR) Bilgili.
    BILMEN: (TR) Bilen, anlayan, bilgili.
    BILTAY: (TR) (bkz. Bilmen).
    BINALI: (AR) Ali'nin oglu.
    BINALP: (TR) Yigitler.
    BINKAN: (TR) Soylu kanlar.
    BIRANT: (TR) Özel, tek yemin. Özelligi olan yemin.
    BIRAT: (TR) Asil, soylu, bir aileye mensup. Ilk erkek çocuga verilen isim.
    BIRAY: (TR) Ay gibi tek, essiz.
    BIRCAN: (TR) Tek, essiz.
    BIRGE: (TR) Kamçi. Birlikte, beraber.
    BIRGIT: (TR) Birlesik, birlesmis, birlik almis.
    BIRHAN: (TR) Tek yönetici.
    BIRKAN: (TR) Soylu.
    BIRKE: (AR) Büyük havuz. Gölcük. Gögüs.
    BIROL: (TR) Tek ad, bir ol.
    BIRTAN: (TR) Bir tane, tek.
    BIRUN: (FAR) Disari. Dis harici. Osmanli Devleti'nde saray disinda görevli memurlar.
    BISTAMI: (FAR) (bkz. Bistem).
    BISTEM: (FAR) Horasan eyaletinde El-Bürz eteklerinde bir sehir. 2. Bistam tarafindan kuruldugu için bu ismi almistir. Elmaslariyla ünlüdür.
    BISAR: (FAR) Esir tutsak. Altin, gümüs kakmali islemeler. Saçilan sey, saç. Güçsüz, dermansiz.
    BOGAÇ: (TR) Küçük yasta boga öldürdügü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han'in oglu.
    BOGAÇHAN: (bkz. Bogaç).
    BOGATAS: (TR) Ünlü Türk beylerinden biri.
    BOLGAN: (TR) Eski Türk adlarindan.
    BOLHAN: (TR) (bkz. Bolgan).
    BORA: (ITA) Araziden çikan siddetli rüzgar.
    BORAN: (Tür.) Rüzgar, simsek, gökgürültüsü, saganak yagmurun birlikte oldugu iklim olayi.
    BORANALP: (bkz. Boran).
    BORATAY: (bkz. Boran).
    BOYLAN: (TR) Kibirli, magrur.
    BOYRAZ: (TR) Kuzey rüzgari.
    BOYSAN: (TR) Uzun boylu, yakisikli delikanli.
    BOYSEL: (TR) Uzun boylu.
    BOZBEY: (TR) Kir beyi, gri.
    BOZBORA: (TR) Firtina.
    BOZDOGAN: (TR) Bir sahin türü.
    BOZER: (TR) Beyaz tenli.
    BOZKAYA: (TR) (bkz. Bozer).
    BOZKURT: (TR) Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan.
    BOZUN: (TR) Büyük Selçuklu emirinin adi. Sürülmemis tarla.
    BOZYEL: (TR) Yagmur getiren lodos rüzgari.
    BOZYIGIT: (TR) (bkz. Bozer).
    BÖKE: (TR) Kahraman, güçlü kimse. Önder, baskan, reis. Kabadayi, cesur efe. Güresçi, pehlivan.
    BÖRÇETIN: (TR) Tarihçilere göre Türkleri Ergenekon'dan kurtaran demircinin adi.
    BUDAK: (TR) Agacin dal olacak sürgünü. Dal. Dalin gövde içindeki sert bölümü.
    BUDUN: (TR) Halk, kavim, ahali.
    BUDUNALP: (bkz. Budun).
    BUGRA: (FAR) Büyük erkek deve, iki hörgüçlü deve. Turna kusu, sürünün önünde uçan turna.
    BUGRAHAN: (FAR-TR) Bkz. Bugra
    BUHRI: (AR) Tütsüye ait. Denize ait.
    BUKA: (AR) Ülke, yer. Büyük bina. Ben, benek.
    BULAK: (TR) Kaynak, pinar, çesme.
    BULUT: (TR) Su buharlarinin yogunlasmasiyla meydana gelen ve gökyüzünde farkli yükseklikte bulunan kütle.
    BUMIN: (TR) Baykus, Puhu kusu. Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552).
    BUMINHAN: (TR) (bkz. Bumin).
    BURAK: (AR) Berk sözcügünden (Yildirimdan) türetilmistir.
    BURÇ: (AR) Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalastirilmis biçimi.Kalenin köselerine yapilan daha yüksek ve daha kalin çikinti kule. Günesin ayrildigi oniki kisimdan herbiri.
    BURÇAK: (TR) Baklagillerden, taneleri yemis olarak kullanilan bir bitki.
    BURÇHAN: (TR) (bkz. Burç).
    BURHAN: (AR) Delil, kanit. Ilahi aydinlik.
    BURHANEDDIN / BURHANETTIN: (AR) Dinin delili.
    BURKAN: (Tür.) Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad.
    BURKHAN: (TR) Put, heykel, Buda heykeli.
    BUYAN: (TR) Mutluluk, ugur, talih.
    BUYRUK: (TR) Belirli bir davranista bulunmaya zorlayici güç. Emir. Direktif.
    BUYRUKALP: (bkz. Buyruk).
    BÜLENT: (FAR) Yüce yüksek, ala, ulu.
    BÜNYAMIN: (AR) Yakup peygamberin en küçük oglu. Ibranice Sözcük anlami: Sag elin oglu
    BÜRGE: (TR) Bir yerde duramayan canli, taskin kimse.
    BURKAN: (AR) Yanardag, volkan
    - RaVaGe, 7 years ago
  • C - Ç - BAYAN


    CABIRE: (AR) Cebreden, zorlayan. Galip gelen. Aziz ve kuvvetli olan.
    CABIYE: (AR) Hazine (bkz. Semahat). Sam'in güneybatisinda, Çavlan'da bir yer. Havuz.
    CAHIDE: (AR) Cehdeden, elinden geldigi kadar çalisan.
    CAIZE: (AR) Armagan, hediye. Yol yiyecegi, azik. Eski sairlere yazdiklari methiyeler için verilen bahsis.
    CALIBE: (AR) Kendine çeken, celbeden, çekici.
    CANAL: (TR) Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol.
    CANAN: (FAR) Sevgili, gönül verilmis, sevilen kadin.
    CANAY: (TR) Ay gibi temiz, saf, parlak kimse.
    CANDAN: (TR) Samimi, içten, kalbi. Yakinlik belirten davranis.
    CANEL: (TR) Içten uzatilan el, dostluk eli.
    CANFEDA: (FAR) Canini veren, özverili kimse.
    CANFEZA: (FAR) Can artiran, cana can katan.
    CANGÜL: (TR) Gül gibi canli. Güzel, temiz kimse.
    CANIPEK: (TR) Yumusak huylu (kimse).
    CANNUR: (TR) Özü aydinlik, nurlu kimse.
    CANRUBA: (FAR) Gönül alan, sevgili.
    CANSEL: (TR) Hayat veren su. Can ve sel kelimelerinden birlesik isim.
    CANSEN: (TR) Sen cansin, sevilensin.
    CANSER: (TR) (bkz. Can).
    CANSES: (TR) (bkz. Canser).
    CANSET: (TR) Küçük kraliçe, prenses.
    CANSEVER: (TR) (bkz. Cansin).
    CANSIN: (TR) Canim gibisin, canimsin.
    CANSU: (TR) Hayat veren su, tazelik. Sevgili, sevimli.
    CANSUN: (TR) (bkz. Cansu).
    CAVIDAN: (FAR) Daimi kalacak olan, sonrasiz, ebedi.
    CAVIDE: (FAR) (bkz. Cavidan).
    CEBIRE: (AR) Zorlamak. Düzeltme, onarma.
    CELILAY: (AR-TR) Ulu, yüce ay.
    CELILE: (AR) Büyük, ulu.
    CEMILE: (AR) Güzel kadin. Gönül almak amaciyla yapilan davranis.
    CEMINUR: (AR) Isik, nur toplulugu, çok nurlu, aydinlik kimse.
    CEMRE: (AR) Ates. Kor halinde ates. Subat ayinda azar azar artan sicaklik.
    CENAN: (AR) Kalb, yürek, gönül.
    CENNET: (AR) Uçmak. Bahçe. Çok ferah ve havadar yer. Firdevs. Allah'a inanan, günah islememis veya günahlarindan temizlenmis olanlarin girecegi yer.
    CEREN: (TR) Ceylan.
    CESARET: (AR) Yüreklilik, korkusuzluk
    CEVHER: (AR) Öz, maya. Basli basina, kendiliginden olan. Tiynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. Kiymetli tas. Ebcet hesabinda yalniz noktali harfleri hesaplamaya dayanan tarih düsürme sekli. Kiliç namlusuna yapilan menevisli süs.
    CEVRIYE: (AR) Haksizlik. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.
    CEYDA: (AR) Uzun boyunlu ve güzel.
    CEYDAHAN: (bkz. Ceyda).
    CEYHAN: (TR) Güney Anadolu'da Toroslar'dan dogan ve Akdeniz'e dökülen nehir.
    CEYLA: Olaganüstü güzel gözlü
    CEYLAN: (TR) Hizli kosan, biçimli bacaklari olan ve güzel gözleriyle taninan bir gazel cinsi.
    CEZLAN: (AR) Mutlu.
    CEZMIYE: (AR) Cezm ile ilgili. Kesin karar ve niyete ait. Kesmek.
    CIHAN: (FAR) Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi.
    CIHAN BANU: (FAR) Dünyaca taninmis kadin.
    CIHANDIDE: (FAR) Dünyayi gezip görmüs.
    CIHANEFRUZ: (FAR) Dünyayi parlatan, aydinlatan.
    CIHANFER: (FAR) Cihani, dünyayi aydinlatan, nurlu, isikli.
    CIHANGÜL: (FAR) (bkz. Cihan).
    CIHANNUR: (FAR) Dünyayi aydinlatan, nurlu, isikli.
    CIHANSER: (FAR) Cihan'in basi.
    CIHANSUZ: (FAR) Cihan yakan.
    CILVE: (AR) Hosa gitmek için yapilan davranis. Isve, naz.
    CINAN: (AR) Cennetler.
    CIRYAL: (AR) Bir nevi kirmizi boya. Altinin kirmiziligi. Temiz renk. Saf.
    CUDIYE: (AR) Cömert, eli açik. Iyilik severlikle ilgili. Dicle nehri kiyisinda bir dag. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dagin üzerinde durdugu söylenir.
    CÜMANE: (AR) Tek inci anlaminda.
    ÇAGILI: (TR) Çagla ilgili. Çakil. Çagla.
    ÇAGIN: (TR) Yildirim, simsek.
    ÇAGLA: (TR) Olgunlasmamis meyve, bazi meyvelerin olgunlasmadan, henüz yesilken yenen hali.
    ÇAGLAR: (TR) Çaglayan, selale.
    ÇAVLAN: (TR) Büyük çaglayan.
    ÇELGIN: (TR) Yaralanarak kaçan av hayvani.
    ÇEMAN: (FAR) Salina salina yürüyen. Nazli sevgili.
    ÇEMENZAR: (FAR) Otlak. Çimenlik.
    ÇESMIAHU: (FAR) Ahu gözlü kadin, ceylan gözlü güzel.
    ÇESMINAZ: (FAR) Süzerek bakma, bakis. Nazli nazli bakan göz. Güzel gözlü sevgili.
    ÇESPAN: (FAR) Layik, uygun, münasip, yakisir.
    ÇINAY: (FAR) Soylu ay, ayin en parlak zamani.
    ÇIRAG: (FAR) Mesale, isik, kandil.
    ÇIÇEK: (TR) Bitkilerin üreme unsurlarini ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kisimlari.
    ÇIGDEM: (TR) Zambakgillerden, soganli otsu, çesitli renklerde çiçek açan kir bitkisi.
    ÇILAY: (TR) Ayin üzerinde beliren açik renk lekeler.
    ÇILER: (TR) Güzel öten, güzel ötüslü
    ÇINEL: (TR) Dogru, dürüst, namuslu kimse.
    ÇIRAY: (FAR) Yüz çizgileri, yüz güzelligi. Beniz, yüz. Insan resmi.
    ÇISEMTR) Çiseleyen yagmur
    ÇOLPAN: (TR) Çoban yildizi. Zühre, venüs.

    C - Ç - ERKEK


    CABBAR: (AR) Güç ve kuvvet sahibi kimse
    CABGU: (AR) Efendi. Bey. Ileri gelen, saygin kimse.
    CABIR: (AR) Cebreden, zorlayan. Galip gelen. Aziz ve kuvvetli olan.
    CAFER: (AR) Küçük akarsu. Çay.
    CAHID / CAHIT: (AR) Cehdeden, elinden geldigi kadar çalisan.
    CAHIZ: (AR) Gözü pek, yürekli, cesur kimse. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanilmistir.
    CAIZ: (AR) Geçer. Islenmesi, yapilmasi uygun anlaminda.
    CALIB: (AR) Çekici, celbedici, cazib.
    CALP: (AR) Güçlü, kuvvetli, gayretli.
    CAN: (FAR) Can, ruh. Hayat. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. Gönül, yakin dost, çok sevilen arkadas.
    CANAL: (TR) Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol.
    CANALP: (TR) Özünde yigitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakin yigit.
    CANAY: (TR) Ay gibi temiz, saf, parlak kimse.
    CANAYDIN: (TR) Özü temiz, aydinlik ruhlu kimse.
    CANBEK: (TR) Özü pek. Güçlü kisilikli kimse.
    CANBERK: (TR) Güçlü, saglam kimse.
    CANBEY: (TR) Canim gibi sevgili.
    CANBULAT: (TR) CAN+POLAT 'tan Canbulat. Çelik gibi güçlü can.
    CANDANER: (TR) Içten, samimi, dost kimse.
    CANDAR: (TR) Silah tasiyan, can ve dar isimlerinden mütesekkil birlesik isim.
    CANDEGER: (TR) Ugrunda can verilecek kadar güzel, degerli, sevilen.
    CANDEMIR: (TR) Özü güçlü, demir gibi saglam kisilikli.
    CANDOGAN: (TR) Cana dogan.
    CANEL: (TR) Içten uzatilan el, dostluk eli.
    CANER: (TR) Delikanli, genç, dinamik. Can ve er kelimelerinden birlesik isim.
    CANFEDA: (FAR) Canini veren, özverili kimse.
    CANFER: (FAR) Aydin bilgili. Güçlü saygin.
    CANGIRAY: (TR) CAN+GIRAY. Giray,Eskiden Kirim hanlarinin ve han ailesinden olan prenslerin kullandigi san
    CANGÜN: (TR) Dogdugu gün çok sevinilen kimse.
    CANGÜR: (TR) Canli, neseli kimse.
    CANIB/ CANIP: (AR) Ön taraf, cihet.
    CANKAN: (TR) Soyu temiz, asil kimse.
    CANKUT: (TR) Kisinin mutlulugu talihi, sansi, uguru. Mutlu talihli kimse.
    CANOL: (TR) Canim ol, can gibi içten ol.
    CANSAL: (TR) Can ve sal kelimelerinden birlesik isim.
    CANSEN: (TR) Sen cansin, sevilensin.
    CANSER: (TR) CAN+ SER.
    CANSOY: (TR) Asil, soylu, cana yakin.
    CANSUN: (TR) Cansin'dan Cansun. Canini sunan.
    CANTEKIN: (TR) Tek can, essiz can.
    CANTEZ: (TR) Tez canli, aceleci.
    CANTÜRK: (TR) Iyi hasletlere sahip Türk.
    CANVER: (TR) Canli, hasere.
    CAVID / CAVIT: (FAR) Sonrasiz, sürekli kalacak olan, ebedi.
    CAZIM: (AR) Kesin. Kesin kararli.
    CEBE: (AR) Zirh. Osmanlida silah ihtiyacini karsilayan aracin adi.
    CEBEL: (AR) Dag. Tarima elverissiz arazi.
    CEBERUT: (IBR) Ibranice "kudret" anlamina gelmektedir.
    CEBIR: (AR) Zorlamak. Düzeltme, onarma. Kirik veya çikik kemigi yerlestirip sarmak.
    CEBRAIL: (AR) Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. Cibril, Ibranice Allahin kulu.
    CEHDI: (AR) Ugrasan, çalisan. Çaba ve gayret gösteren.
    CEHID / CEHIT: (AR) Çalisma, çabalama, ugrasma.
    CELADET: (AR) Gözüpeklik. Yigitlik. Kahramanlik.
    CELAL: (AR) Büyüklük, ululuk azamet. Hiddet, öfke.
    CELALEDDIN/ CELALETTIN: (AR) Dini savunan. Dinin ululadigi, övdügü.
    CELASUN: (TR) Kahraman, cesur, atak, delikanli, yigit. Genç saglikli, gürbüz.
    CELAYIR: (TR) Mogol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamistir.
    CELIL: (AR) Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sifat olarak kullanilir. Osmanli devletinde vezir ve müsir rütbelerinde bulunanlar için bu sifat kullanilirdi. Güzel sanatlarda bir yazi stili.
    CELILAY: (AR-TR) Ulu, yüce ay.
    CELVET: (AR) Yerini yurdunu terk etmek. Tasavvufta, kulun, Allanin sifatlariyla halvetten çikisina ve fena fillahda fani olusuna denilir.
    CEM: (AR) Toplama, biraraya getirme, yigma. Hükümdar, sah.
    CEMAL: (AR) Yüz güzelligi, zahiri ve batini güzellik. Allah'in rahmetle tecellisi. Allah'in lütuf, ihsan, riza sifatlarinin karsiligi.
    CEMALLEDDIN/ CEMALETTIN: (AR) Dinin cemali, parlak yüzü.
    CEMALULLAH: (AR) Allah'in lütfü, bagisi.
    CEMIL: (AR) Güzel erkek. Iyilikle anma. Eskiden okullarda verilen basan kagidi.
    CEMRE: (AR) Ates. Kor halinde ates. Subat ayinda azar azar artan sicaklik.
    CEMSID/ CEMSIT: (FAR) Mitolojide Iran'in efsanevi dördüncü sahi.
    CENAB/ CENAP: (AR) "Yan"manasina gelir. Seref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanilir.
    CENAN: (AR) Yürek, gönül kalp
    CENGAVER: (FAR) Savasçi, silahsor. Savasi seven, savaskan, dövüsken.
    CENGEL: (FAR) Orman.
    CENGER: (FAR) (bkz. Cengaver).
    CENGIZ: (TR) Cengiz Han. Mogol Imparatorlugu'nun kurucusu, asil adi Timuçin'dir. Mogolcada Çing sifatinin çogulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamindadir.
    CENK: (FAR) Harp, savas, kavga.
    CENKER: (FAR-TR) Iyi savasan, savasçi.
    CERIB: (AR) Hububat için kullanilan bir ölçek.
    CERIR: (AR) Ip, halat. Yular anlaminda.
    CERIT: (AR) Verimsiz çorak yer. Bekar.
    CESIM: (AR) Iri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
    CESIMI: (AR) Iri, büyük.
    CESUR: (AR) Er. - Cesaretli, yürekli, yigit, gözüpek, atilgan.
    CEVAD / CEVAT: (AR) Cömert, eli açik. Ihsan eden.
    CEVAHIR: (AR) Cevherler, elmaslar, kiymetli taslar. Mayalar, özler.
    CEVAN: (FAR) Genç, taze, delikanli. (bkz. Civan).
    CEVDET: (AR) Iyilik, güzellik. Olgunluk. Büyüklük. Tazelik. Kusursuzluk.
    CEVHER: (AR) Öz, maya. Basli basina, kendiliginden olan. Tiynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. Kiymetli tas. Ebcet hesabinda yalniz noktali harfleri hesaplamaya dayanan tarih düsürme sekli. Kiliç namlusuna yapilan menevisli süs.
    CEVVAL: (AR) Kosan, dolasan, hareket eden, canli.
    CEVZA: (AR) Günesin Mayis ayinda girdigi ikizler burcu.
    CEYHAN: (TR) Güney Anadolu'da Toroslar'dan dogan ve Akdeniz'e dökülen nehir.
    CEYHUN: (TR) Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslilarin vermis oldugu ad. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.
    CEZLAN: (AR) Mutlu.
    CEZMI: (AR) Cezm ile ilgili. Kesin karar ve niyete ait. Kesmek.
    CEZRI: (AR) Kökle ilgili, kökten.
    CEZZAR: (AR) Deve kasabi. -Daha çok lakab olarak kullanilir.
    CIHAD / CIHAT: (AR) Savas. Din ugrunda düsmanla savasma.
    CIHAN: (FAR) Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. Dünyada yasayan insanlarin tümü.
    CIHANER: (FAR) Dünyaya bedel kisi, yigit.
    CIHANGIR: (FAR) Dünyaya egemen olan, dünyayi zabteden kimse. Fatih. Osmanli sehzadelerinin ortak adidir.
    CIHANMERT: (FAR) (bkz. Cihaner).
    CIHANNUR: (FAR) Dünyayi aydinlatan, nurlu, isikli.
    CIHANSER: (FAR) Cihan'in basi.
    CIHANSAH: (FAR) Cihan'in sah'i.
    CILASUN: (TR) Babayigit, boylu, boslu, delikanli, gürbüz.
    CINAN: (AR) Cennetler, yedi gögün üstündeki Ars ile Kürsi'nin altindaki sekiz cennet.
    CINUÇEN: (TR) Üstün, galip, zafer kazanmis.
    CIVAN: (Fars.) Genç, delikanli, yakisikli. (bkz. Cevan).
    CIVA***HT: (FAR) Mutlu, sansli (kimse).
    CIVANMERT: (FAR) Cömert, eli açik genç, delikanli.
    COSAN: (TR) Cosku duyan, heyecanli (kimse).
    COSAR: (TR)(bkz. Cosan).
    COSKUN: (TR) Cosmus, galeyana gelmis. Duyarli, asin hareketli.
    COSKUNER: (TR) Cosan kimse.
    COSKUNSU: (TR) Sel, gürültüyle akan su.
    CÖMERT: (Tür.) Elinde olani harcayan, eli açik. Baskalarina yardimdan kaçinmayan.
    CUDI: (AR) Cömert, eli açik. Iyilik severlikle ilgili. Dicle nehri kiyisinda bir dag. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dagin üzerinde durdugu söylenir.
    CUMA: (AR) Haftanin besinci günü. Müslümanlarin ibadet ve Bayram günü. Cuma günü kilinan ögle namazi. Toplanma.
    CUMALI: (TR) Cuma günü dogan.
    CUMHUR: (AR) Halk, ahali. Kalabalik, basibos kalabalik. Takim, heyet.
    CÜBEYR: (AR) Küçük kahraman, küçük yigit.
    CÜNEYD / CÜNEYT: (AR) Küçük asker, askercik.
    ÇAGA: (TR) Çocuk.
    ÇAGAÇAR: (TR) Çag açacak kimse.
    ÇAGAKAN: (TR) Çagi yakalayan, çagdas.
    ÇAGAN: (TR) Bayram, senlik.
    ÇAGANAK: (TR) Körfez, liman.
    ÇAGAR: (TR) Bayram. Kalin ve kuvvetli deve köstegi. Dogan kusu.
    ÇAGATAY: (TR) Yavru at, tay. Dogu Türklerine, lehçelerine dayanilarak verilan ad.
    ÇAGILI: (TR) Çagla ilgili. Çakil. Çagla.
    ÇAGIN: (TR) Yildirim, simsek.
    ÇAGKAR: (TR) Canli, dinamik, çaliskan.
    ÇAGLAR: (TR) Çaglayan, selale (bkz. Selale).
    ÇAGMAN: (TR) Çagin insani.
    ÇAGNUR: (TR) Çagin nuru, zamanin nuru.
    ÇAGRI: (TR) Çakir gözlü. Mavi hareli göz.
    ÇAKA BEY: (TR) Oguzlarin Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarisinda Izmir bölgesinin hakimi oldu.
    ÇAKAR: (TR) Parildayan, isik veren.
    ÇAKIR: (TR) Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kisi.
    ÇAKMAN: (TR) Amacina erisen, ulasan kimse. Süt mavisi.
    ÇAKMUR: (TR) Yari uykulu bakis. Sert tas. Pinti.
    ÇALAPKULU: (TR) Tanri kulu.
    ÇALAPÖVER: (TR) Tanri'nin övgüsüne mazhar olmus kisi.
    ÇALGAN: (TR) Yatagi taslik olan ve gürültüyle akan su.
    ÇALKIN: (TR) Alev.
    ÇAPAN: (TR) Tatar, ulak, postaci.
    ÇAVAS: (TR) Günes. Günesli yer. Güney.
    ÇAVLAN: (TR) Büyük çaglayan.
    ÇAVLI: (TR) Ava alistirilmamis dogan.
    ÇAYKARA: (TR) Küçük akarsu, yazin kuruyan küçük akarsu.
    ÇELEBI: Efendi, nazik ve kibar. Sehir terbiyesi almis okuryazar kimse. Osmanli devletinin ilk devirlerinde sehzadelere verilen unvan.
    ÇELEN: (TR) Yakisikli delikanli. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. Açikgöz, becerikli, kurnaz. Evlerin disinda bulunan saçak.
    ÇELIK: (TR) Su verilip sertlestirilen demir. Çok güçlü kuvvetli. Kisa kesilmis dal.
    ÇELIKEL: (TR) Çelik gibi güçlü el.
    ÇELIKER: (TR) Çelik gibi güçlü kimse.
    ÇELIKHAN: (TR) Güçlü hakan, yönetici.
    ÇELIKKAN: (TR) Güçlü soydan gelen kimse.
    ÇELIKÖZ: (TR) (bkz. Çelik).
    ÇELIKSU: (TR) (bkz. Çelik).
    ÇELIKYAY: (TR) Güçlü, kuvvetli.
    ÇERAG: (FAR) Yag kandili, lamba, mum. Atin saha kalkmasi.
    ÇERME: (TR) Çay kiyilarinda sulu ve yesil yer. Kaynak.
    ÇESMAN: (FAR) Gözler.
    ÇESPAN: (FAR) Layik, uygun, münasip, yakisir.
    ÇERI: (TR) Asker, savasçi.
    ÇETIN: (TR) Sert, islenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müskil.
    ÇETINALPTR) (bkz. Alp).
    ÇETINAY: (TR) (bkz. Çetin).
    ÇETINEL: (TR) (bkz. Çetin).
    ÇETINER: (TR) (bkz. Çetin).
    ÇETINÖZ: (TR) (bkz. Çetin).
    ÇETINSOY: (TR)(bkz. Çetin).
    ÇETINSU: (TR) (bkz. Çetin).
    ÇEVAR: (TR) Sabah vakti.
    ÇINTIK: (TR) Çabuk davranan, hizli ve hareketli.
    ÇEVIKCAN: (bkz. Çevik).
    ÇEVRIM: (TR) Sinir. Girdap. Sürekli ve düzenli degisme.
    ÇIDAM: (TR) Sabir, tahammül.
    ÇINAR: (FAR) Çinar agaci.
    ÇIRAG: (FAR) Mesale, isik, kandil (bkz. Çerag).
    ÇILE: (FAR) Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapilan ibadet. Eziyet, sikinti. Ibrisim, yün vs. demeti.
    ÇILTAY: (TR) Üzerinde benekler bulunan tay.
    ÇINEL: (TR) Dogru, dürüst, namuslu kimse.
    ÇINER: (TR) (bkz. Çinel).
    ÇINTAY: (TR) Soylu at.
    ÇINUÇIN: (TR) Üstün, galip, zafer kazanmis.
    ÇIRAY: (FAR) Yüz çizgileri, yüz güzelligi. Beniz, yüz. Insan resmi.
    ÇIRE: (FAR) Maharetli, becerikli. Kahraman, yigit.
    ÇOGA: (TR) Çocuk, yavru.
    ÇOGAHAN: (TR) (bkz. Çoga).
    ÇOGAN: (TR) Kökü ve dallari sabun gibi köpüren bitki, çöven.
    ÇOGAS: (TR) Günes.
    ÇOGUN: (TR) Çok defa, ekseriya.
    ÇOKAY: (TR) Köy zengini, çiftlik sahibi.
    ÇOKMAN: (TR) Topuz, gürz.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • D - BAYAN


    DAHIYE: (AR) Üstün zeka sahibi.
    DALAY: (TR) Deniz.
    DALYA: (TR) Yildiz çiçegi.
    DAMLA: (TR) Bir sividan ayrilarak düsen parça halinde, küçük miktar, katre.
    DEFINE: (AR) Yere gömülmüs, kiymetli esya. Kiymet ve degeri olan kimse veya mal.
    DEFNE: (YUN) Akdeniz ikliminde yetisen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açik sari çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir agaç.
    DELFIN: (YUN) Yunus baligi.
    DELISTAN: (TR) Ilkbaharda birdenbire kabarmis bahçe. Gelismis, içinde her türden bitki bulunan, karisik bahçe.
    DEMET: (TR) Baglanarak, olusturulan deste. Biçilip baglanmis ekin. Bir kaynaktan çikan isiklarin meydana getirdigi isik destesi, hazne.
    DENIZ: (TR) . Büyük su kütlesi. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
    DERYA: (FAR) Deniz, büyük nehir.
    DERYAB: (FAR) Akilli, anlayisli.
    DERYACE: (FAR) Küçük deniz. Göl.
    DERYADIL: (FAR) Gönlü genis, herseyi hos gören.
    DERYANUR: (FAR-AR) Nur denizi, deryasi.
    DESEN: (FR) Renksiz çizim. Kumas sekli.
    DESTAN: (FAR) Hikaye, kissa. Hile, mekr, tenvir.
    DESTE: (FAR) Demet, tutam, takim. Kabza, tutacak yer.
    DESTEGÜL: (FAR) Gül demeti, destesi.
    DEVA: (AR) Ilaç. Çare, tedbir.
    DIBA: (FAR) Alacali ipek kumas. Atlas.
    DIBACE: (FAR) Kitabin baslangiç kismi, önsöz. Kitaplarin süslü sayfalari.
    DICLE: (TR) Yakindogu'nun Türkiye'den dogan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri.
    DIDAR: (FAR) Yüz, çehre. Görme, görüsme. Görüs kuvveti. Açik meydanda.
    DIDE: (FAR) Göz. Gözcü. Gözbebegi. Gözucu.
    DIDEM: (FAR) Gözüm.
    DILAN: (FAR) Gönüller, yürekler.
    DILARA: (FAR) Gönül alan, gönül kapan, gönül oksayan, gönlü dinlendiren. Bugün elde örnegi olmayan eski Türk mürekkep makamlarindan biri.
    DILAVIZ: (FAR) Gönlün takildigi, gönüle takilan.
    DILAY: (FAR) Gönlü aydinlatan ay.
    DILBAZ: (FAR) Gönül eglendiren. Güzel söz söyleyen. Yüze hos görünen.
    DILBER: (FAR) Gönül alip götüren, güzel.
    DILBERAN: (FAR) Dilberler, güzeller.
    DILBERAY: (FAR+TR) Ay gibi güzel kadin.
    DILBESTE: (FAR) Gönül baglamis, asik.
    DILDAR: (FAR) Birinin gönlünü almis, sevgili.
    DILDEREN: (FAR) Sevgi toplayan, gönül alan, begenilen.
    DILEFRUZ: (FAR) Gönül aydinlatan. (bkz. Dilfüruz).
    DILEK: (TR) Dilenen sey, arzu, istek. Isteme, arzu etme, dileme.
    DILEM: (FAR) Gönül ilaci.
    DILFERAH: (FAR) Gönlü ferah, sevinçli.
    DILFEZA: (FAR) Gönlü genisleten, gönlü artiran.
    DILFÜRUZ: (FAR) Gönüle ferahlik veren, sevindiren.
    DILKESTE: (FAR) Gönül çekici.
    DILMEN: (FAR) Güzel. Güzel dil bilen, konusan, söz söyleyen.
    DILNUR: (FAR) Gönlü nurlu.
    DILRAH: (FAR) Gönül yolu.
    DILRUBA: (FAR) Gönül kapan, gönül alan. Tahminen 2 asirlik bir makam.
    DILSUZ: (FAR) Gönül yakan, yürek yakici.
    DILSAD: (FAR) Gönlü hos, sevilmis.
    DILSÜKUFE: (FAR) Gönül çiçegi.
    DIRAHSAN: (FAR) Parlak, parlayan.
    DIRAYET: (AR) Zeka, bilgi, kavrayis.
    DOGA: (TR) Tabiat.
    DOGANNUR: (TR) Nurun dogmasi.
    DOYUM: (TR) Ganimet almis.
    DÖNDÜ: (TR) Henüz evlenmemis kiz. Örfte devamli erkek çocugu olan ailenin son dogan çocugu kiz olursa döndü adini koyarlardi.
    DÖNE: (TR) Karsi ziyarette bulunma. (bkz. Döndü).
    DUCIHAN: (FAR) Iki cihan, dünya ve ahiret.
    DUDU: (FAR) Hanim, küçük kardes. Papagan, tuti. Bir papagan cinsi.
    DUHA: (AR) Kusluk vakti.
    DUHTER: (FAR) Kerime, kiz.
    DURANAY: (TR) Ayin en uzun süre gökyüzünde kaldigi zaman.
    DURNA: (TR) Bir cins kus. Turna.
    DURSALIHA: (TR-AR) Erkek çocugu olmayan ailelerin en son dogan kiz çocuklarina verdikleri ad.
    DURU: (TR) Saf, berrak.
    DURUGÜL: (TR) Temiz, saf gül.
    DUYGU: (TR) His. Duyulan, isitilen, hissedilen sey.
    DUYSAL: (TR) Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
    DÜRDANE: (FAR) Inci tanesi. Sevgili, kiymetli.
    DÜREFSAN: (FAR) Inci serpen. Inci gibi söz söyleyen agiz.
    DÜRIYYE: (AR) Inci gibi parlayan, parlak. Pariltili yildiz.
    DÜRNUR: (FAR.) Inci isigi.
    DÜRRE: (AR) Inci tanesi.
    DÜRVES: (FAR) Inci gibi.
    DÜZEY: (TR) Seviye.
    DÜZGÜN: (TR) Girintisi, çikintisi, pürüzü olmayan. Düzeltilmis, tesviye edilmis. Iyi düzen verilmis. Intizamli, nizamli. Yolunda, rayinda.

    D - ERKEK


    DADAS: (TR) Erkek kardes. Delikanli, babayigit.
    DAFI: (AR) Defeden, gideren. Savan, savusturan, iten.
    DAGASAN: (TR) Dag asan.
    DAGDELEN: (TR) Dag delen.
    DAGHAN: (TR) Eski Türklerde dag tanrisi.
    DAGTEKIN: (TR) (bkz. Dagasan).
    DAHI: (AR) Üstün zeka sahibi.
    DAIM: (AR) Devamli sürekli, her zaman.
    DALAN: (TR) Biçim, sekil. Ince, narin, zarif.
    DALAYER: (TR) Deniz adami.
    DALDAL: (TR) Kahraman, yigit.
    DALGA: (TR) Denizin yel esince oynayip kabarmasi. Denizde hareketli su kütlesi.
    DALOKAY: (TR) Çok begenilen.
    DAMAN: (FAR) Etek. Bir dag silsilesinin eteginde uzanan bölge.
    DANIS: (FAR) Bilim, bilgi, ilim.
    DANIYAL / DANYAL: (IBR) Bir peygamber. Sözcük: "Tanri benim yargicimdir" anlamina gelir.
    DARCAN: (TR) Aceleci, sikintili. Serçe.
    DARGA: (TR) Baskan, lider.
    DAVUD / DAVUT: (IBR) Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildigi büyük peygamberlerden biri.
    DEDE: (TR) Ana ve babanin babasi. Ced, ata. Çok yasli kimse. Mevlevilikte çile doldurmus, dervislik gayesine erismis ve dergahta hücre sahibi olmus kimse. Bektasilerde seyh, baba.
    DEGER: (TR) Bir seyin tam karsiligi, kiymet, baha. Layik. Bir seyin sahip oldugu yüksek vasif.
    DEHNA: (AR) Kizil. Kumun rengi dolayisiyla Arabistan'da issiz iller adiyla anilan bir çölün adi.
    DEHRI: (AR) Dünyanin sonsuzluguna inanip öteki dünyayi inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldügüne inanan. Materyalist.
    DELAL: (AR) Insana hos, sevimli görünen hal, naz, isve.
    DELFIN: (YUN) Yunus baligi.
    DEMIR: (TR) Dayanikli ve kullanis sahasi genis, mavimsi esmer renkli bir maden. DEMIRAG: (TR) Demirden ag.
    DEMIRALP: (TR) Demir gibi saglam ve yigit.
    DEMIRAY: (TR) Demir gibi.
    DEMIRCAN: (bkz. Demirag).
    DEMIRDELEN: (bkz. Demirag).
    DEMIREL: (TR) Demir gibi güçlü eli olan.
    DEMIRER: (TR) Demir gibi güçlü kimse.
    DEMIRHAN: (TR) Güçlü hükümdar.
    DEMIRKAN: (TR) Güçlü soydan gelen.
    DEMIRMAN: (TR) Demir gibi güçlü saglam kimse.
    DEMIRÖZ: (TR) Özü demir gibi güçlü olan.
    DEMIRSAH: (bkz. Demirhan).
    DEMIRTEKIN: (bkz. Demirhan).
    DEMIRTUG: (bkz. Demirtekin).
    DEMREN: (TR) Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçasi.
    DENGIZ: (TR) (bkz. Deniz).
    DENGIZER: (TR) Denizci.
    DENIZ: (TR) Büyük su kütlesi. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
    DENIZALP: (TR) Yigit denizci.
    DENIZCAN: (TR) (bkz. Denizalp).
    DENIZER: (TR) Deniz adami, denizci.
    DENIZHAN: (TR) Denizlerin hakimi, yöneticisi. Eski Türklerde Deniz tanrisi.
    DERBEND: (AR) Kapilar kapisi.
    DEREM: (FAR) Para, akçe.
    DERIM: (TR) Çadir.
    DERMAN: (FAR) Ilaç. Çare. Takat, kuvvet, güç.
    DERSU: (TR) Hepsi, kamilen, bastan basa hep.
    DERVIS: (FAR) Alçakgönüllülügü ve yoksullugu kabul eden veya bir tarikata bagli bulunan kimse. Fakir ve muhtaç kimse. Daha çok lakap olarak kullanilir.
    DERYA: (FAR) Deniz, büyük nehir.
    DERYAB: (FAR) Akilli, anlayisli.
    DERYACE: (FAR) Küçük deniz. Göl.
    DEVAN: (FAR) Kosan, segirten, hizli yürüyen. Kosmak. Süratle, hizla gitmek.
    DEVLEDDIN / DEVLETTIN: (AR) Dinin mutlulugu, uguru, büyüklügü.
    DEVLET: (AR) Bir hükümet dairesinde teskilatlandirilmis olan siyasi topluluk.
    DEVRAN: (AR) Dünya, felek. Zaman. Talih, yazgi.
    DEVRIM: (TR) Hareket halinde bir seyin bir egri çizerek dönmesi, devretmesi. Köklü degisiklik, inkilap. Eski oldugu fark edileni yikip yerine yeni oldugu farz edileni koymak. Ihtilal.
    DICLE: (TR) Yakindogu'nun Türkiye'den dogan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri.
    DICLEHAN: (TR) Dicle'nin hükümdari.
    DIKÇAM: (TR) Çam gibi uzun. Metanetli.
    DIKMEN: (TR) Koni biçiminde sivri tepe. Daglarin en yüksek yeri. Yayla.
    DILAN: (FAR) Gönüller, yürekler.
    DILAVER: (FAR) Yigit, yürekli.
    DILAZAD: (FAR) Gönlü bir seyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
    DILERCAN: (FAR) Dilekte, istekte bulunan.
    DILGE: (TR) Güzel konusan kimse.
    DILHAN: (FAR) Gönülden söyleyen, içten konusan.
    DILHUN: (FAR) Içi kan aglayan.
    DILSAFA: (FAR) Gönlü sen, rahat, dertsiz.
    DILSAZ: (FAR) Gönül yapan.
    DILSUZ: (FAR) Gönül yakan, yürek yakici.
    DILSAD: (FAR) Gönlü hos, sevilmis.
    DILSAH: (FAR) Gönül hükümdari, sahi.
    DINÇ: (TR) Gücü kuvveti yerinde ve saglikli.
    DINÇAY: (TR) Kuvvetli ay.
    DINÇER: (TR) Kuvvetli kimse, genç, erkek, yigit.
    DINDAR: (FAR-AR) Allah'a inanmis, baglanmis olan kimse.
    DIRAYET: (AR) Zeka, bilgi, kavrayis.
    DIREM: (FAR) Akça, para. Gümüs para.
    DIRENÇ: (TR) Karsi koyan kuvvet, mukavemet.
    DIRICAN: (TR) Güçlü, canli kimse.
    DIRIG: (FAR) Esirgeme, acima.
    DIRSEHAN: (TR) Dede Korkut hikayelerinde, çocugu olmadigi için hor görülen sonra da Bogaç Han adinda yigit bir ogula sahip olan kahramanin adi.
    DIZDAR: (FAR) Kale muhafizi.
    DOGA: (TR) Tabiat.
    DOGAN: (TR) Kartalgillerden, alistirilarak kus avinda kullanilan, yirtici bir kus.
    DOGANALP: (bkz. Dogan).
    DOGANAY: (TR) Ayin ilk günleri.
    DOGANBEY: (TR) Dogan gibi atik ve cesur bey.
    DOGANBIKE: (bkz. Dogan).
    DOGANER: (TR) Güçlü, kuvvetli, yigit.
    DOGANGÜN: (TR) Sabahin ilk isiklan.
    DOGANHAN: (bkz. Doganbey).
    DOGANTEN: (TR) Safak vakti.
    DOGAY: (TR) Ayin dogmasi.
    DOGU: (TR) Dogma bölgesi. Günesin dogdugu yön, sark.
    DOGUHAN: (TR) Dogu ülkesinin hükümdari, hakimi.
    DOGUKAN: (TR) (bkz.. Doguhan).
    DOLUNAY: (TR) Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir.
    DORUK: (TR) Tepe, agaç tepesindeki körpe filiz.
    DUHA: (AR) Kusluk vakti.
    DUMRUL: (TR) Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanin adi.
    DURALI: (bkz. Dursunali).
    DURAK: (TR) Yolu tasiyan araçlarin düzenli olarak durduklari yer. Durma, dinlenme. Cümle sonuna konulan nokta.
    DURAN: (TR) Hareketsiz halde bulunan, sabit.
    DURCAN: (TR) Canli kal, ömrün uzun olsun.
    DURDU: (TR) Uzun ömürlü olmasi, yasamasi istenen çocuklara verilen ad.
    DURHAL: (TR) Hal üzere kal, oldugun gibi kal
    DURKAYA: (TR) Çocuklari devamli ölen ailelerin yeni dogan çocuklarina verdikleri isim.
    DURMUS: (TR) (bkz. Dursun).
    DURNA: (TR) Bir cins kus. Turna.
    DURSUN: (TR) Çocuklari devamli ölen ailelerin yeni dogan çocuklarina verdikleri ad. DURSUNALI: (TR-AR) Kiz çocugu olmayan ailelerin en son dogan erkek çocuklarina verdikleri isim.
    DURUALP: (TR) Özü temiz yigit.
    DURUCAN: (TR) (bkz. Durualp).
    DURUKAN: (bkz. Durualp).
    DURUL: (TR) Berrak, saf duruma gel. Dibe çöken sey, tortu.
    DURUSAN: (TR) Temiz olarak taninmis kimse.
    DURUSOY: (bkz. Durusan).
    DÜDEN: (TR) Yer altinda akan sularin kireçli tabakalari eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. Bataklik, girdap.
    DÜNDAR: (FAR) Eski Fars hükümdari. Arkayi gözeten, koruyan asker.
    DÜRÜST: (FAR) Dogru, düzgün, saglam. Bütün, tam.
    DÜZEY: (TR) Seviye karsiligi olarak uydurulmus olmayan.
    DÜZGÜN: (TR) Girintisi, çikintisi, pürüzü olmayan. Düzeltilmis, tesviye edilmis. Iyi düzen verilmis. Intizamli, nizamli. Yolunda, rayinda.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • E - BAYAN


    EBER: (AR) Hayirli, serefli, faziletli.
    EBRU: (FAR) Kas. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgali, bulutlu. Kagit üzerine kendine has usulle yapilan, mermer, damarlari gibi dalgali sekilli süsleme. Ciltçilikte ve hat sanatinda kullanilir.
    EBYAR: (AR) Pek ak, pek beyaz.
    ECE: (TR) Bas reis. Kraliçe. Ana. Yasli kadin.
    ECEGÜL: (TR) (bkz. Ece).
    ECEHAN: (TR) (bkz. Ece).
    ECEM: (TR) Kraliçem, benim sultanim
    ECHER: (AR) Son derece güzel kadin.
    ECMEL: (AR) En güzel, en yakisikli.
    EDA: (AR) Naz, cilve. Kurum, caka. Alinan seyi geri ödeme. Bir vazifeyi yerine getirmek.
    EDAGÜL: (TR) (bkz. Eda).
    EDIBE: (AR) Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. Edebiyatla ugrasan kimse.
    EDVIYE: (AR) Devalar, ilaçlar, çareler.
    EFDAL: (AR) Çok faziletli, yüksek derecede. Tercihe sayan.
    EFHEM: (AR) Çabuk anlayan. Zihni açik olan. Daha ulu, çok büyük seref sahibi.
    EFIDE: (AR) Yürekler, kalpler, gönüller.
    EFIL: (TR) Rüzgar, dalgalanma.
    EFRAZ: (FAR) Kaldiran, yükselten.
    EFRUG: (FAR) Parilti, isik. Nur.
    EFRUZ: (FAR) Sule, parilti. Aydinlatan, parlatan. Tutusturan, yakan. Gösterisli güzel.
    EFSANE: (FAR) Asilsiz hikaye. Masal, bos söz, saçma sapan lakirdi. Dillere düsmüs, mashur olmus hadise.
    EFSER: (FAR) Taç. Subay.
    EFSUN: (FAR) Efsun, büyü, sihir, gözbagcilik, (bkz. Füsun).
    EFSAN: (FAR) Eklendigi kelimelere "saçan, dagitan" manasi verir. Gülefsan: Gül saçan. Nurefsan: Nur saçan gibi.
    EFTALYA: Bir dönemin ünlü gayrimüslim ses sanatçisi Denizkizi Eftalya'dan
    EFZA: (FAR) Artmak, çogalmak.
    EGE: (TR) Bir çocugu koruyan, islerine bakan ve her halinden sorumlu olan. Yasça büyük, ulu. Sahip.
    EGENUR: (TR) (bkz. Ege).
    EKIM: (TR) Topraga ürün ekme isi. Yilin onuncu ayi.
    EKIN: (TR) Ekilmis tahilin sürmüsü, tarlada bitmis tahil. Kültür.
    ELA: (AR) Sariya çalan kestane rengi, göz rengi.
    ELANUR: (AR) (bkz. Ela).
    ELÇIN: (TR) Deste / Demet / Bir kerede ele alinabilecek kadar az olan nesne
    ELFIDA: (AR) Feda etme, gözden çikarma, verme.
    ELHAN: (AR) Nagmeler, ezgiler.
    ELIF: (AR) Arap alfabesinin ilk harfi. Ebced hesabinda degeri birdir. Müzikte "la" notasini ifade için kullanilirdi. Ülfet eden, dost, tanidik. Alismis, aliskin, alisik.
    ELIFE: (AR) (bkz. Elif).
    ELMAS: (YUN) Bilinen kiymetli tas. Pek sevgili ve kiymetli. Billurlasmis saf ve seffaf karbon. Ucunda sivri bir elmas parçasi bulunan ve cam kesmekte kullanilan alet.
    ELVAN: (AR) (Levn'ler) Renkler, çok renkli, polikrom. Çesitli güzel kokulari tanimlamak için de kullanilir.
    ELVIDA: (AR) Allah'a ismarladik. Allah'a emanet olun yollu ayrilik hitabi, ( el-Veda).
    EMEL: (AR) Ümit. Siddetli arzu, hirs, tamah. Uzun zamanda gerçeklesebilecek arzu. Insan ömrünün yetmeyecegi hülyalar, kuruntular.
    EMINE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçelestirilmis seklidir. )
    EMIRE: (AR) Bir kavmin, bir sehrin basi. Büyük bir hanedana mensup kimse.
    EMRIYE: (AR) Emirle ilgili.
    ENFES: (AR) Çok güzel, en güzel.
    ENHAR: (AR) Irmaklar, çaylar. Cennetlerin altlarindan akan irmaklar.
    ENISE: (AR) Dost arkadas. Yar, sevgili.
    ERÇIN: (FAR) Merdiven, basamak.
    ERDA: (AR) Beyaz karinca.
    ERDEMAY: (TR) Faziletli ay.
    ERDIBIKE: (TR) Olgunluga erismis, deneyimli kadin.
    ERENGÜL: (TR) Eren ve gül isimlerinden birlesik.
    ERGE: (TR) Simarik, nazli.
    ERIBE: (AR) Akilli, zeki kimse.
    ERIKE: (AR) Taht.
    ERMA: (AR) Çok güzel ve cilveli olan.
    ERVIN: (FAR) Tecrübe, sinama, deneme. Seref ve itibar.
    ESENGÜL: (TR) Canli, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.
    ESER: (AR) Nisan, alamet, iz. Etki, tesir. Yok olmus bir nesneden kalma parça. Bir kisinin ortaya koydugu mahsul, telif. Hadis, hadis ilmi. Imal, icat.
    ESIN: (TR) Rüzgar, sabah rüzgari. Ilham, çagrisim.
    ESLEM: (AR) En selamatli, en emin, en dogru yol. Kendisini bütünüyle Allah'in dinine adamis.
    ESMA: (AR) Adlar. Kulaklar, isitme.
    ESMAHAN: (bkz. Esma).
    ESMAN: (AR) Bedeller, kiymetler, degerler.
    ESME: (TR) Esmek fiili.
    ESMER: (AR) Siyah, kara.
    ESMERAY: (AR-TR) Siyah ay, bugday renkli, karayagiz.
    ESRA: (AR) Daha hizli, daha çabuk, en çabuk.
    ESVED: (AR) Siyah, kara.
    EVIN: (TR) Tohum, tane, öz cevher.
    EVLA: (AR) Daha uygun, daha layik, daha iyi üstün. Hayirli amel.
    EVNUR: (TR) (bkz. Evdegül)
    EVRA: (FAR) Hisar.
    EVSEN; (TR) Hafif / Sen olan ev gibi de tanimlanabilir
    EYLÜL: (AR) So***har'in ilk ayi.
    EYSAN: (TR) Sanli güzel, güzelligi ile ünlü
    EZAMET: (AR) (bkz. Azamet). Büyüklük, ululuk. Çalim, kivrim.
    EZFER: (AR) Güzel kokulu.
    EZGI: (TR) Belli bir kurala göre yaratilan ve kulakta haz uyandiran nota dizimi. Makamla söylenen manzum söz. Beste.
    EZRA: (AR) Pek fasih, sözü düzgün adam. Beyaz kulakli siyah at.
    EZRAK: (AR) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su.

    E - ERKEK

    EBECEN: (TR) Akilli çocuk.
    EBED: (AR) Sonu olmayan gelecek.
    EBER: (AR) Hayirli, serefli, faziletli.
    EBHER: (AR) En parlak.
    EBRA: (AR) Ürkme, kaçma. Birden bire ölme.
    EBRAR: (AR) Hayir sahipleri. Iyiler, dindarlar, özü sözü dogru olanlar.
    EBRU: (FAR) Kas. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgali, bulutlu. Kagit üzerine kendine has usulle yapilan, mermer, damarlari gibi dalgali sekilli süsleme.
    EBU: (AR) Baba, ata. (bkz. Ebi, peder).
    EBUBEKIR: (AR) Deve yavrusunun babasi.
    EBUZER: (AR) Altin sahibi, servet ve zenginlik sahibi.
    EBYAR: (AR) Pek ak, pek beyaz.
    ECEMIS: (TR) Çok bilmis.
    ECER: (TR) Yeni, güzel, iyi.
    ECIR: (AR) Bir is ya da emek karsiligi verilen sey. Sevap. Aziz sevgili.
    ECMEL: (AR) En güzel, en yakisikli.
    ECVED / ECVET: (AR) En iyi olan. Eli açik cömert.
    EDEBALI: (TR) (Öl: 1325). Osman Gazi'nin kayinpederi ve hocasi. Osmanli imparatorlugunun kurulusunda önemli bir rolü oldu.
    EDGÜ: (TR) Iyi.
    EDGÜALP: (TR) Iyi yigit.
    EDGÜER: (TR) (bkz. Edgü).
    EDGÜKAN: (TR) (bkz. Edgü).
    EDHEM / ETHEM: (AR) Karayagiz at.
    EDIB / EDIP: (AR) Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. Edebiyatla ugrasan kimse.
    EDIM: (AR) Fiil, amel.
    EDIZ: (TR.) Yüksek, yüksek yer. Ulu, yüce, degerli.
    EFDAL: (AR) Çok faziletli, yüksek derecede.
    EFE: (TR) Agabey, büyük kardes. Yigit, cesur. Kabadayi.
    EFECAN / AFACAN Hareketli, ele avuca sigmaz, akilli
    EFEKAN: (TR) Efe soyundan gelen.
    EFGAN: (FAR) Figan, aglayip inleme, feryat.
    EFGEN: (FAR) Düsüren, yikan, yere atan. Alici, yakici, düsürücü. (bkz. Figen).
    EFIL: (TR) Rüzgar, dalgalanma.
    EFKAR: (AR) Düsünceler. Iç sikintisi, kaygi.
    EFKEN: (FAR) Düskün.
    EFLAK: (AR) Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. Bahtlar, talihler, kaderler.
    EFLAKI: (AR) Gökte oturan melek.
    EFLATUN: (YUN) Açik mor. Aristo'nun hocasi, Sokrat'in talebesi, ünlü Yunan filozofu.
    EFRAHIM: (IBR) Hz. Yusuf un ikinci oglu. Orta Filistin'de yerlesen Israil kabilesine adini verdigi söylenir.
    EFRAS: (AR) Atlar, beygirler, kisraklar.
    EFRASIYAP: (FAR) Turan Türkleri büyük kahraman kaganinin Farsça adi. Alp er Tonga asil adidir. Büyük Iskender'den evvel yasamistir.
    EFSER: (FAR) Taç. Subay.
    EFZA: (FAR) Artmak, çogalmak.
    EGE: (TR) Bir çocugu koruyan, islerine bakan ve her halinden sorumlu olan. Yasça büyük, ulu. Sahip. Türkiye'nin Batisinda bulunan denizin adi.
    EGEMEN: (TR) Buyruk ve hüküm sahibi, buyrugunu yürüten, bagimli olmayan.
    EGESEL: (TR) (bkz. Ege).
    EGILMEZ: (TR) Baskalarinin baskisini ve üstünlügünü kabul etmeyen, bas egmeyen.
    EGIN: (TR) Sirt, arka.
    EHAD: (AR) Bir, tek. Ilk sayi.
    EHIL: (AR) Sahip, malik. Becerikli, yetenekli. Kari-kocadan her biri.
    EHLIMEN: (AR) inançli inanan kimse.
    EJDER: Bir masal yaratigi
    EKABIR: (AR) Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar.
    EKBER: (AR) Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam.
    EKE: (TR) Bilgili, deneyli, olgun. Kurnaz, açikgöz. Bilmis çocuk. Dahi.
    EKEMEN: (TR) (bkz. Eke).
    EKER: (TR) Toprakla ugrasan.
    EKIN: (TR) Ekilmis tahilin filiz vermis biçimi, tarlada bitmis tahil. Bugday. Kültür.
    EKINER: (TR) (bkz. Ekin).
    EKMEL: (AR) Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. En uygun, en eksiksiz.
    EKREM: (AR) . Daha, en kerim. Çok seref sahibi, pek cömert, çok eli açik.
    EKVAN: (AR) Varliklar, alemler, dünyalar. (bkz. Evren).
    ELBURZ: (FAR) Kafkaslarda en yüksek dag. Uzun boylu yakisikli kimse.
    ELÇI: (TR) Baska bir devlet nezdinde devletini temsil eden kisi. Sefir. Allah'in gönderdigi rasul ve nebiler.
    ELDEM: (TR) Sevimli, cana yakin
    ELDEMIR: (TR) Demir gibi güçlü el.
    ELFAZ: (AR) Sözler, sözcükler.
    ELHAN: (AR) Nagmeler, ezgiler.
    EMEÇ: (TR) Hedef. Yamaç. Henüz memeden kesilmemis buzagi.
    EMEK: (TR) Uzun, yorucu ve özenli çalisma. Bir isin yapilmasi için harcanan beden ve kafa gücü.
    EMIN: (AR) Korkusuz kimse. Emniyette olan. Inanan, güvenen. Inanilir, güvenilir. Süpheye düsmeyen, kati olarak bilen. Emanet olarak idare edilen dairelerin basi.
    EMIR: (AR) Bir kavmin, bir sehrin basi. Büyük bir hanedana mensup kimse.
    EMIRHAN: (AR-TR) "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmistir.
    EMRAH: (TR) Saz çalip, oynayan. Erzurum'da dogmus ünlü bir halk ozani.
    EMRAN: (AR) Kürkler, hayvan derileri.
    EMRE: (TR) Asik. Tiryaki. Vurgun.
    EMREDDIN /EMRETTIN: (AR) Dinin emrettigi.
    EMRI: (AR) Emirle ilgili.
    EMRULLAH: (AR) Allah'in emri.
    EMSAL: (AR) Kissalar, hikayeler, destanlar. Numuneler, örnekler. Es benzer. Yatis denk.
    ENAM: (AR) Bütün mahlukat, yaratilmis her sey. Halk, insanlar.
    ENBIYA: (AR) Peygamberler.
    ENDER: (AR) Çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.
    ENER: (TR) En yigit, en kahraman kisi.
    ENERGIN: (TR) En olgun, çok olgun.
    ENES: (AR) Insan.
    ENFA: (AR) Çok yararli, daha çok faydali, (bkz. Nafi).
    ENFAL: (AR) Ganimet.
    ENGIN: (TR) Ucu, bucagi görünmeyecek kadar çok genis. Denizin kiyidan çok uzaklarda bulunan genis bölümü, açik deniz. Deger ve fiyati düsük olan. Yüksekte olmayan, alçak yer.
    ENGINALP: (TR) Degerli yigit.
    ENGIAY: (TR) (bkz. Engin).
    ENGINER: (TR) Iyi, güzel, degerli insan.
    ENGINIZ: (TR) Iz birakacak kadar degerli insan.
    ENGINSOY: (TR) Genis soydan gelen.
    ENGINSU: (TR) Açik deniz.
    ENGINTALAY: (TR) Büyük deniz, okyanus.
    ENGÜR: (TR) Çok gür. Bereketli.
    ENHAR: (AR) Irmaklar, çaylar. Cennetlerin altlarindan akan irmaklar.
    ENIS: (AR) Dost arkadas. Yar, sevgili.
    ENSAR: (AR) Yardimcilar, muavinler, müdafiler, koruyucular. Mekkeli muhacirlere yardim eden, Medineli müslümanlara verilen ad.
    ENVAR: (AR) Ziyalar, aydinliklar, isiklar, parlakliklar.
    ENVER: (AR) Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.
    ERACAR: (TR) Becerikli erkek.
    ERAKALIN: (TR) Alni ak, dürüst erkek.
    ERAKINCI: (TR) Yigit akinci.
    ERAKSAN: (TR) Temiz adli yigit.
    ERALKAN: (TR) Al kanli yigit.
    ERALP: (TR) Yigit erkek.
    ERALTAY: (TR) (bkz. Eralp).
    ERANDAÇ: (TR) (bkz. Eraltay).
    ERANIL: (TR) Yigitliginle anil, tanin.
    ERASLAN: (TR) Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek.
    ERAY: (TR) Erken ay, ilk ay, ayin ilk günlerinde dogan.
    ERBASAT: (TR) (bkz. Eralp).
    ERBATUR: (TR) Cesur, yigit.
    ERBAY: (TR) Soylu, ünlü aileye mensup erkek.
    ERBELGIN: (TR) Açik yürekli erkek.
    ERBEN: (TR) (bkz. Eralp).
    ERBERK: (TR) Simsek gibi yigit.
    ERBOGA: (TR) Boga gibi güçlü erkek.
    ERBOY: (TR) Yigit soydan gelen.
    ERCAN: (TR) Canli, diri, sihhatli erkek.
    ERCIHAN: (TR-FAR) Cihanin tanidigi erkek.
    ERCIVAN: (TR-FAR) Genç erkek.
    ERCÜMENT: (FAR) Muhterem, serefli, itibarli, haysiyetli, seçkin, saygin, degerli.
    ERCÜVAN: (FAR-AR) Erguvan çiçegi. Kizil sey. Kirmizi kadife.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • E - ERKEK (DEVAM)

    ERÇELIK: (TR) Çelik gibi güçlü erkek.
    ERÇETIN: (TR) Sert, güçlü erkek.
    ERÇEVIK: (TR) Çevik, hizli erkek.
    ERÇIN: (FAR) Merdiven, basamak.
    ERDAL: (TR) Tek erkek, dal gibi uzun erkek.
    ERDEM: (TR) Fazilet. Maharet, hüner. Liyakat. Usta gemici. Insanin ruhsal yetkinligi.
    ERDEMALP: (TR) Erdemli yigit.
    ERDEMER: (TR) Erdemli kimse.
    ERDEMIR: (TR) Demir gibi güçlü erkek.
    ERDEMLI: (TR) Erdemli, faziletli.
    ERDENIZ: (TR) (bkz. Deniz).
    ERDESIR: (TR) Cesur, kahraman, aslan yürekli.
    ERDI: (TR) Amacina ulasan, erisen. Olgunlasmis erkek. 3 Ermis veli.
    ERDIM: (TR) (bkz. Erdem).
    ERDIN: (TR) (bkz. Erdi).
    ERDINÇ: (TR) Duru, güçlü kuvvetli erkek.
    ERDOGAN: (TR) Yigit dogan.
    ERDÖNMEZ: (TR) Sözünden dönmeyen, dogru sözlü.
    ERDURAN: (TR) (bkz. Erdönmez).
    ERDURMUS: (TR) (bkz. Erduran).
    ERDURSUN: (TR) (bkz. Erdurmus).
    EREK: (TR) Gerçeklestirilmek için tasarlanan ve erismek istenilen sey, amaç, gaye, hedef.
    EREKEN: (TR) (bkz. Erek).
    EREL: (TR) Erkek eli, güçlü el.
    EREMTR) Ulasmak, kavusmak için çaba gösteren
    EREN: (TR) Yetisen, ulasan, vasil olan. Iyi yetismis kisi. Cesur, yigit adam. Ermis. Koca, zevc. Kisi, sahis.
    ERENALP: (TR) (bkz. Eren).
    ERENAY: (TR) (bkz Eren).
    ERENCAN: (TR) (bkz. Eren).
    ERENDIZ: (TR) Gezegenlerin en büyügü ve günese yakinlik bakimindan besincisi Jüpiter.
    ERENGÜÇ: (TR) (bkz. Eren).
    ERENÖZ: (TR) (bkz. Eren).
    ERENSOY: (TR) (bkz. Eren).
    ERENSU: (TR) (bkz. Eren).
    ERENTÜRK: (TR) Eren-türk.
    ERER: (TR) Ulasir, kavusur.
    ERETNA: (TR) XIV. yy. Orta Anadolu'da Sivas ve Kayseri'de beylik kuran bir zat. Uygur Türkleri'nden olup Küçük Asya'da Anadolu Selçuklularina ait yerleri idarelerine almis olan Ilhanlilarin emirlerindendir.
    EREZ: (AR) Acibadem agaci.
    ERGALIP: (TR-AR) Üstün, yenen kimse.
    ERGAZI: (TR-AR) (bkz. Ergalip).
    ERGENÇ: (TR) Genç erkek.
    ERGENER: (TR) (bkz. Ergenç).
    ERGI: (TR) Iyi, güzel bir seye erisme.
    ERGIN: (TR) Olmus, yetismis, kemale ermis. Haklarini kendi kullanmak için yasanin gösterdigi yasa gelmis olan kimse ( bkz. Resid).
    ERGINAY: (TR) (bkz. Ergin).
    ERGINCAN: (TR) Olgun ruhlu kimse.
    ERGINER: (TR) Olgun erkek.
    ERGINSOY: (TR) Olgun kisilerin soyundan gelen.
    ERGINTUG: (TR) (bkz. Ergin).
    ERGINALP: (TR) (bkz. Ergin).
    ERGÖK: (TR) (bkz. Ergin).
    ERGÖKMEN: (TR) Mavi gözlü, sansin kimse.
    ERGÖNÜL: (TR) Gönül eri, iyi insan.
    ERGUN: (FAR) Sert basli, oynak ve hizli giden at.
    ERGUNALP: (FAR-TR) Hizli, çevik, yigit.
    ERGUNER: (FAR-TR) Hizli, çevik erkek.
    ERGUVAN: (FAR) Kirmizi renkli bir çiçek.
    ERGÜÇ: (TR) Erkek gücü.
    ERGÜDEN: (TR) Yigitlik eden erkek. Yönetme kabiliyeti olan, lider.
    ERGÜDER: (TR) (bkz. Ergüden).
    ERGÜL: (TR) Nadide gül, tek gül.
    ERGÜLEÇ: (TR) Güleryüzlü erkek.
    ERGÜMEN: (TR) Amacina, istegine kavusan.
    ERGÜN: (TR) Yumusak uysal kimse. Sulu kar, sulu saf kar.
    ERGÜNAY: (TR) (bkz. Ergün).
    ERGÜNER: (TR) Yumusak huylu, uysal erkek.
    ERGÜVEN: (TR) Kendine güvenen.
    ERGÜVENÇ: (TR) Güven duyulan kimse.
    ERHAN: (TR) Iyi, adaletli hükümdar.
    ERHUN: (TR) Hunlu yigit.
    ERIB: (AR) Akilli, zeki kimse.
    ERIKER: (TR) Becerikli, yürekli adam.
    ERIM: (TR) Bir seyin erebilecegi uzaklik. Vakif olmak, yetmek.
    ERIMEL: (TR) (bkz. Erim).
    ERIMSAH: (TR) (bkz. Erim).
    ERINÇ: (TR) Rahat, huzur.
    ERINÇER: (TR) Huzur veren kimse.
    ERIPEK: (TR) Yumusak, uysal erkek.
    ERIS: (FAR) Zeki, uyanik, azili.
    ERKAL: (TR) Erkek kal, adam olarak kal.
    ERKAN: (AR) Bir toplulugun ileri gelenleri, büyükler, üstler. General ya da amiral asamasindaki askerler. Yol, yöntem, adet, usûl. Temel esaslar. Rükünler, direkler.
    ERKAM: (AR) Rakamlar, sayilar, yazilar.
    ERKE: (TR) Is basarma gücü. Nazli serbest büyütülmüs çocuk.
    ERKEL: (TR) Güçlü, kudretli el.
    ERKILIÇ: (TR) Kiliç gibi keskin güçlü yigit.
    ERKINAY: (TR) Çalisan erkek.
    ERKIN: (TR) Serbest, hür.
    ERKINER: (TR) Bagimsiz, özgür insan.
    ERKMAN: (TR) Güçlü, etkili, sözü geçen kimse.
    ERKOÇ: (TR) Güçlü, iriyan erkek.
    ERKOÇAK: (TR) Cömert, eli açik. Yigit, kahraman. Becerikli.
    ERKSAN: (TR) Güçlü, etkili san, taninmis ad.
    ERKSOY: (TR) Güçlü soydan gelen.
    ERKSUN: (TR) Gücünü, kudretini göster.
    ERKUL: (TR) Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul.
    ERKUT: (TR) Güçlü, dayanikli erkek. Mübarek insan, kutlu insan.
    ERKUTAY: (TR) Ugurlu ayda dogan erkek.
    ERMAN: (FAR) Arzu, istek. Yerinme, pisman olma.
    ERMIN: (FAR) Keykubat'm dördüncü oglu.
    ERMIS: (TR) Allah'a yönelmis ve bu yolda merhale katetmis kimse. Veli, aziz.
    ERMIYE: (AR) Dolu yagdiran kasirga.
    ERNOYAN: (TR) Yigit baskomutan.
    EROGUZ: (TR) Yigit kimse.
    EROKAY: (TR) Seçkin, begenilen erkek.
    EROL: (TR) Erkek ol. "Er" ve "ol" kelimelerinden birlesik isim.
    ERONAT: (TR) Dürüst, güvenilir, iyi erkek.
    EROZAN: (TR) Erkek ozan, sair.
    ERÖZ: (TR) Özü erkek, yigit olan.
    ERSAL: (TR) Yigitliginle tanin.
    ERSALMIS: (TR) (bkz. Ersal).
    ERSAN: (TR) Adiyla, saniyla ünlenmis erkek. Güzel, güçlü san birakmak.
    ERSAVAS: (TR) (bkz. Ersal).
    ERSAYIN: (TR) Saygi deger kimse.
    ERSEÇ: (TR) Seçkin ol.
    ERSEN: (FAR) Meclis, kurultay, kongre.
    ERSERIM: (TR) (bkz. Serim).
    ERSEVEN: (TR) Seven erkek.
    ERSEVER: (TR) (bkz. Erseven).
    ERSEVIM: (TR) Sevimli, sempatik erkek.
    ERSEZEN: (TR) (bkz. Ersezer).
    ERSEZER: (TR) Kavrayisi güçlü erkek.
    ERSÖZ: (TR) Yigit sözlü.
    ERSU: (TR) (bkz. Ersöz).
    ERSUNAL: (TR) (bkz. Ersu).
    ERSAD: (TR-FAR) Sevinçli, mutlu erkek.
    ERSAHAN: (TR) Sahin gibi güçlü yigit.
    ERSAHIN: (TR) Erkek sahin, kus.
    ERSAN: (TR) Yigitligiyle taninmis, ünlenmis erkek.
    ERSED: (AR) Resid, ergin olan, dogru yola daha yakin, hareket hatti daha iyi olan.
    ERSEN: (TR) Mutlu, neseli erkek.
    ERTAN: (AR) Erken gün dogma zamani..
    ERTAS: (TR) Tas gibi erkek. Er ve tas kelimelerinden birlesik isim.
    ERTAY: (TR) Uzun boylu, yakisikli erkek.
    ERTE: (TR) Gelecek safak, safak sökme zamani. Yarin. Herhangi bir iste ilk basari.
    ERTEK: (TR) Tek, essiz yigit.
    ERTEKIN: (TR) Soylu erkek. Er ve tekin kelimelerinden birlesik isim.
    ERTEN: (TR) Sabah günesin dogdugu zaman. Gün.
    ERTINGÜ: (TR) Olaganüstü görülmemis.
    ERTOK: (TR) Gözü, gönlü tok yigit.
    ERTÖRE: (TR) Töreleri olan yigit.
    ERTUG: (TR) Sorguç tutan erkek.
    ERTUGRUL: (TR) Dürüst, dogru, yigit.
    ERTUNA: (TR) (bkz.Tuna).
    ERTUNÇ: (TR) Tunç renkli erkek. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek.
    ERTUNGA: (TR) Yigit hakan. Uygur yazitlarinda geçen Türk adi.
    ERTÜZE: (TR) (bkz. Tüze).
    ERÜSTÜN: (TR) Üstün erkek.
    ERVA: (AR) Çok güzel genç. Son derece cesur ve yigit adam.
    ERYALÇIN: (TR) Sert, güçlü, boyun egmez yigit.
    ERYAMAN: (TR) Güçlü, becerikli.
    ERYAVUZ: (TR) Yürekli, korkusuz.
    ERYETIS: (TR) Erken gel.
    ERYILDIZ: (TR) Yildiz gibi parlak yigit.
    ERYILMAZ: (TR) (bkz. Yilmaz).
    ERZADE: (TR-FAR) Yigit oglu.
    ERZAN: (FAR) Ucuz, bol. Uygun, münasip, layik.
    ESAD / ESAT: (AR) Oldukça mutlu, daha saadetli. Çok hayirli.
    ESED: (AR) Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kisi anlamindadir.
    ESEN: (TR) Sag, salim, saglikli.
    ESENBOGA: (TR) (bkz. Esen).
    ESENDAG: (TR) Dag gibi güven verici ve saglam yapti.
    ESENER: (TR) Saglikli, rahat kimse.
    ESENTÜRK: (TR) Güçlü, kuvvetli, saglikli Türk.
    ESER: (Ar.) Nisan, alamet, iz. Etki, tesir. Yok olmus bir nesneden kalma parça. Bir kisinin ortaya koydugu ürün.
    ESLEK: (TR) Çaliskan, gayretli. Yumusak basli, uysal. Atik, çevik.
    ESLEM: (AR) En güvenli, en emin, en dogru yol.
    ESAY: (TR) Ay kadar güzel.
    ESCA: (AR) En cesur, en yigit kisi.
    ESFAK: (AR) Daha sefkatli, çok merhametli.
    ESIR: (AR) Çok sevinçli.
    ESRAF: (AR) Serefli, saygin kimseler. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler.
    ESREF: (AR) Serefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem.
    ETEM: (AR) Daha tam daha noksansiz, mükemmel.
    ETHEM: (AR) Karayagiz at.
    EVCAN: (TR) Evdeki insan evcimen.
    EVCIMEN: (TR) Evine, ailesine bagli. Ev islerinde becerikli.
    EVFA: (AR) Daha vefali, cana yakin, sözünde duran.
    EVIRGEN: (TR) Isini bilen, tedbirli kimse.
    EVLIYA: (AR) Veliler. Allah'in dostlari.
    EVREN: (TR) Büyük yilan, ejderha. Felek, zaman. Kainat, dünya.
    EVSAN: (AR) Pullar, harçlar
    EVVAH: (AR) Çok ah eden. Çok dua eden. Merhametli.
    EVVEL: (AR) Ilk baslangiç, ilkin.
    EYGÜL: (TR) Iyi.
    EYMEN: (AR) Daha ugurlu, çok talihli, hayirli, kutlu. Sag taraftaki.
    EYÜB / EYÜP: (AR) Sabirli. Dönen, pisman olan, günahlarina tövbe eden.
    EZEL: (AR) Baslangici olmayan
    EZELHAN: (AR-TR) (bkz. Ezel).
    EZGÜ: (TR) Makam, hava.
    EZHAN: (AR) Insanda akil, fikir, zeka, hafiza anlayis, kavrayis, kudretleri.
    EZHERAN: (AR) Ay ve günes.
    EZNEV: (FAR) Yeni bastan, yeniden.
    EZRAK: (AR) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su.

    F - BAYAN


    FADILE: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, üstün.
    FADIME: (TR) (bkz. Fatma).
    FAHAMET: (AR) Fahimlik, ululuk. Itibar, kiymet, deger.
    FAHIME: (AR) Akilli, anlayisli, kavrayisli. Ulu, büyük, sayan.
    FAHIRE: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Serefli, kiymetli. Parlak, mükemmel.
    FAHRIYE: (AR) Bir karsilik beklemeden yalnizca seref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen is. (Is, sifat, unvan). Fahri üye; maassiz, ücretsiz veya kurum için gurur kaynagi olan kisi.
    FAHRUNNISA: (AR) Çok övünen, sanli, serefli, onurlu kadin.
    FAIKA: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.
    FAIZA: (AR) Fevz bulan, muradina ulasan, basari kazanan.
    FATINE: (AR) Zeki, anlayisli. Zihni açik, kavrayisli. Uyanik.
    FATIMA / FATMA: (AR) Sütten kesilmis. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kilinmis.
    FATMAGÜL: (AR) (bkz. Fatma).
    FATMANUR: (AR) (bkz. Fatma).
    FAYIHA: (AR) Çiçek veya meyve kokusu. Güzel kokulu nesne.
    FAZILA: (AR) Faziletli, fazilet sahibi.
    FAZILET: (AR) Insanda iyilik etmeye ve fenaliktan çekinmeye olan devamli ve degismez yetenek, güzel vasif. Kisiyi, ahlakli ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. Insanin yaratilisindaki iyilik, iyi huy, erdem.
    FECRIYE: (AR) Sabaha karsi günes dogmadan önce ufkun gündogusu tarafindan görülen aydinligi, tanyerinin agarmasi.
    FEHAMET: (AR) (bkz. Fahamet).
    FEHIME: (AR) Zeki, anlayisli, pek çok anlayan.
    FEHMIYE: (AR) Zeki, anlayisli, pek çok anlayan.
    FERAH: (Ar) Gönül açikligi. Sevinç, scvinme.
    FERAHENGIZ: (FAR) Ünlü bir çesit lale.
    FERAHET: (FAR) San ve seref.
    FERAHFEZA: (AR-FAR) Ferah artiran. Türk müziginin birlesik makamlarindan. Meshur bir lale türü.
    FERAHNA: (FAR) Bolluk, genislik. Genis yer.
    FERAHNAK: (AR-FAR) Sevinçli. Türk müziginin birlesik makamlarindan.
    FERAHNAZ: (FAR) Nazli kiz.
    FERAHSAN: (AR-FAR) Sevinç veren. Ferah saçan.
    FERASET: (AR) Anlayislilik, çabuk sezis.
    FERAY: (FAR) Aydinlik, parlak ay, canlilik, süs, zinet.
    FERDA: (FAR) Yarin. Gelecek zaman, ati. Ahiret, öbür dünya.
    FERDANE: (AR) Tekli, yalniz.
    FERDIYYE: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek basina yapilan.
    FERHUNDE: (FAR) Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, ugurlu
    FERIDE: (AR) Tek, essiz, esi olmayan, kiyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. Kendi iradesiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse.
    FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir.
    FERZAN: (FAR) Ilim ve hikmet.
    FERZANE: (FAR) Alim, bilgin, seçkin. Benzerlerinden, akranlarindan ileride. Hakim, düsünür.
    FESAHAT: (AR) Açiklik, duruluk.
    FETANET: (AR) Zihin açikligi, zihnin yaratilistan bir seyi çabuk ve iyi kavramasi.
    FETHIYYE: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkinda yazilan kaside.
    FEVZIYE: (AR) Kurtulusla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan.
    FEYZA: (AR) Suyun tasip akmasi. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalik, gürlük, ilerleme, çogalma. Ilim, irfan. Feyz ile dolu olan.
    FEZA: (AR) Ucu bucagi bulunmayan bosluk. Dünyanin sonsuz olan genisligi, sema.
    FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.
    FIDE: (YUN) Bahçivanlikta, yastiklarda tohumdan yetistirilip baska yerlere dikilmek için hazirlanan sebze veya körpe çiçek.
    FIGEN: (FAR) Atici, yikici, düsürücü. Çiçek demeti / Gölge yapan, gölge düsüren
    FIKRIYE: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düsünerek meydana getirilen sey.
    FILIZ: (AR) Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çikan yeni uçlar. Ocaktan çikarilmis, eritilmemis ham maden, cevher, gümüs, filiz. Betonarmede demirleri eklemek için birakilan uzantilar. Ince taze ve güzel vücutlu.
    FIRDEVS: (AR) Cennet . Bostan, bahçe.
    FIRUZE: (AR) Açik yesil, dag yesili ile gök mavisi arasinda ve bal mumu parlakliginda kiymetli tas.
    FITNAT: (AR) Zihin açikligi, zeyreklik. Zihnin herseyi çabuk anlayisi.
    FULYA: (ITA) Nergisgillerden, san renkte çiçegi keskin ve güzel kokulu bir bitki, sari sogançiçegi.
    FUNDA: (TR) Kircik yerlerde yetisen ve birçok çesidi olan çali.
    FÜREYYA: (FAR) Parlak, isiltili günler
    FÜRUZAN: (FAR) Parlayici, parlayan, parlak.
    FÜSUN: (AR) Büyü sihir. Sasirtici güzellige sahip, hayret verici derecede güzel.

    F - ERKEK


    FADALE: (AR) Faziletli.
    FADIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi.
    FADL: (AR) Iyilik. Fazilet. Erdemlilik.
    FAHIM: (AR) Akilli, anlayisli, kavrayisli. Ulu, büyük, sayan.
    FAHIR: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Serefli, kiymetli. Parlak, güzel, mükemmel.
    FAHREDDIN / FAHRETTIN: (AR) Dinin övdügü, diniyle övünen. Dinin seçkini.
    FAHRI: (AR) Bir karsilik beklemeden yalnizca seref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen is. (Is, sifat, unvan). Fahri üye; maassiz, ücretsiz veya kurum için gurur kaynagi olan kisi.
    FAIK: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.
    FAKI: (TR) Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.
    FAKIH: (AR) Bir sey bilen yahut anlayan kimse. Fikih ilminde üstad. Islam hukuk bilgini.
    FALIH: (AR) Felaha eren, basari kazanan, muradina eren. Topragi süren, eken.
    FARIS: (AR) Atli (süvari). Binici, ata binmekte maharetli. Ferasetli, anlayisli.
    FARUK: (AR) Hakliyi haksizi ayirmakta güçlü olan. Dogruyu yanlistan ayiran.
    FATIH: (AR) Fetheden, açan. Bir ülkeyi, sehri veya kaleyi zapteden kimse.
    FATIN: (AR) Zeki, anlayisli. Zihni açik, kavrayisli. Uyanik.
    FAYIH: (AR) Kendiliginden dagilan güzel koku.
    FAYSAL: (AR) Keskin hüküm, karar. Halletme, neticelendirme. Keskin kiliç. Hakim.
    FAZIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, faik, üstün.
    FAZLI: (AR) Deger, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. Fazla, ziyade, artik, baki. Iki sayinin birbirinden olan farklari. Ilim ve irfan sahibi.
    FAZLULLAH: (AR) Allah'in fazli, erdemi, lütfü.
    FECRI: (AR) Sabaha karsi günes dogmadan önce ufkun gündogusu tarafindan görülen aydinligi, tanyerinin agarmasi.
    FEDAI: (Ar.) Canini esirgemeyen, önemli bir amaç ugrunda canini vermeye hazir bulunan.
    FEDAKÂR: (FAR) Kendini veya sahsi menfaatlerini esirgemeyen.
    FEHIM: (AR) Zeki, anlayisli, pek çok anlayan.
    FEHMI: (AR) Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz. Fehim).
    FELAH: (AR) Kurtulus, selamet, mutluluk, bahtiyarlik.
    FELAK: (AR) Gün agarmasi.
    FELIN: (AR) Mantar.
    FENER: (YUN) Içinde isik kaynagi bulunan seffaf mahfaza.
    FERAG: (FAR) Serin rüzgar.
    FERAHET: (FAR) San ve seref.
    FERAMUS: (Fars.) Unutma, hatirdan çikma.
    FERDI: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek basina yapilan.
    FEREC: (AR) Gam, tasa ve sikintidan kurtulma. Zafer.
    FERHAD: (FAR) Anadolu Anonimi'nde Ferhad ve Sirin adiyla meshur olan eski bir hikayenin erkek kahramani olup Sirin'in asikidir.
    FERHAN: (AR) Sevinçli, mesut. Sen, memnun.
    FERHAT: (AR) Sevinç, nese. (bkz. Ferhad).
    FERID / FERIT: (AR) Tek, essiz, esi olmayan, kiyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün.
    FERIDUN: (FAR) Sekizinci gök.
    FERIT: (FAR) Avci kus. Donmus, katilasmis sey.
    FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir.
    FERMAN: (FAR) Emir, buyruk. Padisah tarafindan verilen yazili emir, berat, buyrultu.
    FERRUH: (FAR) Ugurlu, kutlu. Mübarek. Aydinlik insan.
    FERRUHI: (FAR) Ferruha ait. Ugurluluk, meymenet. Iranli ünlü sair.
    FETHI: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkinda yazilan kaside.
    FETHULLAH: (AR) Dinin açilmasi. Yasamaya baslamak.
    FETIH: (AR) Açma, açis, açilma. Bir ülkeyi, sehri veya kaleyi ele geçirme. Zafer.
    FETTAH: (AR) Açan, açici, zafer kazanmis, üstün gelmis.
    FEVZI: (AR) Kurtulusla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan.
    FEYHA: (AR) Büyük, genis, engin.
    FEYYAZ: (AR) Çok faydali, çok verimli. Feyiz, bereket ve bolluk veren.
    FEYZI: (AR) Ilim, irfan. Akma, suyun akip tasmasi. Bolluk çokluk, verimlilik.
    FEYZULLAH: (AR) Allah'in feyzi, bollugu, bereketi.
    FEZA: (AR) Ucu bucagi bulunmayan bosluk. Dünyanin sonsuz olan genisligi, sema.
    FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.
    FIRAT: (AR) Tatli su. Türkiye'nin en uzun nehri.
    FIKRET: (AR) Fikir, düsünce. Idrak. Zihin, akil. Murat, maksat, niyet.
    FIKRI: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düsünerek meydana getirilen sey.
    FIRAS: (AR) Yigit, mert. Binici, at yetistirici.
    FIRAZENDE: (FAR) Yükselten.
    FUAD: (AR) Kalb, yürük, gönül.
    FURKAN: (AR) Hakki, batildan, dogruyu yanlistan ayirma, tefrik.
    FUZULI: (AR) Bosuna, yersiz, lüzumsuz, haksiz. Bosbogaz lüzumsuz islerle ugrasan. Yetkisi olmadigi halde baskasi namina tasarrufta bulunan.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • G - BAYAN

    GALIBE: (AR) Muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskin.
    GAMZE: (AR) Süzgün bakis. Çene veya yanak çukurlugu.
    GANIYE: (AR) Zengin kadin. Zengin kiz. Çok hos. Sarkici.
    GANIME: (AR) Ganimet alan.
    GANIMET: (AR) Savas sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar.
    GARIBE: (AR) Yabanci, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak.
    GAYE: (AR) Maksat, meram. Netice, son, hedef.
    GAZALE: (AR) Disi geyik.
    GAZIRE: (AR) Yumusak, mülayim. Tatli, nazik, uysal.
    GELINCIK: (TR) Yazin kirlarda yetisen kirmizi ve büyük çiçekli bitki. Sansargillerden ince yapili, sivri çeneli, küçük bir hayvan. Mezgitgillerden, yilan baligina benzer eti sevilen bir balik.
    GEYSU: (FAR) Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.
    GIZEM: (TR) Sir.
    GONCA: (FAR) Henüz açilmamis gül, tomurcuk.
    GÖGEM: (TR) Halk dilinde yesile çalan mor.
    GÖKBEN: (TR) Gökle ilgili, uzay sema.
    GÖKÇAY: (TR), (bkz. Gökçe) Kuzey Kafkasya da az tatli su gölü.
    GÖKÇE: (TR) Gökle ilgili göge ait semavi. Mavi, mavimsi. Güzel hos. Gösterisli.
    GÖKÇEN: (TR) (bkz. Gökçe).
    GÖKKUSAGI: (TR) Düsmekte olan yagmur damlaciklarinda günes isinlarinin kirilip yansimasiyla gökyüzünde olusan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alki.
    GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarisin kimse.
    GÖKNIL: (TR) Gökyüzüne ait olan, Gök + Nil olarak da düsünülebilir
    GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karsiligi olarak kullanilan sözcük.
    GÖKSEVIM: (TR) Sevimli gök.
    GÖKSU: (TR) Türklerin birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarindan.
    GÖKSEN: (TR) Gökle ilgili, aydinlik isikli gök.
    GÖKSIN: (TR) Gök gibi mavi gözlü / Sonsuz mavi derinlik.
    GÖNENÇ: (TR) Refah hali, mutluluk.
    GÖNÜL: (TR) Insanin manevi varliginin ifadesi, inanci ve hislerinin kaynagi. Istek, arzu, heves, niyet. Duygu, his, ask.
    GÖRGÜ: (TR) Bir topluluga ait uyulmasi gereken nezaket kaideleri muaseret adabi. Deneme, tecrübe. Görmüs olma durumu, görgü sahidi.
    GÖRKEM: (TR) Ihtisam, gösteris . Gösterisli, heybetli.
    GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili.
    GÖZDE: (TR) Göze girmis olan sevilen begenilen, benimsenen. Begenilen kadin.
    GÖZEN: (TR) Bir tür alageyik.
    GÖZLEM: (TR) Izlenim, gözlemek.
    GÜFTE: (FAR) Söylenis, söylenmis. Bir söz eserinin bestelenmis bulunan manzum sözleri.
    GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher).
    GÜHERPARE: (FAR) Cevher parçasi.
    GÜL: (FAR) . Çiçek. Bilinen çiçek, gül çiçegi, gülagaci. Basina ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanilan bir isimdir. (Nazligül,Aysegül, Gülay,Gülcan vb).
    GÜLAFET: (FAR) Nefes kesen güzellikle. Gül ve âfet kelimesinden olusmus birlesik isim.
    GÜLBAHAR: (FAR) Bahar gülü. Ebru sanatinda kullanilan koyu kirmizi renkte toprak.
    GÜLBANU: (FAR) Gülhanim. Gül gibi güzel kadin. Gül hatun.
    GÜLBEDEN: (FAR) Zarif, ince vücuda sahip.
    GÜLBERK: (FAR) Gül yapragi.
    GÜLBESEKER: (FAR) Bir çesit gül tatlisi.
    GÜLBEYAZ: (FAR-TR) Beyaz gül.
    GÜLBIN: (FAR) Gül kökü, gül biten yer.
    GÜLBIZ: (FAR) Gül serpen, gül serpilmis.
    GÜLCIHAN: (TR) Dünyaya bedel gül.
    GÜLÇE: (FAR) Gülcük, küçük gül.
    GÜLÇIN: (FAR) Gül toplayan, gül devsiren.
    GÜLDEHAN FAR) Gül agizli, agzi gül gibi olan.
    GÜLDEREN: (FAR-TR) Gül toplayan, gül derleyen.
    GÜLDESTE: (FAR) Güldemeti, çiçek destesi. Türk müziginde bilesik bir makam.
    GÜLENAY: (TR) Devamli gülen, ayyüzlü kisi.
    GÜLENDAM: (FAR) Gül endamli, gül boylu, nazik, güzel endam.
    GÜLENNUR: (TR) Gülmesiyle etrafi aydinlatan, isik saçan kimse.
    GÜLER: (TR) Gülen, sevinçli, handan.
    GÜLFAM: (FAR) Gül renkli. Gül gibi kizil olan.
    GÜLGONCA: (FAR) Açilmamis gül.
    GÜLGÜN: (FAR) Gül renkli, gül renginde, pembe.
    GÜLHAN: (FAR) Gül evi, ateshane.
    GÜLHANIM: (TR) Iyi huylu, nazik hanim. Gül yüzlü hanim.
    GÜLHAYAT: (TR) Mutlu, huzurlu bir hayat. Gül gibi güzel hayat.
    GÜLIBAR: (TR) - Gül firtinasi. -Erkek ve kadin adi olarak kullanilir.
    GÜLIN: (TR) Güle ait olan, gülden gelen.
    GÜLISTAN: (FAR) Gül bahçesi, güllük. Azerbaycan'da Karabag bölgesinde bir mevki.
    GÜLIZAR: (FAR) Gül yanakli. Al yanakli. Türk musikisinde bilesik bir makam.
    GÜLKIZ: (TR) Güle benzeyen kiz.
    GÜLLÜ: (TR) Gülü olan. Gül desenli (kumas).
    GÜLNAR: (FAR) Hisar, kule.
    GÜLNAME: (FAR) Sevgiliye yazilan mektup, kaside.
    GÜLNAR: (FAR) Nar çiçegi.
    GÜLNAZ: (FAR) Gül yüzlü kadin. Gül gibi, nazli narin.
    GÜLNIHAL: (FAR) Gül fidani. Gül agaci.
    GÜLNUR: (TR-AR) Etrafina isik saçan, aydinlatan gül.
    GÜLNÜS: (FAR) Güliçen. Gülle özdeslesmis, gül gibi.
    GÜLPERI: (FAR) Gizli gül. Gül gibi peri gibi güzel.
    GÜLRANA: (FAR) Güzel gül, disi sari içi kirmizi renkte olan bir çesit gül.
    GÜLRIZ: (FAR) Gül saçan, gül serpen. Meshur bir çesit lale.
    GÜLRUHSAR: (FAR) Gül yanakli.
    GÜLSEREN: (TR) Gül toplayan, gül dagitan.
    GÜLSEVIM: (TR) Sevimli, güzel, hos görünüslü gül.
    GÜLSU: (TR) Gül renkli su, taze su.
    GÜLSUNA: (TR) Gül gibi çekici kadin. Güzel sevgili.
    GÜLSÜM: (TR) Yuvarlak dolgun, güzel yüzlü.
    GÜLSAH: (FA) Güllerin sahi.
    GÜLSEN: (FAR) Gülbahçesi, gülistan, gülizar,
    GÜLTANE / GÜLDANE: (TR) Yeni açmis gül, gonca.
    GÜLTEN: (FAR) Gül tenli, gül vücutlu.
    GÜLZAR: (FAR) Gülbahçesi, gül tarlasi.
    GÜNAY: (TR) Gündüz, gün aydinliginda ay.
    GÜNES: (TR) Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafinda döndügü, isik ve isi yayan büyük gök cismi, sems.
    GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri.
    GÜNSEL: (TR) Hizli akan sel. Isik seli.
    GÜRAY: (TR) Dolunay.
    GÜZIDE: (FAR) Seçkin, seçilmis, begenilmis.
    GÜZIN: (FAR) Seçen, seçilmis, seçkin, begenilmis.

    G - ERKEK


    GAFFAR: (AR) Kullarinin günahlarini affeden, Allah. Çok merhamet eden. Allah'in isimlerinden. (bkz. Abdülgaffar).
    GAFUR: (AR) Magfiret eden, yargilayan, affeden, bagislayan, merhamet eden Allah. Allah'in isimlerinden. (bkz. Gaffar).
    GAGAUZ: (TR) Gökoguzlar. Hristiyanlarin Ortodoks mezhebine bagli Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yasamaktadirlar. Deliorman, Dobruca, Beserabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.
    GALIB/ GALIP: (AR) Galebe çalan, muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskin.
    GANI: (AR) Zengin varlikli, bol doygun. Sahip oldugunda fazlasini istemeyen.
    GANIM: (AR) Ganimet alan.
    GAYRET: (AR) Çalisma, çabalama. Kiskanma, çekememe.
    GAZA: (AR) Din ugruna savas.
    GAZANFER: (AR) Iri arslan. Cesur, yürekli, yigit adam.
    GAZEL: (AR) Latif. Kuruyarak dökülmüs agaç yapragi. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarinda en yaygin nazim sekli.
    GAZI: (AR) Allah yolunda savasan kisi. Gaza sirasinda yaralanan kimse. Gaza sirasinda yararliklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 2. Mahmut zamaninda çikarilan altin sikke.
    GAZIR: (AR) Yumusak, mülayim. Tatli, nazik, uysal.
    GAZZAL: (AR) Iplikçi.
    GAZZALI: (AR) Islam aleminin büyük mütefekkirlerinden. Babasi "Gazzal-iplikçi" oldugu için kendisine Gazali adi verilmistir.
    GENÇ: (FAR) Hazine define. (AR)Naz, eda, cilve.
    GENCAL: (TR) Genç kal.
    GENCAY: (TR) Ayin bir haftalik oluncaya kadar ki sekli, hilal.
    GENCE: (FAR) Kuzey Azerbaycan'in Baku'dan sonra en büyük sehri.
    GENCER: (TR) Yeni taze, körpe kimse, yigit.
    GENÇYAZ: (TR) Ilkbahar.
    GIYAS: (AR) Yardim.
    GIYASEDDIN/ GIYASETTIN: (AR) Dinin yayilmasi için yardimi dokunan zat.
    GILMAN: (AR) Tüyü, biyigi çikmamis delikanlilar gençler. Köleler, esirler. Cennette hizmet gören erkekler.
    GILSAH: (FAR) Balçik sah. Balçiktan yapildigi için Hz. Adem'in lakabi.
    GIRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli. Kirim hanlari tarafindan unvan olarak kullanilmistir.
    GIRGIN: (AR) Herkesle çabucak yakinlik kurarak isini yürütebilen.
    GIRYAR: (FAR) Aglayici, aglayan, (bkz. Nalan).
    GÖKALP: (TR) Göklerin yigidi bahadir.
    GÖKÇEK: (TR) Güzel çok güzel. Hos, sevimli, cana yakin alimli. Ince narin zarif.
    GÖKDOGAN: (TR) Kuzey yarimkürede yasayan bir dogan türü.
    GÖKEKIN: (TR) Yeni basak meydana getirmis ekin.
    GÖKKIR: (TR) At renklerinden maviye çalan kir.
    GÖKKUSAGI: (TR) Düsmekte olan yagmur damlaciklarinda günes isinlarinin kirilip yansimasiyla gökyüzünde olusan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alki.
    GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarisin kimse.
    GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karsiligi olarak kullanilan sözcük.
    GÖKSU: (TR) Türklerin çevrelerindeki birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarindan.
    GÖKSÜN: (TR) Binboga daglarindan Elbistan'in güney batisinda Seyhan nehrine karisan çay.
    GÖKTEPE: (TR) Mavi tepe.
    GÖKTÜRK: (TR) Orta Asya'da yasamis eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse. GÖKYÜZÜ: (TR) Gögün görünen yüzeyi (sema).
    GÖRKEM: (TR) Ihtisam, gösteris karsiligi olarak kullanilan bir kelimedir. Gösterisli, heybetli.
    GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili.
    GÖZLEM: (TR) Izlenim, müsahade, gözlemek.
    GURBET: (AR) Dogup yasanilmis olan yerden uzakta yer.
    GÜÇLÜ: (TR) Gücü olan kuvvetli zorlu.
    GÜFTAR: (FAR) Söz, kelam.
    GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher).
    GÜLABI: (FAR) Gülsuyu.
    GÜNER: (TR) Günesin dogma zamani.
    GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri.
    GÜNGÖR: (TR) Iyi günler yasa.
    GÜNHAN: (TR) Oguz'un alti ogulundan Günesi simgeleyenin adi
    GÜNSEL: (TR) Hizli akan sel.
    GÜRAY: (TR) Yeni dogan ay.
    GÜRBÜZ: (TR) Iyi, yetismis, saglam ve kuvvetli. Cesur, kuvvetli. Saglikli, sihhatli.
    GÜRÇINAR: (TR) Çok büyümüs, gelismis, serpilmis.
    GÜRAL: (TR) Çok al, bol al
    GÜRCAN: (TR) Herkesi seven, özveride bulunan
    GÜRDAL: (TR) Güçlü, gelismis dal.
    GÜREL: (TR) Maiyeti genis, çevresi güçlü kuvvetli.
    GÜRGAN: (FAR) Iran'in kuzeydogusunnda bir yer. Aksak Timur'un lakabi.
    GÜRHAN: (TR) Hanlar hani.
    GÜRKAN: (TR) Bol kan. Genç, taze, gelismis, serpilmis.
    GÜROL: (TR) Büyü, serpil, gelis.
    GÜRSU: (TR) Temiz, pak, hizli su.
    GÜVEN: (TR) Korku ve kusku duygusundan uzak. Inanma ve baglanma duygusu. Yüreklilik, cesaret.
    GÜVENÇ: (TR) Güvenme, dayanma, itimat. Övünme, gurur.

    H - BAYAN


    HABIBE: (AR) Sevgili. Seven, dost.
    HABINAR: (AR) Nar tanesi.
    HACCE: (AR) Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden haci kadin. Bir çesit akdiken.
    HACER: (AR) Tas, kaya.
    HADIYE: (AR) Yenilene yardim eden, yardimci. Hidayet eden, dogru yolu gösteren. Kilavuz, rehber. Önde giden kimse. Mizrak ucu.
    HADICE / HATICE: (AR) Vakitsiz, erken dogan kiz çocugu.
    HAFAZA: (AR) Insanin yaptigi isleri yazmakla görevli melekler. Bekçiler.
    HAFIDE: (AR) Kiz torun.
    HAFIZE: (AR) Allah'in adlarindandir. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. Kur'an'i ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.
    HAKIKAT: (AR) Bir seyin asli ve esasi, mahiyeti. Gerçek, dogru, gerçekten, dogrusu. Sadakat, dogruluk, baglilik, kadirbilirlik.
    HAKIME: (AR) Her seye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. Hükmeden, dava yargilama isine memur olan, yargiç. Üstte bulunan. Hekim, akilli, becerikli. Kadi, vali, amir, hükümdar, emir.
    HAKIMIYET: (AR) Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.
    HALE: (AR) Ayin ve günesin etrafinda bazi zamanlarda görülen isikli halka, ayla, agil.
    HALENUR: (AR) Hale+Nur.
    HALIDE: (AR) Sonsuz, daim, ebedi. Bir yildan çok yasayan.
    HALIME: (AR) Sakin, sessiz. Tabiati yavas olan, yumusak huylu.
    HALISE: (AR) Hilesiz, katkisiz. Karismamis, katisiksiz, saf, hilesiz. Temiz. Yalniz, sadece.
    HAMASET: (AR) Cesaret, kahramanlik, yigitlik. Kahramanca siir.
    HAMDIYE: (AR) Allah'i övmek. Allah'a sükretmek. Sükreden, sükredici.
    HAMIDE: (AR) Koru sönmedigi halde alevi sönen ates. Hamdeden, sükreden kul.
    HAMIYE: (AR) Himaye eden, koruyan korucu. Kayiran, kayirici.
    HAMIYETAR) Milli onur ve haysiyet. Insanlik, fazilet. Izzeti nefs.
    HAMRA: (AR) Daha, pek çok kizil, kirmizi
    HANDAN: (FAR) Gülen, gülücü. Güler yüzlü, sevimli.
    HANDE: (FAR) Açilis, açilma. Gülme, gülüs.
    HANDEGÜL: (FAR) Gülün açmasi.
    HANIFE: (AR) Allah'in birligine inanan. Islam inancina siki ve samimi olarak baglanan.
    HANIM: (TR) Kadinlar için kullanilan saygi sözü. Es, kari, zevce. Ev sahibesi.
    HANZADE: (FAR) Hükümdar çocugu.
    HARE: (FAR) Sert tas, kaya. Menevis, menevisli kumas.
    HAREM: (AR) Yasak kilinmis mukaddes olan sey. Evlerde yabanci erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadinlara ait bölüm. Iç avlu.
    HARIKA: (AR) Imkanlarin üstünde olup insanda hayret uyandiran sey.
    HAKIME: (AR) Hükmeden, dava yargilama isine memur olan, yargiç. Üstte bulunan. Hekim, akilli, becerikli. Kadi, vali, amir, hükümdar, emir. Kisinin diledigi gibi kullanabilecek hakka malik oldugu mali.
    HARISE: (AR) Muhafiz, bekçi, gözcü. Koruyan, koruyucu. Son derece hirsli olan.
    HASENE: (AR) Iyilik, iyi hal, iyi is, hayirli is. Dünya ve ahiret saadeti. Eski altin paralardan birinin adi.
    HASGÜL: (AR) Degerli, essiz gül.
    HASHANIM: (AR) Çitipiti, ince, narin kadin. Bilge, degerli kadin.
    HASIBE: (AR) Hayir sahibi, eliaçik, cömert. Degerli, itibarli, soyu temiz, muhterem, saygin, sahsi meziyet sahibi. Muhasebeci, sayman.
    HASIFE: (AR) Hasafetli, akli basinda olgun adam.
    HASNA: (AR) Iffetli, serefli, namuslu.
    HASKIZ: (TR) Iyi nitelikleri kendinde toplamis genç kiz.
    HASRET: (AR) Ele geçirilemeyen veya elden kaçirilan bir nimete veya kiymetli seye üzülüp yanmak. Iç çekme, inleme, üzüntü, iç sikintisi, keder, zahmet, eseflenme, özleyis.
    HATIRA: (AR) Ani. Hatira gelen, hatirda kalan sey, andaç.
    HATICE: (AR) Erken dogan kiz çocugu.
    HATIME: (AR) Sona erdiren, bitiren. Mühürleyen, mühürleyici.
    HATUN: (AR) Kadin. Es, zevce. Eskiden yüksek kisilikli kadinlara ya da hakan eslerine verilen unvan.
    HAVVA: (AR) Esmer kadin. Havva: Hz. Adem'in karisi, ilk kadin.
    HAYAL: (AR) Insanin kafasinda canlandirdigi sey. Bir olay veya esyanin zihinde kalan izi. Gerçekte olmadigi halde görüldügü sanilan sey, görüntü.
    HAYAT: (AR) Yasayan, diri. Canlilarda dogumdan ölüme kadar geçen süre. Yasama, yasayis.
    HAYRIYE: (AR) Hayirla, iyilikle ilgili, ugur ve kutluluga ait.
    HAYRUNNISA: (AR) Kadinlarin hayirlisi.
    HAZAL: (AR) Kuruyup dökülen agaç yapraklari. (TR) Haz duy, tad al anlaminda.
    HAZAN: (FAR) So***har, güz.
    HAZAR: (AR) Sabit meskeni olanlarin oturduklari memleket. Baris ve güven.
    HAZEN: (AR) Üzüntü. Gam, keder.
    HAZER: (AR) Deniz, bahr, büyük su.
    HÂZIME: (AR) Sindirici kuvvet.
    HAZINE: (AR) Devlet malinin parasinin saklandigi yer. Gömülü ya da sakliyken bulunan degerli seyler.
    HAZRA: (AR) Yesil, sebze, hadra. Gökyüzü. Türk musikisinde bilesik bir makam.
    HECIL: (AR) Iki dagin arasindaki kisim, vadi, dere.
    HEDIYE: (AR) Armagan. Karsiliksiz verilen sey.
    HENNA: (AR) Kina agaci, (bkz. Kina).
    HEPGÜL: (TR) Gül gibi güzel kadin. Neseli ol.
    HEPSEN: (TR) (bkz. Hepgül).
    HESNA: (AR) Güzel kadin. Hanim, kadin.
    HEZAR: (FAR) Bülbül. Çok, pek çok. Bin.
    HIFZIYE: (AR) Saklama, koruma ile ilgili. Ezberleme, akilda tutma.
    HIBE: (AR) Bagislama, bagis.
    HICRAN: (AR) Ayrilik. Unutulmaz aci, keder.
    HICRET: (AR) Bir memleketten, baska bir memlekete göç edis. Hz Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi.
    HIKMET: (AR) Hakimlik, feylesofluk. Sebeb, gizli, Allah'in hikmeti. Felsefe. Ahlaki söz, ögüt verici, kisa öz, ögretici söz.
    HILMIYE: (AR) Yumusak huylu, sakin tabiatli.
    HOSEDA: (FAR) Hareket ve davranisi hos, güzel. Cazibeli.
    HOSENDAM: (FAR) Boyu bosu güzel, düzgün olan.
    HOSFIDAN: (FAR) Güzel endamli, boylu boslu kadin.
    HOSKADEM: (FAR) Ayagi ugurlu.
    HOSNEVÂ: (FAR) Güzel sesli.
    HOSNIGAR: (FAR) Güzel, hos sevgili.
    HOSTEN: (FAR) Güzel vücutlu.
    HUMEYRA: (AR) Beyaz tenli kadin.
    HURI: (AR) Cennet kizi. Sevgili.
    HURISER: (AR-FAR) Cennet kizlarinin basi, hurilerin basi.
    HURIYE: (AR) Cennet kizi. Sevgili.
    HURREM: (FAR) Sen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hos. Bir yazi sitili.
    HÜLYA: (AR) Tatli düs. Kuruntu, vehim, hayal.
    HÜNER: (FAR) Bir iste gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalik marifet.
    HÜRGÜL: (TR) Gül gibi özgür güzel.
    HÜRMET: (AR) Saygi.
    HÜRREM: (FAR) Yesil taze. Gönülaçici. Sen sakrak, sevinçli.
    HÜRRIYET: (AR) Hürlük, serbestlik. Istedigini herhangi bir engelle karsilasmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.
    HÜSNIYE: (AR) Güzellige ait, güzellikle ilgili.
    HÜSNÜGÜL: (AR-FAR) Gülün güzelligi.
    HÜSNÜGÜZEL: (TR) Sari çiçekli, güzel yaprakli süsbitkisi.
    HÜSNÜHAL: (AR) Davranis güzelligi.
    HÜVEYDÂ: (FAR) Açik, apaçik, belli, besbelli, zahir.
    HÜZZAM: (FAR) Türk müziginin en eski birlesik makamlarindan.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • H - ERKEK


    HABIB: (AR) Sevgili. Seven, dost.
    HABIBULLAH: (AR) Allah'in sevgilisi.
    HABIL: (AR) Adem'in ogullarindan, Kabil'in kardesi, Kabil tarafindan öldürülmüstür. Yeryüzünde ilk öldürülen kisidir.
    HACI: (AR) Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden, haci. Dini bir mahalli ziyaret eden kimse.
    HACIB / HACIP: (AR) Birinin bir yere gitmesine engel olan. Kapici.
    HACIR: (AR) Hicret eden, bir baska yere geçen. Sayiklayan.
    HADI: (AR) Yenilene yardim eden, yardimci. Hidayet eden, dogru yolu gösteren. Kilavuz, rehber. Önde giden kimse. Mizrak ucu.
    HADIM: (AR) Hizmetkar, yardim eden.
    HAFI: (AR) Çok ikram eden, insani güler yüzle karsilayan. Yalinayak yürüyen, kosan adam.
    HAFID: (AR) Erkek torun.
    HAFIZ: (AR) Allah'in adlarindandir. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. Kur'an'i ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.
    HAKAN: (TR) Eski Türk ve Mogol hükümdarlarinin kullandigi unvanlardan biri, hanlar hani. Kagan.
    HAKEM: (AR) Bir uzlasmazligin halli için taraflarin üzerinde anlastiklari kimse. Çesitli yarismalari, müsabakalari idare eden kimse.
    HAKI: (FAR) Yesile çalan koyu sari renk, toprak rengi. Topraktan, topraga mensup. Mütevazi kisi.
    HAKIM: (AR) Hükmeden, dava yargilama isine memur olan, yargiç. Üstte bulunan. Hekim, akilli, becerikli. Kadi, vali, amir, hükümdar, emir.
    HAKKI: (AR) Dogruluk ve insaf sahibi. Bir insana ait olan sey. Dava, iddiada hakikate uygunluk. Emek. Pay, hisse. Layik, münasip.
    HAKTAN: (TR) Allah'tan gelen, Allah'in verdigi.
    HAKTANIR: (AR-TR) Herkesin hakkini gözeten kimse.
    HALAS: (AR) Kurtulus, kurtulma.
    HALASKAR: (AR) Kurtarici.
    HALDUN: (AR) Devamlilar, sürekli olanlar.
    HALEF: (AR) Babadan sonra kalan ogul. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.
    HALID / HALIT: (AR) Sonsuz, daim, ebedi. Bir yildan çok yasayan.
    HALIDDIN: (AR) Dinin sonsuzlugu ölümsüzlügü.
    HALIFE: (AR) Halef, naib. Peygamber'in vekili.
    HALIL: (AR) Samimi dost, Allah'in dostu.
    HALILULLAH (AR) Allah'in dostu.
    HALIM: (AR) Sakin, sessiz. Tabiati yavas olan, yumusak huylu.
    HALIS: (AR) Hilesiz, katkisiz. Karismamis, katisiksiz, saf, hilesiz.
    HALLAC: (AR) Pamuk, yatak, yorgan atan kimse.
    HALUK: (AR) Iyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan.
    HAMDI: (AR) Allah'i övmek. Allah'a sükretmek. Sükreden, sükredici.
    HAMDULLAH: (AR) Allah'in övgüsü.
    HAMI: (AR) Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çikan, gözeten.
    HAMID / HAMIT: (AR) Övülmeye deger.
    HAMIL: (AR) Yüklü. Gebe. Sahip, malik. Tasiyan, gözeten.
    HAMZA: (AR) Arslan. Heybetli, azametli demektir.
    HANBELI: (AR) Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imami.
    HANEDAN: (FAR) Kökten, asil ve büyük aile.
    HANEF: (AR) Dogruluk, istikamet.
    HANEFI: (AR) Ebu Hanife'nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kisi.
    HANIF: (AR) Tek Allah'a, Allah'in birligine inanan.
    HANSOY: (TR) Han sülalesine mensup.
    HARIS: (AR) Muhafiz, bekçi, gözcü. Koruyan, koruyucu. Son derece hirsli olan.
    HARMAN: (AR) Tahil demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin basaklarindan ayrilmasi. Bu isin yapildigi mevsim, so***har. Birçok çesitten birer parça alip yeni bir bilesim olusturmak.
    HARUN: (AR) Inat edip yerinde duran, huysuz. Inatçi kimse.
    HASAN: (AR) Güzellik, iyilik,(hüsn) sahibi olmak.
    HASBEK: (TR) Dürüst, iyi, saf insan. Bey'lerin hasi.
    HASBI: (TR) Isteyerek ve karsilik beklemeksizin yapilan.
    HASEKI: (AR) Hükümdarlarin hizmetine tahsis edilmis sahis ve zümrelere verilen ad. HASEN: (AR) Güzel, süslü. Güzel isler, hayirlar. Hasan seklinde kullanilir.
    HASIB: (AR) Hayir sahibi, eliaçik, cömert. Degerli, itibarli, soyu temiz, muhterem, saygin, sahsi meziyet sahibi. Muhasebeci, sayman.
    HASIF: (AR) Akli basinda olgun adam.
    HASLET: (AR) Insanin yaratilisindaki huyu, tabiati, mizaci.
    HASPOLAT: (TR) Katisiksiz, saf, çelik gibi. Polat'in, çeligin hasi.
    HASIM: (AR) Hasmetli, gösterisli, muhtesem. Ezen, kiran, yaran, parçalayan.
    HASMET: (AR) Ihtisam, gösterislilik, heybet, büyüklük.
    HASMEDDIN / HASMETTIN: (AR) Dinin büyüklügü, ihtisami.
    HATEM: (AR) Mühür, üstü mühürlü yüzük. En son.
    HATIR: (AR) San ve seref sahibi. Yüce, ulu. Tehlikeli.
    HATIB: (AR) Hitab eden, söz söyleyen. Camide hutbe okuyan. Güzel, düzgün konusan kimse.
    HATIM: (AR) Sona erdiren, bitiren. Mühürleyen, mühürleyici.
    HAYATI: (AR) Dirilik, canlilik. Büyük önem tasiyan. Hayata ait, hayatla ilgili.
    HAYDAR: (AR) Arslan, esed, gazanfer, sir. Cesur, yigit adam. Hz. Ali'nin lakabi.
    HAYRAN: (AR) Sasmis, sasa kalmis, sasirmis. Çok tutkun. Asiri derecede sevgi duyan.
    HAYRAT: (AR) Sevap kazanmak için yapilan hayirli isler, iyilikler. Sevap için kurulan müessese.
    HAYREDDIN / HAYRETTIN: (AR) Dinin hayirli eyledigi mübarek kildigi insan.
    HAYRI: (AR) Hayirla, iyilikle ilgili, ugur ve kutluluga ait.
    HAYRULLAH: (AR) Allah'in hayirli ettigi erkek.
    HAYSIYET: (AR) Seref, onur, itibar, deger.
    HAYYAM: (AR) Çadirci.
    HAZER: (AR) Deniz, bahr, büyük su.
    HAZIM: (AR) Hazmeden, hazimli, ihtiyatli, akilli, isinde gözü açik, saglam olan.
    HÂZIM: (AR) Zafer kazanan, galip, hazimete ugratan.
    HAZIN: (AR) Hüzünlü, üzüntülü, acikli. Üzüntü veren, gamlandiran, kederlendiren.
    HAZLAN: (AR) Terketmek.
    HEDEF: (AR) Nisan, nisan alinacak yer alani. Meram, maksat, gaye, amaç.
    HEKIM: (AR) Insan hastaliklarinin teshis ve tedavisi ile ugrasan kimse, doktor. Hikmet sahibi kisi, filozof.
    HEPER: (TR) Cesur, yigit kimse.
    HEPYENER: (TR) (bkz. Heper).
    HEYBET: (AR) Insanlarda korku ile birlikte saygi uyandiran görünüs. Karizma, dogal etkileyis.
    HEZÂR: (FAR) Bülbül. Çok, pek çok. Bin.
    HEZARFEN: (FAR) Çok bilen, elinden her is gelen. Bin türlü is beceren.
    HIDIR: (AR) (bkz. Hizir).
    HIFZI: (AR) Saklama, koruma ile ilgili. Ezberleme, akilda tutma.
    HIFZULLAH: (AR) Allah'in korumasi, saklamasi.
    HINCAL: (TR) Öc al.
    HIZIR: (AR) Yesil. Yesillik. Halk inanislarina göre ölümsüzlüge kavusmus olduguna inanilan ulu kimse.
    HIZLAN: (TR) Hiz kazan, hizini artir.
    HICAB: (AR) Utanma, sikilma. Perde, ikiseyi birbirinden ayirmaya yarayan perde.
    HICABI: (AR) (bkz. Hicab).
    HIÇSÖNMEZ: (TR) (bkz. Sönmez).
    HIÇYILMAZ: (TR) (bkz. Yilmaz).
    HIDAYET: (AR) Hak yoluna dogru yola girme. Müslüman olmak.
    HIDAYEDDIN / HIDAYETTIN: (AR) Dinin gösterdigi dogru yol.
    HIKMEDDIN / HIKMETTIN: (AR) Dinin hikmeti.
    HIKMET: (AR) Hakimlik, feylesofluk. Neden. Felsefe. Ahlaki söz, ögüt verici, kisa öz, ögretici söz.
    HIKMETULLAH: (AR) Ancak Allah'in bilecegi is. Allah'in hikmeti.
    HILMI: (AR) Yumusak huylu, sakin tabiatli.
    HIMAYET: (AR) Koruma, korunma.
    HIMMET: (AR) Emek, çalisma, çabalama. Yüksek irade. Ermis kimsenin tesiri.
    HIRAM: (FAR) Salinma, salinarak yürüme.
    HISAR: (AR) Kusatma, etrafini sarma. Kale etrafi islihkamli bent.
    HISAM: (AR) Nisam el-Melik: Emevi halifesi.
    HUDAVENDIGAR: (FAR) Sahip, hükümdar, bay.
    HUDAVENDI: (Fars.) Hükümdarlik. Efendi, sahip, maliklik. Hakim, hükümdar.
    HUDAYI: (FAR) Allah'a mensup, Allah'in yarattigi.
    HULAGU: (FAR) Mogol hükümdari olup, Iran'da Mogol hanedaninin kurucusudur.
    HULKI: (AR) Hulk, yaratilisla ilgili, dogal tabi. Iyi ahlakli, iyi huylu.
    HULUSI: (AR) Halis olan, saf, iç temizligi. Samimi, candan.
    HUNALP: (TR) Cesur, kahraman.
    HURSID / HURSIT: (FAR) Günes, aftab, mihr, sems.
    HUSREV / HÜSREV: (AR) Hükümdar, padisah.
    HUZUR: (AR) Bas dinçligi, gönül rahatligi, dirlik, erinç.
    HÜCCET: (AR) Senet, belge, delil. Seçkin alimlere verilen unvan.
    HÜDAVENDIGAR: (FAR) Amir, hükümdar.
    HÜMA: (AR) Devlet kusu. Saadet, mutluluk.
    HÜNKAR: (FAR) Ugurlu.
    HÜR: (AR) Özgür, bagimsiz.
    HÜRAY: (AR-TR) Ay gibi özgür, ay kadar bagimsiz.
    HÜRCAN: (AR-TR) Özgür can.
    HÜRDOGAN: (AR-TR) Dogustan özgür.
    HÜRKAL: (TR) Esir olma. Hep özgür ol.
    HÜRKAN: (TR) Özgür soydan gelen.
    HÜRMÜZ: (FAR) Zerdüstlerin hayir tanrisi. Eski Iran takviminde günes yilinin ilk günü. Jüpiter, müsteri, erendiz.
    HÜROL: (TR) Hep özgür ol.
    HÜRSEL: (TR) Özgürlük seli.
    HÜRSEV: (TR) Hürriyeti seven kisi.
    HÜRYASAR: (TR)Özgür yasayan.
    HÜSAM: (AR) Keskin kiliç.
    HÜSAMEDDIN / HÜSAMETTIN: (AR) Dinin keskin kilici.
    HÜSEYIN: (AR) Küçük sevgili.
    HÜSMEN: (TR) Hüseyin'den yapilan isim.
    HÜSNI: (AR) Güzellige ait, güzellikle ilgili.
    HÜSREV: (FAR) Padisah, hükümdar, sultan.

    I - İ - BAYAN


    ILGAZ: (TR) Atin dört nalla kosmasi. Hücum, akin. Çankiri ilinin ilçe merkezi. Bati Karadeniz bölgesinin en yüksek dag kitlesi.
    ILGIM: (TR) Serap. Gök erimi, serap. Belli belirsiz.
    ILGIN: (TR) Kumlu topraklarda yetisen ve çit bitkisi olarak kullanilan agaççik.
    IRAK: (TR) Uzak.
    IRAZ: (TR) Raziye adinin haylk arasinda bozulmus söylenis biçimi.
    IRMAK: (TR) Çogunlukla denize dökülen, genisligi ve tasidigi su niceligi bakimindan en büyük akarsu, nehir.
    ISIK: (TR) Bazi cisimler tarafindan tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar isitildiginda yayilan, cisimleri görmemizi saglayan isima, aydinlik, ziya, nur. Aydinlatma cihazi, mum, lamba, ampul, fener. Isik tutma, bir konuda aydinlatici bilgi vermek.
    ISIL: (TR) Çok aydinlik, parlak isik.
    ISILAR: (TR) Parlayan, isildayan. Neseli, canli, sen.
    ISILAY: (TR) Ay isigi.
    ISIN: (TR) Bir isik kaynagindan çikarak her yöne yayilip giden isik demeti.
    ISINBIKE: (TR) (bkz. Isin).
    ISKIN: (TR) Bitki sürgünü, asma filizi.
    ITIR: (AR) Güzel, hos koku. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagasi.
    ICLAL: (AR) Büyültme, saygi gösterme, ikram. Büyüklük, kudret ve kuvvet.
    ICMA: (AR) Daginik seyleri toplama, biraraya getirme.
    IÇKIN: (TR) Varligin içinde bulundugu varligin yapisina karismis olan. Yalnizca bilinçte olan. Deney içinde kalan, deneyi asmayan. Dünya içinde dünyada olan.
    IDIL: (YUN) Kir hayatini konu edinen yazi veya siir, ask hakkinda. Küçük ve sairane resim. Içten ve saf ask.
    IDLAL: (AR) Naz etme, nazlanma, asin derecede nazlanma.
    IFAKAT: (ARR) Hastaliktan kurtulma, iyilesme. Ayilma.
    IFFET: (AR) Afiflik, temizlik. Namus.
    IKBAL: (AR) Birine dogru dönme. Baht, talih. Islerin yolunda gitmesi, bahtli, saadetli, mutlu olmasi. Arzu, istek.
    IKLIM: (YUN) Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olaylarin tümü.
    ILAYDA: (*) Su perisi.
    ILGI: (TR) Iki nesne arasindaki bag, alaka. Kimyada bir cismin baska bir cisimle birlesmeye olan meyli.
    ILGÜ: (TR) Engel, mania.
    ILGÜL: (TR) Ülkenin gülü. Çok güzel kadin.
    ILGÜN: (FAR) Halk, ahali.
    ILKAY: (TR) Yeni ay, ayin ilk hali.
    ILKBAHAR: (TR) Yilin ilk mevsimi, bahar.
    ILKBAL: (TR) Ilk dogan kiz çocuklarina verilen ad.
    ILKE: (TR) Kendisinden türetilen ilk madde. Temel düsünce, temel kani, umde, prensip. Temel bilgi. Öncül. Davranis kurali.
    ILKIM: (TR) Ilk dogan çocuklara verilen ad.
    ILKIN: (TR) Önce, öncelikle, uydurma bir kelime.
    ILKNAZ: (TR) Ilk dogan kiz çocuklarina verilen isim.
    ILKNUR: (TR) Ilk ay, ayin ilk hali.
    ILKSEL: (TR) Uzun süre çocugu olmayanlarin daha sonra ikiz ve üçüz çocuklari oldugunda verilen isim.
    ILKSEN: (TR) Ilk+Sen
    ILKSEV: (TR) Ilk+Naz
    ILKSEN: (TR) Ilk+Sen
    ILKYAZ: (AR) Ilkbahar, yaz baslarinda doganlara verilen ad.
    ILMIYE: (AR) K Ilme ait, ilme mensup.
    ILSEN: (TR) Mutlu, sen ülke.
    IMGE: (TR) Zihinde tasarlanan ve gerçeklesmesi özlenen sey, hayal..
    INAYET: (AR) Dikkat. Gayret, özenme. Lütuf, ihsan, iyillik.
    INCI: (TR) Istiridye cinsinden deniz hayvanlarinin içinde çikan parlak, yuvarlak ve ziynet esyasi olarak kullanilan kiymetli tas. Küçük, temiz ve sevimli. Kiymetli.
    INCIFEM: (TR-AR) Inci gibi güzel agizli.
    INCIFER: (TR-FAR) Inci gibi parlak güzel.
    INCISER. (TR-FAR) Bas inci, en güzel inci.
    IPAR: (TR) Yüksek daglarin kar tutmayan yerlerinde yetisen bir çesit dikenli otun sarimtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez. Güzel koku, misk, anber.
    IPEK: (TR) Ipekböcegi denilen ve dut yapragi ile beslenen kurdun ördügü koza çözülerek elde edilen, kumas dokumada kullanilan parlak ve ince tel.
    IREM: (AR) Cennet bahçesi. Ok veya kursun atilan nisan tahtasi.
    IREN: (AR) Özgür, hür.
    ISMET: (AR) Masumluk, günahsizlik, temizlik. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme.
    ISMIHAN: (AR) Hükümdar isimleri.
    ISMINAZ: (AR-FAR) Naz isminde. Çok nazli olan.
    ISMINUR: (AR) Nur ismini alan.
    ISMIRAR: (AR) Esmerlesme, kara olma, kararma.
    ISRA: (AR) Yürütme, geceleyin yürütme gönderme.
    ISTARE: (FAR) Yildiz, necm, sitare.
    ISTEM: (TR) Istek, dilek.
    ISVE: (AR) Güzellerin gönül alici, gönül aldatici, nazli davranisi.
    IYEM: (TR) Güzellik. Iyilik.
    IZEL: (TR) Iz + El /El izi anlaminda
    IZEM: (AR) Büyüklük, ululuk.
    IZGI: (TR) (bkz. Izgü).
    IZGÜ: (TR) Iyi güzel, akilli, adaletli.
    IZGÜL: (TR) Iyi, güzel gül.
    IZRA: (AR) Asiri övme. Altin arama. Korkutma.

    I - İ - ERKEK


    IDIK: (TR) Kutsal, mübarek.
    IDIKUT: (TR) Eski Türklerde bir san. Devlet yönetme gücü.
    ILDIR: (TR) Parilti, parlayis. Alacakaranlik.
    ILDIZ: (TR). Yildiz. Gündönümünden 10 gün önceki zaman.
    ILGAR: (TR) Çok çabuk, hizli. Hücum, akin. Verilen söz. Havanin parlak, açik olmasi. Öfke.
    ILGAZ: (TR) Atin dört nalla kosmasi. Hücum, akin. Çankiri ilinin ilçe merkezi. Bati Karadeniz bölgesinin en yüksek dag kitlesi.
    ILGI: (TR) Soy sop. Sürü. Çoban. Hisim, akraba.
    ILICAN: (TR) Ilikça, biraz ilik.
    IRIZ: (TR) Cesur, yigit.
    ISIK: (TR) Aydinlik. Ziya.
    ISIKALP: (TR) (bkz. Isik).
    ISIKAY: (TR) (bkz. Isik).
    ISIKER: (TR) (bkz. Isik).
    ISIKHAN: (TR) (bkz. Isik).
    ISIMAN: (TR) Parlak, aydinlik yüzlü kimse.
    ISIN: (TR) Bir isik kaynagindan çikarak her yöne giden isik demeti.
    ISI***Y: (TR) (bkz. Isin).
    ISINER: (TR) (bkz. Isin).
    ISINSU: (TR) (bkz. Isin).
    ITRI: (AR) Korkuya ait
    IBADULLAH: (AR) Allah'in kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). Çok, pek çok.
    IBIS: (TR) Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç sahis. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanilir.
    IBN: (AR) Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok sahis babalarinin isimleriyle anilmistir.
    IBRA: (AR) Beri kilma, beraat etme, temize çikarilma, aklanma.
    IBRAHIM: (AR) Inananlarin babasi. Haklarin babasi.
    ICAB: (AR) Lazim gelme, gerçek. Bir sözlesme için ilk söylenen söz. Olumlama, olumlu hale gelme.
    ICÂBI: (AR) (bkz. Icab).
    ICMÂL: (AR). Özetleme. Özet. Cem, toplama.
    IÇKIN: (TR) Varligin içinde bulundugu varligin yapisina karismis olan. Yalnizca bilinçte olan. Deney içinde kalan, deneyi asmayan. Dünya içinde dünyada olan.
    IÇÖZ: (TR) Içli, özlü degerli.
    IÇTEN: (TR) Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alici noktasindan.
    IDIKUT: (TR) Kutlu, saadetli. Yüksek rütbeli. Eski Türklerde bir hükümdar ünvani.
    IDRIS: (AR) Meyvesi hos kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. Ilim ve fende ileri seviyede olan anlaminda. Idris peygamber. Ilk kez giysi dikip giydigi için terzilerin, ilk kez kalem kullandigi için yazarlarin piri sayilmaktadir.
    IFAZA: (AR) Feyizlendirme, feyz ve nur verme. Kabi tasincaya kadar doldurma.
    IFDAL: (AR) Lütuf ve bagis.
    IFHAR: (AR) Onurlandirma, üstün etme.
    IFTIHAR: (AR) Seref, san. Övünme.
    IGDEMIR: (TR) Marangozlukta agaç delmek için kullanilan çelik araç.
    IHLAS: (AR) Halis, temiz dogru sevgi. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, dogruluk, baglilik.
    IHSAN: (AR) Iyilik etme. Bagis bagislama. Verilen bagislanan sey. Lütuf, iyilik.
    IHTIMAM: (AR) Dikkatle çalisma, önemle inceleme.
    IHTIRAM: (AR) Saygi, hürmet.
    IHTISAM: (AR) Büyüklük, göz alicilik, gösterislilik, görkem.
    IHVAN: (AR) Sadik, samimi candan dostlar. Ayni tarikata mensup insanlar.
    IHYA: (AR) Diriltme, diriltilme, canlandirma. Taze can verircesine iyilik lütfetme. Yeniden kuvvetlendirme. Uyandirma, canlandirma, tazelik verme.
    IKAN: (AR) Saglam bilis, bilme.
    IKBAL: (AR) Birine dogru dönme. Baht-talih. Islerin yolunda gitmesi, bahtli, saadetli, mutlu olmasi. Arzu, istek.
    IKBAR: (AR) Büyük, ulu görme, görülme.
    IKDAM: (AR) Ilerleme. Ilerlemeye çalisma.
    IKLIM: (YUN) Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olaylarin tümü.
    IKRAM: (AR) Hürmet, saygi gösterme. Agirlama. Bir seyi hediye, armagan olarak verme.
    IKRAMULLAH: (AR) Allah'in ikrami, nimeti, bagisi.
    IKSIR: (AR) Ortaçag kimyacilarinin olaganüstü etkili güçte varsaydiklari cisim. Etkili, yarar surup. En etkili neden.
    ILBASI: (TR) Selçuklular'da köy yöneticisi.
    ILBEY: (TR) Bir müddet "vali" karsiliginda resmen kullanilan uydurma kelime.
    ILBEYI: (TR) Eski Türkler'de ve Osmanlilarda bazi oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanilan ünvan.
    ILBILGE: (TR) Bir ülkenin taninmis saygin, bilgin kisisi.
    ILCAN: (TR) Ülkenin cani, sevdigi kisisi.
    ILDEMIR: (TR) Ülkenin en saglam, güçlü, kuvvetli kisisi,
    ILDENIZ: (TR) Ülkenin denizi.
    ILENÇ: (TR) Ilenmek amaciyla söylenen söz, ilenme.
    ILEY: (FAR) Huzur. Yan, yön, karsi taraf.
    ILGAR: (TR) Eski Türklerde at kosularina ve tören olarak yapilan kosulara verilen ad. Atin dört nala kosmasi.
    ILGARI: (TR) Artuklularin Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adi. Komutan, önder.
    ILGI: (TR) Iki nesne arasindaki bag, alaka. Kimyada bir cismin baska bir cisimle birlesmeye olan meyli.
    ILGÜ: (TR) Engel, mania.
    ILHAM: (AR) Insanin gönlüne dolan sey. Günlük, olagan sey. Içe gönüle dogma.
    ILHAMI: (AR) (bkz. Ilham).
    ILHAN: (FAR) Mogol hükümdarlarina verilen unvan.
    ILIG: (TR) Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan.
    ILIGHAN: (TR) Karahanli hükümdar.
    ILKAN: (TR) Ilk kan. Iran'da Ilhanlilar'dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdari.
    ILKAY: (TR) Yeni ay, ayin ilk hali.
    ILKCAN: (TR) Ilk dogan erkek çocuklarina verilen ad.
    ILKE: (TR) Kendisinden türetilen ilk madde. Temel düsünce, temel kani, umde, prensip. Temel bilgi. Öncül. Davranis kurali.
    ILKEHAN: (TR) Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.
    ILKER: (TR) Ilk dogan çocuk.
    ILKIM: (TR) Ilk dogan çocuklara verilen ad.
    ILKIN: (TR) Önce, öncelikle.
    ILKSEL: (TR) Uzun süre çocugu olmayanlarin daha sonra ikiz ve üçüz çocuklari oldugunda verilen isim.
    ILKSEN: (TR) Önce sen.
    ILKSER: (TR) Ilk bas, ilk önce, birinci.
    ILKUT: (TR) Kutlu, mutlu, ugurlu ülke.
    ILKUTAY: (TR) Kutsal ülke.
    ILMA: (AR) Parlatma. Belirleme, isaret etme.
    ILMEN: (TR) Bir ülke halkindan olan kimse, yurttas.
    ILMI: (AR) Ilimle, bilgi ile ilgili.
    ILSAK: (AR) Birlestirme, kavusturma.
    ILSAVUN: (TR) Ülkeni düsmanlardan koru.
    ILSEV: (TR) Ülkeni sev, ülkesini seven.
    ILSEVEN: (TR) (bkz. Ilsev).
    ILSU: (TR) Ülkenin suyu, bereketi, bollugu.
    ILTAN: (TR) Ülkeni tani, ülkesini taniyan seven.
    ILTAY: (TR) (bkz. Iltan).
    ILTEBER: (TR) Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarinda unvan.
    ILTEKIN: (Tür.) Tek ve essiz ülke.
    ILTEMIR: (Tür.) Demir gibi saglam ülke.
    ILTEMIZ: (Tür.) Temiz ülke.
    ILTEMÜR: (Tür.) Demir gibi saglam ülke.
    ILTER: (TR) Yurdunu seven, koruyan, gözeten.
    ILTIFAT: (AR) Yüzünü çevirip bakma. Dikkat. Hatir sorma, gönül alma. Sözünü baska bir kisiye çevirme.
    ILYAS: (IBR) Ibranice'de ilahi güç. Yagmurlara hükmeden Israil peygamberi.
    IMAM: (AR) Namazda kendisine uyulan kimse. Önde bulunan, önayak olan kimse.
    IMAR: (AR) Senlendirme, bayindirma.
    IMAREDDIN / IMARETTIN: (AR) Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdigi kimse.
    IMDAD / IMDAT: (AR) Yardim eden. Yardima gönderilen kuvvet.
    IMER: (TR) Çok zengin, varlikli.
    IMGE: (TR) Zihinde tasarlanan ve gerçeklesmesi özlenen sey, hayal.
    IMRAN: (AR) Evine bagli kalan.
    IMREN: (TR) Görülen bir seyi veya herhangi bir istegi elde etmek istemi, gibta.
    IMRUZ: (FAR) Bugün.
    INAN: (AR) Dizgin. Idare etme, yürütme. (TR) Bir kimse ya da seyin dogrulugunu büyüklügünü ve gücünü sarsilmaz bir duygu ile benimseme, iman.
    INANÇ: (TR) Bir fikre olan baglilik, kesin kabul. Iman. Kesin kabulle baglanilan sey. Inanilir sey. Dogru, emin.
    INANÖZ: (TR) Özünde inanç olan, iman eden.
    IRADE: (AR) Istem. Emir.
    IREM: (AR) Cennet bahçesi. Ok veya kursun atilan nisan tahtasi.
    IREN: (AR) Özgür, hür.
    IRFAN: (AR) Bilme, anlama. Gerçegi sezme, kavrama gücü. Kültür.
    IRFAT: (AR) Yardim etme, bir sey verme.
    IRGÜN: (TR) Sabahin erken saatleri.
    IRMAN: (FAR) Çagrisiz gelen kimse. Dalkavuk. Egreti. Arzu, istek. Pismanlik.
    IRTEK: (TR) Safak vaktinde dogan. Masal, efsane.
    ISFENDIYAR: (FAR) Iran mitolojisinde adi geçen hükümdarin adi.
    ISHAK: (IBR) Ibranice "Gülme" anlamina geldigi söylenir. Hz. Ibrahim'in 2 oglundan biri olan ve Yakub'un babasi. Peygamberdir.
    ISKENDER: (YUN) Yunanca'da 'insanlari savunan' anlamina gelir. M.Ö. 356-323 yillari arasinda yasamis olan, Yunanistan, Iran, Suriye ve Hindistan'i ele geçirmis olan büyük kumandan.
    ISLAM: (AR) Müslüman dininden olan kimse. Allah'a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarindan kaçinma. Iyi geçinme, baris içinde olma.
    ISMAH: (AR) Semahatli, cömert kilma. Mülayim ve itaatli.
    ISMAIL: (AR) Allah'in isi. Ibrahim peygamberin oglunun adi.
    ISMET: (AR) Masumluk, günahsizlik, temizlik. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme.
    ISMIHAN: (AR) Hükümdar isimleri.
    ISRAFIL: (AR) Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.
    ISRAIL: (IBR) Yakub peygamberin lakabi. Sonradan onun soyundan gelenler Israilogullan diye anilmislardir.
    ISTEMIHAN: (TR) Göktürk devletinin kurucusu Bumin kaganin kardesi olan Türk hakani.
    ISTIKBAL: (AR) Gelecek zaman. Geleni karsilama.
    ISCAN: (TR) Çalismayi seven, çaliskan.
    IYEM: (TR) Güzellik.
    IZEM: (AR) Büyüklük, ululuk.
    IZGI: (TR) (bkz. Izgü).
    IZGÜ: (TR) Iyi güzel, akilli, adaletli.
    IZGÜN: (TR) (bkz. Izgü).
    IZHAN: (TR) Iyiligin, güzelligin hakimi, yönetici.
    IZHAR: (AR) Gösterme, meydana çikarma.
    IZRA: (AR) Asiri övme. Altin arama. Korkutma.
    IZZET: (AR) Deger kiymet yücelik, ululuk. Kuvvet, kudret. Hürmet, saygi ikram izan.
    IZZEDDIN / IZZETTIN: (AR) Dünün kiymeti, kudret, ulviyeti. Asil sekli "Izzü'ddin"dir.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • J - BAYAN


    JALE: (FAR) Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacigi, çig, sebnem (bkz. Sebnem).
    JENGAR: (TR) Bakir pasi. Çöktasi. Deniz yesili renk.
    JEYAN (FAR) Bkz. Jiyan
    JIYAN (FAR) Cosmus, kükremis, kizgin.
    JÜLIDE: (FAR) Karisik, karmakarisik, daginik. Derinlik.

    K - BAYAN


    KADER: (AR) Alin yazisi. Talih, baht. Kötü talih. Güç kuvvet.
    KADIFE: (AR) Yüzü ince sik tüylü, parlak ve yumusak kumas.
    KADIN: (TR) Yetiskin disi insan. Evlenmis kadin. Evli ve itibarli kadin, hanim.
    KADIRE: (AR) Güçlü kuvvetli.
    KADRIYE: (AR) Deger, itibar. Onur, seref, haysiyet, meziyet. Rütbe, derece.
    KAFIYE: (AR) Siirde, misra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerligi, ses uyusmasi, uyak.
    KAIDE: (AR) Oturan. Temel, esas. Baskent.
    KAIME: (AR) Duran, ayakta duran. Bir seyi yapan icra eden.
    KAMELYA: (FR) Büyük beyaz, pembe ya da kirmizi renkte çiçek açan dayanikli yapraklari olan bir bitki.
    KAMER: (AR) Ay. Sadik hizmetkâr.
    KÂMILE: (AR) Bütün tam noksansiz, eksiksiz. Kemale ermis olgun. Yasini basini almis terbiyeli, görgülü. Alim, bilgin, genis bilgili.
    KÂMURÂN: (FAR) (Kâm sürücü, süren) Arzusuna istegine kavusmus mutlu. Arzusuna erisen, bahtiyar, mutlu.
    KANIYE: (AR) Kanaat eden, yeter, bulup fazlasini istemeyen. Inanmis kanmis.
    KAPSAM: (TR) Muhteviyat, içerik, Ihtiva, ihata, istiab.
    KARANFIL: (AR) Bir çesit kokulu çiçek.
    KARÇIÇEGI: (TR) Süsengillerden, beyaz pembe çiçekler açan soganli bitki.
    KARDELEN: (TR) Çigdem. Nergisgillerden baharda çok erken çiçek açan soganli bir bitki.
    KÂRDIDE: (FAR) Is bilir, uyanik, tecrübeli.
    KARMEN: (FAR) Parlak kirmizi renk.
    KÂSIFE: (AR) Kesfeden, bulan, meydana çikaran.
    KATIBE: (AR) Yazici. Bir kurulusta yazi isleriyle görevli kimse, sekreter.
    KATIFE: (AR) Kadife. Bir nevi çiçek.
    KATRE: (AR) Damla. Damlayan sey.
    KAVRAM: (TR) Bir nesnenin zihindeki soyut ve güzel tasarimi . Nesnelerin ya da olaylarin ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altinda toplayan genel tasarim.
    KAYRA: (TR) Yüksek büyük tutulan ya da sayilan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atifet, inayet.
    KEBIRE: (AR) Büyük, ulu azim. Yasça büyük yasli. Çocukluktan çikmis genç.
    KELEBEK: (TR) Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatli, çok sayida türü olan böcek. Narin, ince kadin.
    KERAMET: (AR) Bagis. Agirlama, ikram. Ermisçe yapilan is, hareket ya da söz.
    KERIME: (AR) Kerem sahibi, cömert, verimcil. Ulu, büyük. Lütfü, ihsani bol, ihsan yönünden ulu.
    KERIMAN: (AR) Eli açiklar, cömertler.
    KEYVAN: (FAR) Satürn yildizi.
    KEZBAN: (FAR) Bir yeri yöneten kadin kahya. Ev kadini, evine ve kocasina bagli kadin.
    KIVANÇ: (TR) Sevinç, memnuniyet. Övünen, güvenen, iftihar eden.
    KIVILCIM (TR) Yanmakta olan bir maddenin siçrayan küçük hareketli parçaciklari. Harekete geçiren etken.
    KIYMET: (AR) Deger. Bedel, baha, tutar. Seref, onur, itibar.
    KIBAR: (AR) Duygu, davranis ve hareket bakimindan ince, zarif, nazik, çelebi. Büyük cömert, asil, zengin. Sik, seçkin. Büyükler, ulular. Kibirli.
    KIBARIYE: (AR) (bkz. Kibar).
    KIFAYET: (AR) Yetisme, el verme, kafi gelme. Bir isi yapabilecek yetenekte olma.
    KIRAZ: (YUN) Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu agaç ve bu agacin yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemisi.
    KIYASET: (AR) Uyaniklik, anlayislilik.
    KÖSEM: (TR) Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. Cildi temiz, pürüzsüz.
    KUMRU: (FAR) Güvercinlerden, uzunca kuyruklu boynunun yanlarinda benekler bulunan ve güvercinlerden daha küçük olan boz renkli kus.
    KÜBRA: (AR) Büyük olan.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • K - ERKEK

    KAAN: (TR) Çin ve Mogol imparatorlarina verilen isim. Hakan, hükümdar.
    KABIL: (AR) Olabilir, mümkün. Cins, soy, sinif, tür, çesit. Hz. Adem'in büyük oglu olup kardesi Habil'i öldürmüs ve yeryüzünde ilk kan döken insan olmustur.
    KADEM: (AR) Ayak. Adim. Yarim arsin uzunlugunda bir ölçek. Ugur.
    KADI: (AR) Hüküm, karar, hakimlik.
    KADIM: (AR) Ayak basan, ulasan, varan. Ezeli, evvelsiz. Çok eski zamanlara ait eski atik. Yillanmis.
    KADIR: (AR) Deger, kiymet, itibar. Parlaklik. Kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü.
    KADIRSAH: (AR-FAR) Güçlü, kuvvetli hükümdar, padisah. Kadir ve sah kelimelerinden türetilmis birlesik isimdir.
    KADREDDIN / KADRETTIN: (AR) Dinin kudreti, gücü.
    KADRI: (AR) Deger, itibar. Onur, seref, haysiyet, meziyet. Rütbe, derece.
    KADRICAN: (AR-FAR) Degerli, itibarli, can, ruh. Kadri ve Can isimlerinden meydana gelen birlesik isim.
    KADRIHAN: (AR-TR) Degerli hükümdar, yönetici.
    KAGAN: (TR) Hakan, imparator. Kükremis, öfkelenmis, kükreyen, öfkelenen.
    KAHRAMAN: (FAR) Yigit, cesur, (bahadir). Hüküm sahibi, is buyuran.
    KAHYA: (FAR) Efendi, emir. Ev sahibi, aile reisi. Çiftlik yöneticisi.
    KAIM: (AR) Duran, ayakta duran. Bir seyi yapan icra eden.
    KAINAT: (AR) Var olanlarin hepsi. Yaratiklar. Yer gök. (bkz. Evren).
    KALAGAY: (TR) Al, kirmizi renk.
    KALENDER: (FAR) Dünyadan elini etegini çekip basi bos dolasan. Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne basina dikkat etmeyen buldugu ile yetinen kimse.
    KALGAY: (TR) Izci kumandani. Kirim hanliginda veliahta verilen unvan.
    KALHAN: (TR) (bkz. Kalgay). Kahramanogullari'nin han soyundan, ceddi de Kalhan adini tasimaktadir.
    KAMACI: (TR) Kama'yi iyi kullanan, yapan ya da onaran kimse.
    KAMAN: (TR) Daglarin doruguna yakin olan yerler.
    KAMBAY: (TR) Hekim, tabib, doktor.
    KAMBER: (AR) Sadik dost, köle.
    KAMER: (AR) Ay. Sadik hizmetkâr.
    KÂMIL: (AR) Bütün tam noksansiz, eksiksiz. Kemale ermis olgun. Yasini basini almis terbiyeli, görgülü. Alim, bilgin, genis bilgili.
    KAMRAN: (FAR) Istegine kavusmus olan.
    KÂMURÂN: (FAR) Kâm sürücü, süren, arzusuna istegine kavusmus mutlu. Arzusuna erisen, bahtiyar, mutlu.
    KÂMVER: (FAR) Istegine kavusmus, mutlu.
    KANBER: (AR) Hz. Ali'nin sadik, vefakâr kölesi. Bir evin gediklisi.
    KANDEMIR: (TR) Güçlü soydan gelen.
    KANI: (AR) Kanaat eden, yeter, bulup fazlasini istemeyen. Inanmis kanmis.
    KANTARA: (AR) Köprü, özellikle tastan yapilmis. Su yolu, bend, hisar anlamina da gelir.
    KANVER: (TR) Kanini ver.
    KAPAR: (TR) Akil, ruh.
    KAPKIN: (TR) Uygun, düzenli.
    KAPLAN: (TR) Vahsi kedigillerden, benekli, yirtici hayvan.
    KAPSAM: (TR) Muhteviyat, içerik, Ihtiva, ihata, istiab.
    KAPTAN: (ITA) Bir geminin sevk ve idare sorumlusu. Sehirlerarasi otobüs soförü. Bas pilot.
    KARAALP: (TR) Esmer, kara yagiz yigit.
    KARABEY: (TR) (bkz. Karacabey).
    KARABUGRA: (TR) Esmer, erkek deve.
    KARACA: (TR) Rengi karaya çalan, esmer, yagiz. Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünüslü av hayvani. Üst kol.
    KARACABEY: (TR) Esmer bey, rengi karaya çalan.
    KARACAN: (TR) (bkz. Karaca).
    KARAHAN: (TR) Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlilar devletinin kurucusu.
    KARAKAN: (TR) Bir tür dag agaci.
    KARAMAN: (TR) Esmer, yagiz insan. Güneybati'da esen yel.
    KARANALP: (TR) Karayagiz, kahraman yigit.
    KARASU: (TR) Agir akan su.
    KARGIN: (TR) Taskin su. Bol, çok. Doymus, tok. Erimis buz ve kar parçalarinin olusturdugu akarsu. Çaglayan.
    KARGINALP: (TR) Coskulu, taskin, hareketli yigit.
    KARHAN: (TR) (bkz. Kargin).
    KARIN: (AR) Yakin. Nail olan. Hisim komsu.
    KARLUK: (TR) Türk boylarindan biri.
    KARLUKHAN: (TR) (bkz. Karluk).
    KARTAL: (TR) Kartalgillerden, beyazla karisik siyah tüylü, kivrik ve kuvvetli gagali, genis kanatli büyük yirtici kus. Yeniden dirilis ve güçlülük sembolü.
    KARTAY: (TR) Yasli, pir.
    KARTEKIN: (bkz. Kartay).
    KARUN: (AR) Çok zengin kimse. Zenginligiyle meshur olan ve bu yüzden kendisini herseyin sahibi gibi görmeye baslayip Allah'a karsi büyüklenen kisi. Hz. Musa dönemlerinde yasamis bu kisi bütün servetiyle birlikte ani bir deprem ve tufan sonucu yerin dibine geçmistir.
    KASIM: (AR) Taksim eden, ayiran bölen. Kinci, ezici, ufaltici. Yilin 11. ayi. Yilin kis bölümü.
    KASIF: (AR) Kesfeden, bulan, meydana çikaran.
    KATIB / KATIP: (AR) Yazici. Bir kurulusta yazi isleriyle vazifeli kimse, sekreter. Osmanli devletinde divanin resmi yazilarini yazan vazifeli. Devlet memuru.
    KAVAS: (AR) Okçu, tüfekçi.
    KAVI: (AR) Yakar, yakici. Kuvvetli, güçlü. Saglam inanilir. Zengin varlikli.
    KAYA: (TR) Büyük ve sert tas kütlesi. Kayalik sarp dag.
    KAYAALP: (TR) Kaya gibi güçlü er.
    KAYACAN: (TR) Cani kaya gibi güçlü.
    KAYAER: (TR) Kaya gibi güçlü er.
    KAYAN: (TR) Akarsu sel. Yassi, düz, kat kat olusmus taslar.
    KAYANSEL: (TR) (bkz. Kayan).
    KAYGUN: (TR) Etkili, hüzünlü, dokunakli. Akdogan.
    KAYHAN: (TR) Sert, güçlü sesli okuyucu, kayayi bile delecek güçte sesi olan okuyucu.
    KAYI: (TR) Yagmur, saganak, bora. Oguz boylarindan Osmanli hanedaninin mensup oldugu boy. Saglam, güçlü, sert.
    KAYIHAN: (TR) Güçlü hükümdar.
    KAYMAZ: (TR) Dag etegi. Güneydogu'dan esen bir rüzgar.
    KAYNAK: (TR) Bir suyun çiktigi yer, mense. Bir haberin çiktigi yer. Arastirma ve incelemede yararlanilan belge.
    KAYRA: (TR) Yüksek büyük tutulan ya da sayilan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atifet, inayet.
    KAYRAALP: (TR) Iyiliksever, yigit.
    KAYRABAY: (TR) Iyiliksever, saygin kimse.
    KAYRAHAN: (TR) (bkz. Kayraalp).
    KAYRAK: (TR) Tasli, kumlu, ekime elverisli olmayan toprak. Kaygan toprak. Bilegi tasi.
    KAYRAL: (TR) Kayrilan, himaye edilen (kimse).
    KAYRAR: (TR) Orman içindeki agaçsiz kalan. Kayan yer. Ince çakilli, kumlu toprak.
    KAZAK: (TR) Göçebe akinci. Rusya'da yasayan bir Türk kavmi. Genç, taze. Inatçi.
    KAZAKHAN: (TR) (bkz. Kazak).
    KAZAN: (TR) Su çevrisi, kayra. Sazlik yerlerde dibi bulunmayan sulu yer. Girdap.
    KAZANHAN: (TR) (bkz. Kazan).
    KÂZIM: (AR) Öfkesini yenen kimse. Hirsini dizginleyen. Kinini yenen.
    KEBIR: (AR) Büyük, ulu azim. Yasça büyük yasli. Çocukluktan çikmis genç.
    KELAMI: (AR) Söze iliskin, sözle ilgili.
    KELIM: (AR) Söz söyleyen, konusan.
    KEMAL: (AR) Olgunluk, yetkinlik, tamlik, eksiksizlik. En yüksek deger, mükemmellik, deger baha. Bilgi, fazilet.
    KEMALEDDIN / KEMALETTIN: (AR) Din'de olgunluga eren, dinin son derecesi. Din bilgisi kuvvetli.

    K - ERKEK (DEVAM)

    KENAN: (AR) Hz. Ya'kub'un memleketi, Filistin.
    KERAMEDDIN / KERAMETTIN: (AR) Kerem bagis ihsan lütuf sahibi. Dinde üstün mertebelere ulasan. Keramet sahibi dervis veli.
    KEREM: (AR) Asalet, asillik, soyluluk. Cömertlik, el açikligi lütuf, bagis, bahsis.
    KEREMSAH: (AR) (bkz. Kerem).
    KERIM: (AR) Kerem sahibi, cömert, verimcil. Ulu, büyük. Lütfü, ihsani bol, ihsan yönünden ulu.
    KERIMHAN: (AR-TR) (bkz. Kerim).
    KESIF: (AR) Açma, meydana çikarma.
    KEYFER: (FAR) Karsilik. Mükafat veya mücazat.
    KEYHÜSREV: (FAR) Adil ve ulu padisah.
    KEYKÂVUS: (FAR) Adil, necip.
    KEYKUBAD / KEYKUBAT: (FAR) Büyük ve ulu padisah.
    KILIÇALP: (TR) Kiliç gibi keskin yigit.
    KILIÇASLAN: (TR) Ilk Selçuklu Sultani Süleyman Sah'in oglu. Daha sonra O da Selçuklu hanedaninin basina geçti.
    KILIÇHAN: (TR) (bkz. Kiliçalp).
    KILINÇ: (TR) Çelikten silah. Davranis, yaratilis, huy.
    KINAY: (TR) Çok çaliskan, etkin, faal.
    KINCAL: (TR) Ince zarif. Aksi.
    KINER: (TR) (bkz. Kincal).
    KINIK: (TR) Kaynak, me***. Istek, arzu, gayret. Obur. Oguzlarin 24 boyundan biri.
    KINIKASLAN: (TR) (bkz. Kinik).
    KIRALP: (TR) Kir beyi, tasrada oturan.
    KIRAY: (TR) Genç, delikanli. Ürün vermeyen arazi.
    KIRCA: (TR) Dolu. Ufak ve sert taneli kar, rüzgarla karisik yagmur.
    KIRDAR: (TR) Ölçülü davranis, sogukkanlilik.
    KIRGIZ: (TR) Gezici, gezgin. Kirgizistan'da oturan halk.
    KIRTEKIN: (TR) (bkz. Kiralp).
    KIVANÇ: (TR) Sevinç, memnuniyet. Övünen, güvenen, iftihar eden.
    KIYAS: (AR) Bir seyi baska seye benzeterek hüküm verme. Karsilastirma, örnekseme.
    KIÇIHAN: (TR) Küçük hükümdar.
    KIRAM: (AR) Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergeliler. Cömertler, eliaçiklar.
    KIRMAN: (FAR) Hisar, kale.
    KIRMANSAH: (TR) (bkz. Kirman).
    KOCA: (TR) Es. Ev ve ailenin yasça en büyügü. Iri, kocaman. Akilli, tedbirli yigit.
    KOCAALP: (TR) Yasli, ulu, yigit
    KOÇAK: (TR) Yürekli, eli açik. Yüce gönüllü. Konuk sever. Yigit, korkmayan kisi, savasçi. Açik kestane renginde olan.
    KOÇAKALP: (TR) Cömert, kahraman, yigit.
    KOÇAKER: (TR) Cömert, kahraman kimse.
    KOÇAS: (TR) Kilavuz, rehber. Yagmur bulutu.
    KOÇAY: (TR) Koç gibi güçlü.
    KOÇER: (TR) Saglikli, yürekli er.
    KOÇHAN: (TR) (bkz. Koçer).
    KOÇUBEY: (TR) Koçu arabasini kullanan kisi. Koçu: Gelin arabasi.
    KOÇYIGIT: (TR) Yürekli, cesur, kahraman.
    KONGAR: (TR) (bkz. Kongur).
    KONGUR: (TR) Sari ile siyah karisimi bir renk, koyu kumral, kestane rengi.
    KONGURALP: (TR) (bkz. Kongur).
    KONGURTAY: (TR) (bkz. Konguralp).
    KORUR: (TR) Açik sari, açik kestane renkli. Kimseyi begenmeyen gururlu, kendini begenmis. Süslü, çalimli, sik.
    KONURALP: (TR) Cesur, yigit, er.
    KORAL: (FRA) Bati müziginde dini sarki. (TR) Sinir muhafizi.
    KORALP: (TR) (bkz. Koral).
    KORAY: (TR) Iyice kor rengine gelen ay.
    KORCAN: (TR) Atesli, canli, hareketli.
    KORÇAN: (TR) Çaglayan.
    KORGAN: (TR) Hisar kale.
    KORHAN: (TR) Atesli, canli, güçlü hükümdar.
    KORKUT: (TR) Büyük dolu tanesi. Korkusuz, yavuz, heybetli. Cin, seytan.
    KORKUTALP: (TR) (bkz. Korkut).
    KORTAN: (TR) Yanan, sicak ten. Yalçin ve kesik kaya. Pelikan kusu.
    KOTUZ: (TR) Gururlu, kibirli.
    KOTUZHAN: (TR) (bkz. Kotuz).
    KOYAK: (TR) Vadi, dere. Daglar ve kayaliklar üzerindeki dogal çukurlar. Dag yolu üzerindeki otluk. Etkili, dokunakli.
    KOYAS: (TR) Günes.
    KOYGUN: (TR) Etkili, hüzünlü, dokunakli. Akdogan.
    KOYTAK: (TR) Rüzgar almayan çukur yer.
    KOYTAN: (TR) Dag bucagi.
    KÖKEN: (TR) Bir seyin çiktigi, dayandigi temel, biçim neden ya da yer. Kavun, karpuz, kabak gibi bitkilerin toprak üstüne yayilan dallari. Soy, asil, ata.
    KÖKER: (TR) Köklü soydan gelen kimse.
    KÖKLEM: (TR) Ilkbahar
    KÖKSAL: (TR) Yer altinda genis bir alana dagilan kök.
    KÖKSAN: (TR) Taninmis, ünlü ad.
    KÖKSIN: (TR) Gök renginde. Yasli, koca.
    KÖKTEN: (TR) Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. Soylu.
    KÖRNES: (TR) Ayna.
    KÖSE: (FAR) Sakali biyigi hiç çikmayan veya seyrek olan.
    KUBILAY: (TR) Cengiz Han'dan sonra Mogol imparatorlugu tahtina çikan büyük kaganlarin en meshuru 35 yil saltanat sürmüs ve 1294 yilinda 80 yasinda ölmüstür.
    KUDDUS: (AR) Temiz, pak. Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. Çok aziz, mübarek.
    KUDDUSI: (AR) Kuddus olan Allah'in nimetine mazhar olan.
    KUDRET: (AR) Kuvvet, takat, güç. Allah'in ezeli gücü. Varlik, zenginlik. Allah yapisi, yaratilis, insan eliyle yapilamayan seyler.
    KUDRETULLAH: (AR) Allah'in gücü.
    KUDSI: (AR) Kutsal, muazzez, mukaddes. Allah'a mensup, ilahi.
    KUDÜS: (AR) Filistin'in merkezi olan sehir.
    KULAN: (TR) Anayurdu Asya olan at ile esek arasi görünüste yabanil bir at türü. Iki, üç yasinda disi tay, kisrak. Zafer kazanmis kisi.
    KUMAN: (TR) XI. yy ile XIV. yy. arasinda Güney Rusya bozkirlarinda göçebe olarak yasayan bir Türk boyu.
    KUMA***Y: (TR) (bkz. Kuman).
    KUMUK: (TR) Kiliç. Kuzeydogu Kafkasya ile Hazar denizinin bati kiyisinda yasayan bir Türk boyu.
    KUMUKBAY: (TR) (bkz. Kumuk).
    KUNT: (TR) Saglam ve iri yapili. Agir dayanikli, kalin. Bir tür güvercin.
    KUNTAY: (TR) (bkz. Kunt).
    KUNTER: (FAR) Saglam, kuvvetli.
    KUNTMAN: (TR) Saglam ve iri yapili, saglikli kimse.
    KURA: (TR) Cesur. Çelik. Toprak içinde bulunan büyük tas.
    KURAL: (TR) Davranislara ya da bir sanata bir bilime yön veren ilkeler. Araç. Silah.
    KURAY: (TR) Ay gibi.
    KURBAN: (AR) Allah'in rizasini kazanmaya vesile olan sey. Eti. fakire parasiz olarak dagitilmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. Bir gaye ugruna feda olma.
    KURÇEREN: (TR) Dayanikli ve yigit adam.
    KURMAN: (TR) Yüksek asamali, nitelikli kimse.
    KURTARAN: (TR) Kurtulmasini saglayan.
    KURTULUS: (TR) Kurtulmak fiili, kurtulma. Tehlike, sikinti, zorluk veya esaretten, istiladan kurtulmus olma hali, halas, necat, reha, selamet.
    KUTAL: (TR) Mutlu ol.
    KUTALMIS: (TR) Mutlu olmus, kutlu olmus.
    KUTALP: (TR) Kutlu, ugurlu, yigit.
    KUTAM: (AR) Akbabaya benzeyen.
    KUTAN: (TR) Dua, yalvarma. Saka kusu. Saban.
    KUTAY: (TR) Mübarek ay.
    KUTBAY: (TR) (bkz. Kutalp).
    KUTBERK: (TR) (bkz. Kutbay).
    KUTCAN: (TR) Kutlu, ugurlu can.
    KUTEL: (TR) Ugurlu el.
    KUTER: (TR) Mutlu, ugurlu kisi.
    KUTERTAN: (TR) (bkz. Kuter).
    KUTHAN: (TR) (bkz. Kuter).
    KUTKAN: (TR) Saygin, kutlu soydan gelen.
    KUTLAN: (TR) Kutlu, mutlu ol.
    KUTLAR: (TR) Mutluluklar, ugurlar.
    KUTLAY: (TüR) Ugurlu kutlu ay. Kir donlu at.
    KUTLU: (TR) Ugurlu, hayirli. Mübarek. Mesut, bahtiyar.
    KUTLUALP: (TR) Ugurlu yigit
    KUTLUAY: (TR) Ugurlu ay.
    KUTLUBAY: (TR) (bkz. Kutlu).
    KUTLUCAN: (TR) (bkz. Kutlu).
    KUTLUG: (TR) Ugurlu, mutlu, sansli, kutlu.
    KUTLUGHAN: (TR) (bkz. Kutlug).
    KUTLUTEKIN: (TR) (bkz. Kutlu).
    KUTSAL: (TR) Kudsi, kutlu mübarek, mukaddes.
    KUTSALAN: (TR) Ugur getiren, kutlu kimse.
    KUTSALMIS: (TR) (bkz. Kutsalan).
    KUTSAN: (TR) Ugurlu, talihli ol.
    KUTSEL: (TR) (bkz. Kutsan).
    KUTSOY: (TR) (bkz. Kutsel).
    KUTULMUS: (TR) Kurtulmus, aydinliga kavusmus.
    KUTUN: (TR) Kutlu, kutsal.
    KUTUNALP: (TR) (bkz. Kutun).
    KUTUNER: (TR) (bkz. Kutun).
    KUTYAN: (TR) Ugurlu kimse.
    KUVVET: (AR) Güç, kudret, takat, sihhat, saglamlik. Bir hükümetin askeri gücü.
    KUYAS: (TR) Günes. Çok sicak, günesin etkili vurmasi.
    KÜLTIGIN: (TR) Göktürk prensi ve komutani.
    KÜLÜK: (TR) Meshur ünlü. Tasçi, çekici, balyoz.
    KÜRBOGA: (TR) Iri, güçlü, sarsilmaz boga. Kuvvetli iri yapili boga.
    KÜRHAN: (TR) Yigit, yürekli han.
    KÜRSAD / KÜRSAT: (TR) Eski Türklerde yigit, alp.
    KÜRÜMER: (TR) Topluluk, sürü.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • L - BAYAN


    LAÇIN: (TR) Bir cins sahin. Sarp, yalçin. Siddetli.
    LÂHZA: (AR) Bir bakis, bir göz atma. Göz kirpacak kadar zaman an. Bir kez göz kirpma.
    LALE: (FAR) Zambakgillerden, uzun yaprakli, güzel ve çesitli renklerde çiçekli soganli bir bitki.
    LÂLEFAM: (FR) Lale renginde.
    LÂLEGUN: (FAR) Lale renginde.
    LÂLEGÜL: (FAR) Türk müziginde bir makam.
    LÂLEVES: (FAR) Lale gibi.
    LÂLEZAR: (FAR) Lalelik, lale yetisen yer, lale bahçesi.
    LALIN: (*) Yakut kirmizisi, Sarap kirmizisi.
    LÂMIA: (AR) Parlayan, parildayan parlak.
    LÂMIHA: (AR) Parlayan, parildayan, parlak
    LAMINUR: (AR) Nur saçarak parlayan.
    LÂTIFE: (AR) Yumusak, hos, güzel, sevimli. Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye saka.
    LÂTIME: (AR) Misk, güzel koku.
    LÂYIHA: (AR) Düsünülen bir seyin yazi haline getirilmesi. Tasari.
    LEBIBE: (AR) Akilli, zeki, fatin.
    LEMAN: (AR) Parlama, parilti.
    LEMIDE: (AR) Parlak, parildayan.
    LERZÂN: (FAR) Titrek, titreyen.
    LETAFET: (AR) Latiflik, hosluk. Güzellik. Nezaket. Yumusaklik.
    LEYAL: (AR) Geceler.
    LEYÂN: (FAR) Parlayan, parlayici, konforlu, lüks hayat.
    LEYLÂ: (AR) Çok karanlik gece. Arabi aylarin son gecesi. Leyla ile Mecnun hikayesinin kadin kahramani.
    LEYLÂK: (AR) Zeytingillerden hos kokulu salkim seklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçegi.
    LÜTFIYE: (AR) Hosluk, güzellik, iyi davranis.

    L - ERKEK


    LAÇIN: (TR) Bir cins sahin. Sarp, yalçin. Siddetli.
    LAMI: (AR) Parlayan, parildayan parlak.
    LATIF: (AR) Yumusak, hos, güzel, nazik. Bütün inceliklere vakif.
    LEBIB: (AR) Akilli, zeki, uyanik, açikgöz.
    LEMA: (AR) Pirilti.
    LEVEND / LEVENT: (ITA) Osmanli donanmasinda vazifeli asker denizci. Yakisikli, boylu poslu kimse. Atak, gözü pek, hareketli ve çevik.
    LOKMAN: (AR) Eski kavimlerde, ahlaki ögütler veren hekim.
    LUT: (AR) Hz. Ibrahim'in peygamber yegeni. Kendisine itaat etmeyen ve escinsel olarak yasamayi adet edinmis olan Sodom ve Gomorrah halkina gelmistir. Hanimi da helak olanlar arasindadir.
    LÜTFI: (AR) Hosluk, güzellik, iyi davranis.
    LÜTFULLAH: (AR) Allah'in lütfü. Allah'in iyi, hos ve letafet sahibi kildigi kisi demektir.

    M - BAYAN


    MACIDE: (AR) San ve seref sahibi olan kimse. Iyi ahlakli. Ulu.
    MAGFIRET: (AR) Allah'in kullarinin günahlarini bagislamasi, örtmesi.
    MAHBUBE: (AR) (Muhabbet olunmus) Sevilmis, sevilen.
    MAHFER: (FAR) Ay aydinligi, ay isigi.
    MAHINEV: (FAR) Yeni ay, ayça, hilal.
    MAHINUR: (FAR) Ayin nuru, isigi. Ay yüzlü güzel.
    MAHIRE: (AR) (Maharetli) Hünerli, elinden is gelir, becerikli.
    MAHIZAR: (FAR) Inleyen ay.
    MAHIZER: (FAR) Sari, altin renginde ay.
    MAHMUDE: (AR) Bingör otu, sakmunya.
    MAHMURE: (AR) Sarhoslugun verdigi sersemlik. Uyku basmis, agirlasmis, yan baygin göz.
    MAHPARE: (FAR) Ay parçasi, çok güzel kadin.
    MAHPERI: (FAR.) Ay gibi peri kadar güzel.
    MAHPERVER: (FAR) Mehtap.
    MAHPEYKER: (FAR) Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu.
    MAHSUNE: (AR) Kusatilmis, sarilmis, çevrilmis.
    MAHTER: (FAR) Yeni ay, ayça, hilal.
    MAHUR: (FAR) Türk musikisinde rast perdesinde karar kilan bir makam.
    MAIDE: (AR) Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, sölen. Isa ve Havarilerine gökten inen sofra (Maide-i Mesih).
    MAILE: (AR) . Bir yana egilmis, egik. Hevesli, istekli, yetenekli. Tarafli, içten istekli. Andirir, benzer. Tutkun.
    MAKBULE: (AR) Kabul olunmus, alinmis, alinan. Begenilen, hos karsilanan, geçer.
    MAKSUDE: (AR) (Kastolunan) Istenilen sey, istek. Maksat, niyet, murat. Varilmak istenen yer.
    MAKSUME: (AR) Ayrilmis, bölünmüs. Kismet.
    MAKSURE: (AR) Kasrolunmus, kisaltilmis, kasilmis. Alikonulmus. Bir seye ayrilmis.
    MAKULE: (AR) Akla uygun bulunan. Akil ile bilinir, akilla kanitlanan. Oldukça akilli, sözü akla yakin.
    MALIKE: (AR) Mal sahibi olan kadin. Peri, su perisi.
    MANOLYA: (FR) Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yetistirilen agaç ve bu agacin çiçegi.
    MANSURE: (AR) Yardim olunmus, Allah'in yardimiyla galip, üstün gelmis. Türk müziginde bir düzen. Bir ney çesidi.
    MANZURE: (AR) Bakilan, nazar olunan. Gözde olan, begenilen.
    MARAL: (TR) Disi geyik, ceylan, karaca.
    MARIFET: (AR) Herkesin yapamadigi ustalik, herseyde görülmeyen hususiyet, ustalikla yapilmis olan sey. Bilme, bilis. 3. Hosa gitmeyen hareket. Vasita araci, ikinci el.
    MARUFE: (AR) Herkesçe bilinen taninmis belli. Meshur ünlü.
    MASUME: (AR) Günahsiz, suçsuz. Küçük çocuk, temiz, saf.
    MASUNE: (AR) Korunmus, korunan.
    MATLUBE: (AR) Istenilen, aranilan, talep edilen sey.
    MATUKE: (AR) Azat olunmus, özgürlügü bagislanmis.
    MEBSURE: (AR) Yüzü beyaz, gösterisli güzel kadin.
    MECDIDE: (AR) Rizki bol, nasibi açik, bahtiyar.
    MECIDE: (AR) Büyük ulu. San ve seref sahibi.
    MEDIHA: (AR) Methetmeye, övmeye sebeb olan sey, övme mevzuu.
    MEDINE: (AR) Arabistan'da bir sehir. Hz. Peygamberin kabrinin bulundugu sehir.
    MEFHARET: (AR) Iftihar duyma, övünme.
    MEFKURE: (AR) Ülkü, ideal.
    MEFRUZA: (AR) Farz olunmus, varsayilmis.
    MEFTUNE: (AR) Büyülenmis. Gönül vermis, tutkun vurgun. Hayran olmus, sasmis.
    MEHDIYE: (AR) Kendisine rehberlik edilen.
    MEHIR: (FAR) Ay.
    MEHLIKA: (FAR) Ay yüzlü güzel.
    MEHPARE: (FAR) Ay parçasi, çok güzel.
    MEHTAP: (FAR) Ay aydinligi, ay isigi. Dolunay. Alay, eglence, zevklenme.
    MEHVES: (FAR) Ay gibi, ay yüzlü, güzel.
    MELÂ: (AR) Doluluk. Topluluk. Ova.
    MELAHAT: (AR) Güzellik, yüz güzelligi.
    MELDÂ: (AR) RGenç, körpe ve nazik.
    MELEK: (AR) Allah'in nurdan yarattigi varliklar. Halim, selim güzel huylu kimse.
    MELEKNAZ: (AR-FAR) (bkz. Melek).
    MELEKNUR: (AR) (bkz. Melek).
    MELEKPER: (AR-FAR) Melek kanatli.
    MELEKRU: (AR-FAR) Melek yüzlü.
    MELEKSIMA: (AR-FAR) Melek yüzlü.
    MELIHA: (AR) Melahat sahibi, güzel, sirin, sevimli.
    MELIKE: (AR) Kadin hükümdar. Hükümdar karisi.
    MELIS: (YUN) Bal, tatli sey. Sevgi, can. Bal arisi. Çayir, çayirlik. Ogulotu.
    MELODI: (YUN) Nagme, ahenk, ezgi.
    MELTEM: (TR) Yazin düzenli olarak karadan denize dogru esen rüzgar.
    MEMDUDE: (AR) Uzatilan.
    MEMDUHA: (AR) Övülmüs, övülecek.
    MEMNUNE: (AR) Minnet altinda bulunan. Sevinmis, sevinçli. Razi hosnut.
    MENEKSE: (FAR) Meneksegillerden birçok çesitleri bulunan koyu mor çiçek açan süs bitkisi. Koyu mor renk.
    MENSURE: (AR) Saçilmis, dagilmis. Ölçüsüz, uyaksiz, manzum olmayan söz.
    MENSURE: (AR) (Nesrolunmus) Dagitilmis, yayilmis.
    MENZURE: (AR) Adanmis, vadedilmis. Adak olarak belirtilmis.
    MERAL: (TR) Disi geyik, ceylan, karaca.
    MERAM: (AR) Arzu istek. Içten tasarlanan niyet.
    MERCAN: (AR) Selenterelerin mercanlar sinifindan olup kayalik yerlerde koloni meydana getirerek yasayan, iskeleti kalkerli kirmizi renkli deniz hayvani.
    MERSA: (AR) Liman.
    MERVE: (AR) Mekke'de bir dagin adi.
    MERYEM: (IBR) Abid. Ibadete düskün insan. Hz. Isa'nin annesi.
    MERZUKA: (AR) Riziklandirilmis, rizik verilmis.
    MESERRET: (AR) Sevinçler. Senlik, sevinç.
    MESRURE: (AR) Sevinçli, memnun, sevinmis meramina ermis.
    MESUDE: (AR) Saadetli, bahtli, bahtiyar, kutlu.
    MESHURE: (AR) Ünlü, argin, taninmis.
    MESKURE: (AR) Begenilmis, övülmüs. Tesekkür edilmeye deger olan.
    METHIYE: (AR) Birini övmek maksadiyla yazilmis eser, kaide.
    MEVA: (AR) Siginilacak yer, yurt, mesken.
    MEVEDDET: (AR) Sevgi, muhabbet. Dostluk.
    MEVHIBE: (AR) Vergi, ihsan, bagis.
    MEVLUDE: (AR) Yeni dogmus çocuk.
    MEVSIM: (AR) Yilin dört bö­lümünden biri. Daglamak suretiyle damga vurmak.
    MIHRACE: (Sanskritçe) Hindistan'da kral ve prenseslere verilen unvan.
    MIHRAN: (AR) Nehir. Pakistan'dan geçen Indus nehrine verilen isim.
    MIHRI: (FAR) Günes. Sevgi. Eylül ayi.
    MIHRIBAN: (FAR) Sefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumusak huylu. MIHRICAN: (FAR) So***har.
    MIHRIMAH: (AR) Günes ile ay.
    MIHRINAZ: (FAR) Naz günesi. Çok nazli.
    MIHRINISA: (FAR) Kadinligin günesi, erdemli, nitelikli kadin.
    MIHRINUR: (FAR) Isik saçan, aydinlatan günes.
    MIHRISAH: (FAR) Sahlarin günesi.
    MIHRIYE: (FAR) Günese ait, günesle ilgili.
    MIMOZA: (Latince) Baklagillerden ince ve san yaprakli çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu.
    MINA: (AR) Camin ana maddesi. Liman, iskele. Gökyüzü.
    MINE: (FAR) Maden ve çini üzerine vurulan cami andirir cila. Dislerin üzerindeki ince ve parlak tabaka. Ince ve parlak nakis.
    MIRAT: (AR) Ayna.
    MIRAY: (FAR) Ayin ilk günleri.
    MIRCAN: (FAR) Canin içi.
    MIRHAN: (FAR) (bkz. Mircan).
    MIRNUR: (FAR) (bkz. Mircan).
    MISRA: (AR) Siirin bir satiri.
    MUALLA: (AR) Yüce, yüksek, (bkz. Bülent). Makami, rütbesi yüksek. Bir yazi stili.
    MUAZZEZ: (AR) (Ta'ziz edilmis) Izzetlendirilmis. Izzet ve seref sahibi. Ikram ve izaz olunan, agirlanan, hürmetle, saygi ile kabul olunan. Kiymetli, degerli, aziz.
    MUCIBE: (AR) Icabet eden, uyan. Icap eden, gereken. Sebeb olan, vesile teskil eden.
    MUCIDE: (AR) Yaratici. Bir bulus ortaya çikaran kimse.
    MUCIZE: (AR) Hayran birakan, olaganüstü olay. Insan aklinin alamayacagi.
    MUHABBET: (AR) Sevme, sevgi. Dostluk. Dostça konusma.
    MUHIBE: (AR) Seven, sevgi besleyen, dost.
    MUHLISE: (AR) Halis, katiksiz. Dostlugu, samimiligi ve her hali içten gönülden olan.
    MUHSINE: (AR) Ihsan eden, iyilikte, bagista bulunan.
    MUHTESEM: (AR) Ihtisamli, tantanali, debdebeli, görkemli.
    MUINE: (AR) Yardimci. Çirak.
    MUKADDER: (AR) Takdir olunmus, kiymeti biçilmis, kadri degeri bilinmis, begenilmis. Yazili, yazilip belirlenmis ilahi taktir. Yazili olmayip sözün gelisinden anlasilan.
    MUKADDES: (AR) Takdis edilmis, mübarek kutsal temiz.
    MUKBILE: (AR) Ikballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mesut.
    MUKIME: (AR) Ikamet eden, oturan.
    MUNISE: (AR) Alisilan, yadirganmaz, alisilmis. Cana yakin sevimli. Insandan kaçmayan.
    MURADIYE: (AR) Arzu, istek, dilek. Maksat meram.
    MUTEBER: (AR) Itibarli, hatiri sayilir, saygin. Inanilir, güvenilir. Yürürlükte olan geçer.
    MUTENA: (AR) Özenle dikkatle seçilmis. Önemli, seçkin. Az bulunur.
    MÜMINE: (AR) Iman etmis, Islam dinine inanmis, müslüman.
    MÜBAHAT: (AR) Övünme, iftihar etme.
    MÜBECCEL: (AR) Yücelmis, saygi gösterilmis yüce, ulu.
    MÜBERRA: (AR) Temize çikmis aklanmis, müstesna, azade, arinmis.
    MÜCEDDET: (AR) Yeni, henüz kullanilmamis.
    MÜCELLA: (AR) Parlatilmis, parlak, cilali.
    MÜCEVHER: (AR) Degerli süs esyasi. Arap alfabesinde noktali olan harf.
    MÜESSER: (AR) Kendisine bir sey tesir etmis olan.
    MÜFIDE: (Ar.) Ifade eden, anlatan, manali. Faydali.
    MÜGE: (FR) Inci çiçegi.
    MÜHIBE: (Ar.) Heybetli, korkunç, korkutan. Tehlikeli ve saygi uyandiran.
    MÜHRE: (FAR) Bir çesit yuvarlak sey. Cam boncuk.
    MÜJDE: (FAR) Mustu, sevinç haberi, büsra. Hayirli, sevinçli bir haber getirene verilen bahsis.
    MÜJGÂN: (FAR) Kirpikler, kirpik.
    MÜKÂFAT: (AR) Ödül. Degerlendirici, sevindirici davranis.
    MÜKRIME: (AR) Ikramci, ikram eden, agirlayan agirlayici, misafirperver.
    MÜNEVVER: (AR)(Tenvir edilmis) Nurlandirilmis, aydinlatilmis, isikli. Aydin.
    MÜNIBE: (AR) Inabe eden, asiligi, azginligi birakarak Allah'a yönelen. Güzel yagan, faydali yagmur. Taze ve verimli bahar.
    MÜNIFE: (AR) Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. Yüksek, büyük hükümler.
    MÜNIRE: (AR) Nurlandiran, isik veren, parlak.
    MÜREVVA: (AR) Akli, fikri, düsünüsü görünüsü saglam.
    MÜRSIDE: (AR) Irsad eden, dogru yolu gösteren kilavuz.
    MÜRÜVVET: (AR) Insaniyet, mertlik, yigitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.
    MÜSEVVER: (AR) Çevresine sur, duvar çevrilmis korunmus.
    MÜSLIME: (AR) Islam dininde olan.
    MÜSERREF: (AR) Sereflendirilmis kendisine seref verilmis, serefli.
    MÜVEDDET: (AR) Sevgi, muhabbet, dostluk.
    MÜVELLÂ: (AR) Bir davanin veya anlasmazligin çözümü, bir isin arastirilmasi konusuna görevlendirilmis kisi.
    MÜYESSER. (AR) Kolayi bulunup yapilan, kolay gelen, kolaylikla olan.
    MÜZEHHER: (AR) Çiçekli, çiçeklenmis, çiçek açmis.
    MÜZEYYEN: (AR) (Zinetlendirilmis) Süslenmis, süslü.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • M - ERKEK


    MACID / MACIT: (AR) San ve seref sahibi olan kimse. Iyi ahlakli. Ulu.
    MAHFI: (AR) Gizli, sakli.
    MAHFUZ: (AR) Korunmus, gözetilmis. Gizlenmis, saklanmis.
    MAHIR: (AR) Maharetli, hünerli, elinden is gelir, becerikli.
    MAHMUD / MAHMUT: (AR) Hamd olunmus, sena edilmis, övülmeye deger.
    MAHSER: (AR) Huy, tabiat.
    MAHSUN: (AR) Güçlendirilmis, güçlü.
    MAHSUT: (AR) Hasat edilmis, ekini biçilmis. Biçilmis ekin.
    MAKAL: (AR) Söz, lakirdi. Söyleme, söyleyis.
    MAKBUL: (AR) Kabul olunmus, alinmis, alinan. Begenilen, hos karsilanan, geçer.
    MAKSUD / MAKSUT: (AR) Kasdolunan, istenilen sey, istek. Maksat, niyet, murat. Varilmak istenen yer.
    MAKSUM: (AR) Ayrilmis, bölünmüs. Kismet.
    MAKSUR: (AR) Kasrolunmus, kisaltilmis, kasilmis. Alikonulmus. Bir seye ayrilmis.
    MAKUL: (AR) Akla uygun bulunan. Akil ile bilinir, akilla kanitlanan. Oldukça akilli, sözü akla yakin.
    MÂLIK: (AR) Sahip, bir seye sahip olan, bir seyi olan.
    MALKOÇ: (TR) Akinci ocagi reisi.
    MANSUR: (AR) Yardim olunmus, Allah'in yardimiyla galip, üstün gelmis. Türk müziginde bir düzen. Bir ney çesidi.
    MANZUR: (AR) Bakilan, nazar olunan. Gözde olan, begenilen.
    MARUF: (AR) Herkesçe bilinen taninmis belli. Meshur ünlü.
    MASUM: (AR) Suçsuz, kabahatsiz, günahsiz, ismet sahibi. Saf, temiz.
    MASUK: (AR) Sevilen, sevilmis.
    MAZHAR: (AR) Bir seyin göründügü çiktigi yer. Nail olma, sereflenme. Bir çesit tef.
    MAZLUM: (AR) Zulüm görmüs. Halim, selim, sakin, sessiz.
    MAZMUN: (AR) Borçluluk, kefalet. Ödenmesi gereken sey.
    MECID / MECIT: (AR) Çok ulu, yüce, san ve seref sahibi. Allah'in sifatlarindan.
    MECNUN: (AR) Cin tutmus, cinlenmis. Delice seven, tutkun. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramani.
    MEFTUN: (AR) Büyülenmis. Gönül vermis, tutkun vurgun. Hayran olmus, sasmis.
    MEHDI: (AR) Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafindan hidayet verilmis olan. Dogru yolu tutan. Siilere göre 12 imamin sonu.
    MEHIB: (AR) Heybetli, azametli, korkunç . Arslan (Esed, gazanfer, haydar, sir).
    MEHMET: (TR) Muhammed isminin türkçesi. (bkz. Muhammed).
    MEKIN: (AR) Temekkün eden, oturan yerlesen. Vakarli, temkinli, vakar, iktidar sahibi.
    MELIH: (AR) Melahat sahibi, güzel, sirin, sevimli.
    MELIK: (AR) Padisah, hakan, hükümdar. Mal sahibi. Allah'in isimlerinden.
    MEMDUH: (AR) Övülmüs, övülecek.
    MENDERES: (YUN) Akarsu yataklarinin dola***çli kismi. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adi.
    MENGÜ: (TR) Ebedi ölümsüz, bengi.
    MENGÜALP: (TR) Ölümsüz, güçlü, kuvvetli, yigit.
    MENGÜBAY: (TR) Varlikli kimse.
    MENGÜBERT: (TR) Allah verdi.
    MENGÜCEK: (TR) Erzincan, Kemah, Divrigi ve Sebinkarahisar'i içine alan bölgeyi fethederek XII. yy.'in ilk yansina kadar elinde tutan Türk sülalesi.
    MENGÜÇ: (TR) Yasli.
    MENGÜER: (TR) (bkz. Mengü).
    MENGÜTAY: (TR) (bkz. Mengüer).
    MENNAN: (AR) Çok ihsan eden, verici, ihsani bol.
    MENSUR: (AR) Saçilmis, dagilmis. Ölçüsüz, uyaksiz, manzum olmayan söz.
    MERD / MERT: (FAR) Adam, insan. Özü sözü dogru kabadayi, yigit.
    MERDAN: (FAR) Mertler, insanlar, erkekler, yigitler.
    MERIH: (AR) Dünya'dan sonra günese en yakin olan gezegen.
    MERT: (FAR) Özü, sözü dogru yigit. Erkek insan.
    MERTEL: (FAR-TR) (bkz. Mert).
    MERTER: (FAR-TR) (bkz. Mert).
    MERTKAL: (FAR-TR) Her zaman dogru kal.
    MERTKAN: (FAR-TR) Mert soydan gelen.
    MERTOL: (FAR-TR) Her zaman sözünün eri ol.
    MERVAN: (AR) Emevi sülalesinin Mervan kolu.
    MERZUK: (AR) Riziklandirilmis, rizik verilmis.
    MESIH: (AR) Üzerine yag sürülmüs. Mesholunmus, baska bir sekle girmis olan. Acaip, tuhaf. Mesih: Hz. Isa'nin elini sürdügü hastalarin derhal iyilesmesi dolayisiyla kendisine isim olarak verilmistir.
    MESUD / MESUT: (AR) Saadetli, bahtli, bahtiyar, kutlu.
    METE: (TR) Büyük Türk-Hun Imparatoru (M.Ö. 209-174).
    METEHAN: (TR) (bkz. Mete)
    METIN: (AR) Metanetli, saglam, dayanikli. Özü, sözü dogru, sebatkar, itimat edilir.
    METINER: (TR) (bkz. Metin)
    MEVLUD / MEVLIT: (AR) Yeni dogmus çocuk. Dogulan zaman. Hz. Muhammed'in dogumunu anlatan manzum eser.
    MIDHAT / MITHAT: (AR) Övme.
    MIKAIL: (AR) Dört büyük melekten riziklarin dagitimiyla görevli olan melek.
    MIRAT: (AR) Ayna.
    MIRAÇ: (AR) Merdiven. Göge çikan. Hz. Muhammed'in göge çiktigi gece.
    MIRAN: (FAR) Beyler.
    MIRKELAM: (FAR) Güzel, nazik konusan kimse.
    MIRZA: (FAR) Emiroglu beyi, hükümdar soyundan gelen. Dogu Türk devletlerinde asalet unvani.
    MIZAN: (AR) Terazi. Saglama.
    MUAMMER: (AR) Ömür süren, yasayan, yasamis.
    MUCIB / MUCIP: (AR) Icabet eden, uyan. Icap eden, gereken. Sebeb olan, vesile teskil eden.
    MUHAMMED / MUHAMMET: (AR) Tekrar tekrar övülmüs. Birçok güzel huylara sahip. Hz. Peygamber 'in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafindan, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmustur.
    MUHARREM: (AR) Tahrim olunmus, haram kilinmis. Kamer takviminin birinci ayi asura ayi. Müslümanliktan önce bu ayda savasmak yasak oldugu için bu ad verilmistir. Bu ayin ilk 10 gününde Kerbela vakasinin yildönümünde matem yapilir. 10. gününde asure pisirilir.
    MUHIB / MUHIP: (AR) Seven, sevgi besleyen, dost.
    MUHIDDIN / MUHITTIN: (AR) Dini saran, çevreleyen.
    MUHLIS: (AR) Halis, katiksiz. Dostlugu, samimiligi ve her hali içten gönülden olan. MUHSIN: (AR) Ihsan eden, iyilikte, bagista bulunan.
    MUHTAR: (AR) Ihtiyar eden, seçilmis, seçkin. Hareketinde serbest olan, istedigi gibi davranan, diledigini yapan. Köy veya mahalle islerine bakmak üzere halkin seçtigi kimse.
    MUHTESEM: (AR) Ihtisamli, tantanali, debdebeli, görkemli.
    MUHYI: (AR) Ihya eden, dirilten, canlandiran, hayat veren.
    MUID: (AR) Ögretmen yardimcisi. Asistan.
    MUIN: (AR) Yardimci. Çirak.
    MUIZ: (AR) Agirlayici, izzet ve ikram edici.
    MUKADDER: (AR) Takdir olunmus, kiymeti biçilmis, kadri degeri bilinmis, begenilmis. Yazili, yazilip belirlenmis ilahi taktir. Yazili olmayip sözün gelisinden anlasilan.
    MUKADDES: (AR) Takdis edilmis, mübarek kutsal temiz.
    MUKBIL: (AR) Ikballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mes'ud.
    MUKIM: (AR) Ikamet eden, oturan.
    MUKMIR: (AR) Ay isikli, mehtapli.
    MUNGAR: (TR) Eli açik, cömert.
    MUNIS: (AR) Ünsiyetli alisilan, yadirganmaz, alisilmis. Cana yakin sevimli. Insandan kaçmayan.
    MURAD / MURAT: (AR) Arzu, istek, dilek. Maksat meram.
    MURATHAN: (AR) (bkz. Murat).
    MURTAZA: (AR) Irtiza edilmis, begenilmis seçilmis. Güzide.
    MUSA: (AR) Vasiyet edilmis. Vasi nasbolunmus, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmis. Tavsiye olunmus. Sina yarimadisinda, Eymen vadisinde Tur daginda Allah'in lütfuna mazhar olarak, kavmine "on emir" adi altinda Allah'in seriatini bildiren peygamber. Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmistir.
    MUSTAFA: (AR) Temizlenmis, seçilmis, güzide. Hz. Peygamberin isimlerinden.
    MUTA: (AR) Itaat olunan, boyun egilen, baskalarinin kendisine itaat ettikleri. Hz. Peygamberin isimlerinden.
    MUTI: (AR) Itaat eden, bas egen, veren. Tabi, bagli. Rahat ve uslu.
    MUTLAY: (TR) Mutlu, sevinçli ay.
    MUTLU: (TR) Talihli, ugurlu. Bahtiyar.
    MUTLUALP: (TR) (bkz. Mutlu).
    MUTLUGÜN: (TR) (bkz. Mutlu).
    MUTLUHAN: (TR) (bkz. Mutlay).
    MUTLUTEKIN: (TR) (bkz. Mutlay).
    MUTTALIB: (AR) Talepte bulunan, isteyen.
    MUTLUER: (TR) (bkz. Mutlu).
    MUVAFFAK: (AR) Basaran beceren.
    MUVAHHID / MUVAHHIT: (AR) Allah'in birligine inanan. Allah'tan baska hiçbir ilah ve kanun koyucu tanimayan, yalniz Allah'tan gelen emirleri kabul eden.
    MUVAKKAR: (AR) Tevkir edilmis, agirlanmis, saygi gösterilmis olan. Vakarli, agirbasli. MUZAFFER: (AR) Zafer, üstünlük kazanmis, üstün.
    MUZI: (AR) Isik veren parlayan parlak.
    MÜMIN: (AR) Iman etmis, Islam dinine inanmis, müslüman.
    MÜBAREK: (AR) Bereketli, feyizli. Ugurlu, hayirli, kutlu, mutlu. Begenilen, sevilen, kizilan sasilan kimse. Bir sey hakkinda sözlesme.
    MÜCAB / MÜCAP: (AR) Duasi kabul edilen.
    MÜCAHID / MÜCAHIT: (AR) Cihad eden, din düsmanlariyla savasan. Savasan, ugrasan, savasçi. Gayret eden, çok çalisan. Tasavvufta nefsine karsi gelerek kendini terbiye eden ve böylece manevi makamlara erisen kimse, dervis.
    MÜFID / MÜFIT: (AR) Ifade eden, anlatan, manali. Faydali.
    MÜHIB / MÜHIP: (AR) Heybetli, korkunç, korkutan. Tehlikeli ve saygi uyandiran.
    MÜJDAT: (FAR) Müjdeler, sevinçli haberler.
    MÜKERREM: (AR) Muhterem, aziz sayin, saygideger, sayilan, onurlandiran, hürmet ve tazime erismis.
    MÜKREM: (AR) Kerem ve seref ile nitelenmis olan.
    MÜKREMIN: (AR) Ikram olunmus, agirlanmis.
    MÜKRIM: (AR) Ikramci, ikram eden, agirlayan-agirlayici, misafirperver.
    MÜLAYIM: (AR) Uygun, muvafik. Yumusak huylu, yavas kimse. Pekligi olmayan.
    MÜLHIM: (AR) Ilham veren, içe dogduran, esinlendiren
    MÜMTAZ: (AR) Imtiyaz taninmis, ayri tutulmus, üstün tutulmus. Seçkin.
    MÜNIB / MÜNIP: (AR) Inabe eden, asiligi, azginligi birakarak Allah'a yönelen. Güzel yagan, faydali yagmur. Taze ve verimli bahar.
    MÜNIF: (AR) Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. Yüksek, büyük hükümler.
    MÜNIM: (AR) Nimet veren, yedirip içiren.
    MÜNIR: (AR) Nurlandiran, isik veren, parlak, ziyalar.
    MÜREN: (TR) Akarsu, dere, irmak.
    MÜREVVA: (AR) Akli, fikri, düsünüsü görünüsü saglam.
    MÜRID / MÜRIT: (AR) Idare eden, emreden buyuran. Bir seyhe bagli olan kimse.
    MÜRSEL: (AR) Gönderilmis yollanilmis. Seriat sahibi peygamberler. Saliverilmis suç. Bir yazi sitili. Hz. Peygamberin isimlerinden.
    MÜRSID / MÜRSIT: (AR) Irsad eden, dogru yolu gösteren kilavuz. Tarikat seyhi.
    MÜSLIM: (AR) Islam dininde olan.
    MÜSTAKIM: (AR) Dogru, düz, dik. Temiz, namuslu.
    MÜSTECAB / MÜSTECAP: (AR) Isticabe edilmis, kabul olunmus, (bkz. Mücab).
    MÜSFIK: (AR) Sefkatli, merhametli, aciyan, seven.
    MÜSIR: (AR) Haber veren, bildiren. Emir ve isaret eden. Maresal.
    MÜSTAK: (AR) Istiyakli, özleyen, görecegi gelen, can atan.

    N - BAYAN


    NABIA: (AR) Yerden çikip fiskiran, kaynayan, akan.
    NABIYE: (AR) Ulu, serefli kimse. Sonradan sair olan kimse. Haberci, haber veren.
    NACIYE: (AR) (Necat bulan) Kurtulan, selamete kavusan. Cehennemden kurtulmus, cennetlik.
    NADAN: (FAR) Kaba, dobra.
    NADIDE: (FAR) Görülmemis görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok degerli.
    NADIME: (AR) Pismanlik duyan, pisman. Tövbe eden.
    NÂDIRE: (AR) Seyrek, az, ender bulunur.
    NADIYE: (AR) (Nida eden) Haykiran, çagiran. Toplanti, meclis.
    NAFIA (Ar.) Bayindirlik, bir yeri güzellestirmek için yapilan çalismalarin tümü.
    NAFIA (Ar.) Yararli, faydali.
    NAFILE: (AR) Mal, ganimet, ihsan bagis.
    NAFIZE: (AR) Delen, delip geçen. Içeriye giren, isleyen. Tesir eden, sözü geçen. NAGEHAN: (FAR) Ansizin, birdenbire.
    NAGME: (AR) Ahenk güzel ses.
    NAHIDE: (FAR) Venüs (zühre) gezegeni. (Arapça'da) Yeni yetisen kiz.
    NAHIRE: (AR) Ayin ilk günü ya da son gecesi.
    NAIBE: (AR) Vekil, birinin yerine geçen.
    NAILE: (AR) Muradina eren, ermis, ele geçiren.
    NAIME: (AR) Güzel zarif kadin. Nazli büyütülmüs kadin.
    NAIRE: (AR) Ates, alev, sicaklik.
    NAKIBE: (AR) Insan ruhu. Akil.
    NAKSIDIL: (AR) Gönül resmi, gönül süsü.
    NALAN: (FAR) Inleyen, inleyici, aglayan, feryad eden.
    NALE: (FAR) Inleme, inilti.
    NALEZEN: (FAR) Inleyen, inildeyen.
    NAME: (FAR) Sevgiliye ve aska ait yazilmis mektup. Mektup. Kitap, dergi.
    NAMIYE: (AR) Olma, yerden bitme kuvvetli, gelisme yetisme.
    NARDAN: (FAR) Nar taneleri. Gözyasi damlalari.
    NARDANE: (FAR) Nar tanesi.
    NARDIN: (FAR) Bir çesit sümbül.
    NARGÜL: (FAR) Ates renginde, kirmizi gül.
    NARIN: (FAR) Ince, zarif yapili, nazik. Zayif çelimsiz.
    NARIYE: (AR) Atesle ilgili, cin peri.
    NASIHA: (AR) Nasihat eden, ögüt veren.
    NASIBE: (AR) Dikili tas. Yollara nisan için dikilen tas.
    NASIDE: (AR) Siir okuyan, siir söyleyen, siir yazan.
    NAZ: (FAR) Kendini begendirmek için takinilan yapmacik cilve, isve. Bir seyi begenmiyormus gibi gözükme. Simariklik.
    NAZAN: (FAR) Nazli.
    NAZENDE: (FAR) Naz edici, nazli, hos edali.
    NAZENIN: (FAR) Cilveli, oynak. Çok nazli yetistirilmis, simarik. Narin ince yapili.
    NAZIDIL: (FAR) Gönül nazi, gönül cilvesi.
    NAZIME: (AR) Tanzim eden, düzenleyen. Sira sira, dizi dizi olan sey.
    NAZIFE: (AR) Temiz, pak, nazik, zarif ve sik giyimli.
    NAZIK: (FAR) Ince, narin. Terbiyeli, saygili. Güzel zarif.
    NAZILE: (AR) Yukardan asagiya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.
    NAZIRE: (AR) Örnek karsilik. Manzum eserde ayri vezin ve kafiyede benzer olma hali.
    NAZLAN: (TR) Kendini begendir, nazli ol.
    NAZLI: (TR) Naz yapan, kendini agira satan. Deger verilen sevgili.
    NAZLIGÜL: (TR) Nazli-Gül
    NAZLIHAN: (TR) Nazli- Han
    NAZMIYE: (AR) Dizme, tertib etme, siraya koyma. Sira, tertip. Vezinli, kafiyeli söz.
    NEBA: (AR) Haber.
    NEBAHAT: (AR) San, seref, onur. San, seref sahibi.
    NEBALET: (AR) . Zekilik. Büyüklük, ululuk. Cömertlik.
    NEBIHE: (AR) Namli, serefli.
    NEBILE: (AR) Yüksek meziyet ve onur sahibi. Akilli, anlayisli. Bilgili, faziletli.
    NECEF: (AR) Yüksek, sirt tepe, tümsek.
    NECIBE: (AR) Soyu sopu temiz pak olan kimse. Asilzade, kiymetli, üstün. Güzel ahlak sahibi.
    NECILE: (AR) Soylu, soyu sopu temiz, kisizade. Asil.
    NECLA: (AR) Çocuk, evlat. Kusak, soy, nesil.
    NECMIYE: (AR) Yildizla ilgili.
    NECVE: (AR) Tümsek ve yüksek yer.
    NEDA: (AR) Çig, nem rutubet, (bkz. Sebnem).
    NEDIME: (AR) Zengin veya itibarli bir kadinin arkadasi. Saray hayatinda Sultan hanimlarinin yardimcilari.
    NEDRET: (AR) Azlik, seyreklik, az bulunurluk.
    NEFASET: (AR) Nefislik, nefis olma hali. Kiymetlilik.
    NEFIS: (AR) Çok hos, hosa giden, begenilen.
    NEFISE: (AR) Pek hos, çok hosa giden, en güzel, çok begenilen.
    NERGISFAR) Nergisgillerden çiçekleri ayri veya bir köksap üzerinde semsiye vaziyetinde bulunan ve beyaz san nevilesi de olan bir süs çiçegi.
    NERHAN: (FAR-TR) Yigit Han, Yigit Sultan.
    NERIM: (FAR) Pehlivan, yigit, bahadir.
    NERIMAN: (FAR) Yigit, güçlü kuvvetli.
    NERMIN: (FAR) Yumusak.
    NESIBE: (AR) Soylu, soyu temiz baba.
    NESIL: (AR) Ayni çagda yasayan, hemen hemen ayni yasta olanlarin tümü, kusak.
    NESIME: (AR) Hafif rüzgar. Hos, mülayim insan.
    NESLI: (AR) Nesle ait, soya ait.
    NESLIN: (AR) Senin soyun, senin neslin.
    NESLIGÜL: (AR-FAR) Gül soyu, gül gibi güzel soydan gelen.
    NESLIHAN: (AR-FAR) Han nesline ait, hanin soyundan.
    NESLISAH: (AR-FAR) Sah soyundan gelen.
    NESRIN: (FAR) Yaban gülü Agustos gülü.
    NESE: (AR) Nese keyif, sevinç. Az sarhosluk, çakirkeyif.
    NESECAN: (AR-TR) Canin nesesi, mutlulugu.
    NESEGÜL: (AR-FAR) (bkz. Nese).
    NESENUR: (AR) Isik saçan nese, sevinç. (bkz. Nese).
    NESEVER: (AR-TR) Çok neseli.
    NESIDE: (AR) Manzum siir. Atasözü derecesinde kullanilan meshur beyit veya misra. NESVE: (AR) Sevinç.
    NEVA: (FAR) Ses, sada, makam, ahenk, name. Refah, zenginlik. Güç, kudret. Dogu müziginde bir makam.
    NEVAL: (AR) Talih, kismet. Bahsis, bagis.
    NEVBAHAR: (FAR) Ilkbahar. Yeni bahar.
    NEVBAHT: (FAR-AR) Yeni sansi açilmis, sansi açik.
    NEVBAR: (FAR) Genç kiz. Turfanda çikan meyve ve çiçek.
    NEVBARE: (FAR) Turfanda yemis. Taze yesillik.
    NEVEDA: (FAR) Yeni tavir, yeni eda. "Nev" ve "eda" kelimelerinden birlesik isim. NEVESER: (FAR) Türk müziginde birlesik bir makam.
    NEVGÜL: (FAR) Yeni açilmis gül.
    NEVHAYAT: (FAR-AR) Yeni hayat, yeni yasam.
    NEVIDE: (AR) Iyi, sevinçli haber.
    NEVIN: (FAR) Yepyeni, yeni sey, yeni olan.
    NEVINUR: (FAR) Renk isik.
    NEVIR: (AR) Parlaklik. Agaç çiçegi.
    NEVNIHAL: (FAR) Taze fidan, agacin taze sürgünü.
    NEVRA: (AR) Isikli olma, parlaklik. Çiçek, özellikle beyaz çiçek.
    NEVRED: (FAR) Gezen, dolasan, yol alan.
    NEVRES: (FAR) Yeni yetisen, yeni biten.
    NEVRESTE: (FAR) (bkz. Nevres).
    NEVRIYE: (AR) Isikla, parlaklikla, aydinlikla ilgili.
    NEVSALE: (FAR) Genç, taze, küçük.
    NEVZENIN: (FAR) Yeni tarz yeni yöntem.
    NEYYIRE: (AR) Nurlu, parlak. Isikli cisim. Günes.
    NEZAFET: (AR) Temizlik, paklik.
    NEZAHAT: (AR) Temizlik, paklik. Incelik, rikkat.
    NEZAKET: (FAR) Naziklik. Zariflik, incelik. Terbiye. Ehemmiyet.
    NEZIHE: (AR) Temiz, pak.
    NEZIRE: (AR) Birini dogru yola yöneltmek için Allah'in azabiyla gözdagi vererek korkutmak. Adak, dilek, tahsis. Kendisini Allah yoluna adayan kisi.
    NIDA: (AR) Çagirma, bagirma, seslenme. Ses verme.
    NIGAH: (FAR) Bakis, bakma. Göz.
    NIGAR: (FAR) Resim. Resmedilmis, resmi yapilmis. Put. Sevgili.Türk musikisinde bir makam.
    NIHAL: (FAR) Sevgili. Taze, düzgün fidan, sürgün.
    NIHAN: (FAR) Gizli, sakli. Bulunmayan, görünmeyen.
    NIHAYET: (AR) Son. Sonunda.
    NIL: (AR) Çivit otu. Misir'dan geçen Akdeniz'e dökülen meshur nehir.
    NILAY: (AR) Iki nil. Seyhan ve Ceyhan nehirleri. Firat ve Dicle nehirleri.
    NILGÜN: (FAR) Çividî, çivit renginde, lacivert.
    NILHAN: (AR) Nil havzasi hanlarindan.
    NILSU: (TR) (bkz. Nil).
    NILÜFER: (FAR) Çiçek adi.
    NIMET: (AR) Iyilik, lütuf, ihsan, bahsis. Azik, yiyecege, içecege dair seyler. Saadet, mutluluk.
    NIMRE: (AR) Disi kaplan.
    NISA: (AR) Kadinlar.
    NISAN: (SÜRYANICE) Bolluk, bereket, cömertlik. Ilkbaharin 4. ayi. Sur.
    NUR: (AR) Aydinlik, parilti, parlaklik, niran.
    NURAL: (AR-TR) Nur, isik al, isikli ol.
    NURALEM: (AR) Evrenin nuru, alemi aydinlatan.
    NURAN: (FAR) Isikli. Nurlu, nura ait.
    NURAY: (AR-TR) Isik saçan ay. Ayin en çok isik saçtigi dönem.
    NURBANU: (AR-FAR) Nur yüzlü hanim, gelin, prenses. Nur ve banu'dan birlesik isim.
    NURBAY: (AR-TR) Nurlu, aydinlik kimse.
    NURCAN: (AR-TR) Canli, neseli, hayat dolu.
    NURCIHAN: (AR-FAR) Cihan'in nuru, isigi. Dünyaya isik saçan.
    NURÇIN: (AR-FAR) Nur toplayan, isik derleyen,
    NURDAN: (AR-TR) Nur'a ait, nurdan yapilmis.
    NURDANAY: (AR-TR) (bkz. Nurdan).
    NURDIL: (AR-FAR) Nurlu, isikli gönül.
    NURDOGAN: (AR-TR) Nurlu insan.
    NUREFSAN: (AR-FAR) Aydinlik veren, ortaligi isik içinde birakan.Nur ve efsan kelimelerinden birlesik isim.
    NUREL: (AR-TR) Nurlu el.
    NURFER: (AR-FAR) Isik ve aydinlik.
    NURFIDAN: (AR-FAR) Taze ve piril piril genç, zarif hanim.
    NURGÖK: (AR-TR) Nurlu, aydinlik gökyüzü.
    NURGÜL: (FAR) Gülün en parlak olani.
    NURGÜN: (AR-TR) Nurlu gün, isikli gün. Günün ve bütün hayatin nurlu parlak olmasi.
    NURHAN: (AR-TR) Nur'un yöneticisi, hakimi.
    NURHILAL: (AR) (bkz. Nuray).
    NURIYE: (AR) Nura ait, nurla ilgili.
    NURINISA: (AR) Nurlu kadin.
    NURISIK: (AR-TR) Bol isik, aydinlik.
    NURMAH: (FAR) Isikli ay, ay gibi güzel ve nurlu.
    NURMELEK: (AR) (bkz. Melek).
    NURNIGAR: (AR-FAR) Isikli, aydinlik, sevgili.
    NURPERI: (AR-FAR) Isikli, peri kadar güzel.
    NURSABAH: (AR) Aydinlik sabah.
    NURSAÇ: (AR-TR) Isik saç, aydinlat.
    NURSELI: (AR-TR) (bkz. Nursel).
    NURSEMA: (AR) Isikli, aydinlik gökyüzü.
    NURSEN: (AR-TR) Nurlu, isikli, kisi, insan.
    NURSENIN: (AR-TR) (bkz. Nursen).
    NURSER: (AR-FAR) Nurlu, aydinlik, münevver kafali insan.
    NURSEREN: (AR) (bkz. Nurser).
    NURSEV: (AR-TR) Isigi sev.
    NURSEVIL: (AR-TR) (bkz. Nursev).
    NURSIM: (FAR) Aydinlik ve gümüs gibi parlak.
    NURSIMA: (FAR) Isikli, aydinlik yüz.
    NURSINE: (FAR) Isikli, aydinlik yürek.
    NURSU: (AR-TR) Nurlu su.
    NURSUN: (AR-TR) (bkz. Nurser).
    NURSAH: (FAR) Parlak hükümdar.
    NURSEN: (FAR) Çok çok isikli, neseli insan.
    NURTANE: (AR-TR) Nurlu, biricik insan.
    NURTEK: (AR-TR) (bkz. Nurtane).
    NURTEN: (AR-TR) Beyaz, parlak, ten.
    NURVEREN: (AR-TR) (bkz. Nursun).
    NURZER: (AR) Altin gibi parlak isik, altin isik.
    NUSRET: (AR) Yardim. Allah'in yardimi. Zafer, muzafferiyet. Basan, üstünlük.
    NÜKHET: (AR) Nükteler, herkesin anlayamayacagi ince, zarif, manali sözler. Koku.
    NÜVE: (AR) Çekirdek.
    NÜVIDE: (FAR) Müjde, mustu. Hayirli haber.
    NÜZHET: (AR) Nese, eglence, eglence yerlerini seyredip gezme. Sevinç, ferahlik.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • N - ERKEK


    NABI: (AR) Haberci, haber veren. Yüksek, yüce.
    NACI: (AR) Necat bulan, kurtulan, selamete kavusan. Cennetlik.
    NACIL: (AR) Soyu sopu temiz olan kimse.
    NADIM: (AR) Pismanlik duyan, pisman. Tevbe eden.
    NADIR: (AR) Seyrek, az, ender bulunur.
    NADI: (AR) Nida eden, haykiran, çagiran. Toplanti, meclis, (bkz. Nida).
    NAFERIZ: (FAR) Göbek düsüren. Koku saçan.
    NAFI: (AR) Yararli, kârli.
    NAFIH: (AR) Üfleyen, üfleyici.
    NAFIZ: (AR) Delen, delip geçen. Içeriye giren, isleyen. Tesir eden, sözü geçen.
    NAHID / NAHIT: (FAR) Venüs (zühre) gezegeni. (AR) Yeni yetisen kiz.
    NAIB / NAIP: (AR) Vekil, birinin yerine geçen, kadi vekili, hakim. Nöbet bekleyen, nöbetle gelen.
    NAIM: (AR) Bollukta yasayis. Cennetin bir kismi.
    NAKIB / NAKIP: (Ar.) Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili.
    NAMAL: (TR) Adin duyulsun, ün kazan.
    NAMDAR: (FAR) Namli, ünlü.
    NAMI: (FAR) Namli, söhretli ünlü.
    NAMIK: (AR) Yazici, katip, yazar
    NASIH: (AR) Nasihat eden, ögüt veren.
    NASIR: (AR) Yardimci, yardim eden.
    NASIB / NASIP: (AR) Pay hisse. Birinin elde ettigi sey. Allah'in kismet ettigi sey.
    NASR: (AR) Yardim. Üstünlük (zafer).
    NASRUDDIN: (AR) Dine yardimi dokunan. Dilimizde "Nasreddin" seklinde kullanilir. NASRULLAH: (AR) Allah'in nusreti, yardimi.
    NASUH: (AR) Nasihatçi, ögütçü. Halis, temiz.
    NASUHI: (AR) Bozulmaz sekilde tövbe edici.
    NASID / NASIT: (AR) Siir okuyan, siir söyleyen, siir yazan.
    NASIR: (AR) (Nesreden) Dagitan, yayan, yayinlayan.
    NATIK / NATUK: (AR) Söyleyen konusan. Düsünen. Bildiren, bildirici.
    NAYMAN: (MOG) Sekiz. Bati Mogolistan'da yasayan sekiz kabileden olusan Türk toplulugu.
    NAZIM: (AR) (Tanzim eden) Düzenleyen. Sira sira, dizi dizi olan sey.
    NAZIR: (AR) Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. Vekil bakan. Bir yüzü bir tarafa yönelik olan.
    NAZIF: (AR) Temiz, pak, nazik, zarif ve sik giyimli.
    NAZIL: (AR) Yukardan asagiya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.
    NAZIR: (AR) Taze. Altin. Benzer es.
    NAZMI: (AR) Dizme, siraya koyma. Sira, tertip. Vezinli, kafiyeli söz.
    NEBA: (AR) Haber.
    NEBAHADDIN / NEBAHATTIN: (AR) Dinin sani ve serefi.
    NEBI: (AR) Haberci. Peygamber.
    NEBIH: (AR) Namli, serefli.
    NEBIL: (AR) Yüksek meziyet ve onur sahibi. Akilli, anlayisli. Bilgili, faziletli.
    NECABET: (AR) Soyluluk, soy temizligi.
    NECAETTIN: (AR) Dine girip hidayete eren, kurtulan.
    NECAH: (AR) Istegine ulasma. Kurtulma. Ihtiyaçlarini temin edebilmek.
    NECAT: (AR) Kurtulma, kurtulus. Selamet.
    NECATI: (AR) Kurtulmaya mensup, kurtulusla ilgili.
    NECCAR: (ARR) Dülger. Marangoz.
    NECDET: (AR) Kahramanllik yigitlik, efelik. Korkusuz olmak.
    NECIB / NECIP: (AR) Soyu sopu temiz pak olan kimse. Asilzade, kiymetli, üstün.Güzel ahlak sahibi.
    NECID: (AR) Yüksek yayla. Arabistan'in sahil ovasina ve çukur sahaya zit olan yüksek kisim.
    NECIL: (AR) Soylu, soyu sopu temiz, kisizade. Asil.
    NECIY: (AR) Sirdas.
    NECIYULLAH: (AR) Allah'in kurtulus verdigi kisi.
    NECMI: (AR) Yildizla ilgili.( Necmüddin: Dinin yildizi. Dilimizde "Necmettin" seklinde kullanilmaktadir.)
    NEDA: (AR) Çig, nem rutubet.
    NEDIM: (AR) Meclis arkadasi, sohbet arkadasi. Büyükleri fikra ve hikayeleri ile eglendiren. Güzel hikayeler anlatan, tatli konusan.
    NEDRET: (AR)Azlik, seyreklik, az bulunurluk.
    NEDVE: (AR) Görüsme konusma.
    NEFER: (AR) Bir adam, tek kisi. Er, asker.
    NEFI: (AR) Çikar ile ilgili faydaci, menfaat, kâr.
    NEHIB / NEHIP: (AR) Dehset, korku. Yagmaci, çapulcu.
    NEHRI: (AR) Nehirle ilgili, nehire ait.
    NEJAD / NEJAT: (FAR) Soy, nesil.
    NERHAN: (FAR-TR) Yigit Han, Yigit Sultan.
    NERIM: (FAR) Pehlivan, yigit, bahadir.
    NERMI: (FAR) Yumusak, gevseklik.
    NESEFI: (AR) Yapi ustasi.
    NESIB / NESIP: (AR) Soylu, soyu temiz baba.
    NESIF: (AR) Iki kisi arasinda olan sir.
    NESIL: (AR) Ayni çagda, ayni yasta bulunan kimselerin tümü, kusak.
    NESIM: (AR) Hafif rüzgar. Hos, mülayim insan.
    NESAT: (AR) Sevinç, nese, senlik, keyif. Iran sairlerinden birisinin adi.
    NESET: (AR) Meydana gelme, gelisme. Kaynak olma, bir mecradan çikis.
    NESID / NESIT: (AR) Manzum siir. Atasözü derecesinde kullanilan meshur beyit veya misra.
    NEVAL: (AR) Talih, kismet. Bahsis, bagis.
    NEVAZ: (FAR) Oksayan, oksayici.
    NEVCI: (FAR) Makam, ahenk ve nasip ile ilgili.
    NEVCIVAN: (FAR) Genç, delikanli.
    NEVFEL: (AR) Deniz. (bkz. Derya).
    NEVHIZ: (FAR) Genç. Yeni yetismis, yeni çikmis.
    NEVIT: (FAR) Iyi, sevinçli haber, müjde.
    NEVRED: (FAR) Gezen, dolasan, yol alan.
    NEVREDDIN: (AR) Dinin isigi, aydinligi.
    NEVRES: (FAR) Yeni yetisen, yeni biten.
    NEVSAL: (FAR) Yeni yil.
    NEVZAD / NEVZAT: (FAR) Yeni dogmus. Yeni dogan.
    NEVZAR: (FAR) Yeni aglayis, aglamasi güzel olan.
    NEYYIR: (AR) Nurlu, parlak. Isikli cisim. Günes.
    NEYZEN: (FAR) Ney çalan kimse.
    NEZIH: (AR) Temiz, pak.
    NEZIHI: (AR) Temizlik, saflik, incelikle ilgili.
    NEZIR: (AR) Birini dogru yola yöneltmek için gözdagi vererek korkutmak. Adak, dilek, tahsis. Kendisini Allah yoluna adayan kisi.
    NEZZAM: (AR) (Nizam veren) Düzenleyen.
    NIHAD / NIHAT: (FAR) Tabiat huy, yaratilis, kisilik, bünye.
    NIJAD / NIJAT: (FAR) Soy, nesil, neseb. Tabiat, cibilliyet, (bkz. Nejad).
    NIKAN: (FAR) Iyiler, hoslar.
    NIYAZ: (FAR) Yalvarma, yakarma. Dua. Bazi tarikatlarda küçügün büyüge karsi olan selam, saygi ve duasi. Ihtiyaç, muhtaçlik.
    NIYAZI: (FAR) (bkz. Niyaz). Yalvarici, niyaz edici. Sevgili.
    NIZAM: (AR) Dizi, sira. Düzen, usul, tertip, yol, kaide. Kanunlar.
    NIZAMI: (AR) Kurallara uygun, düzenli. Kanun ve nizama ait, onunla ilgili.
    NUH: (AR) Nuh peygamber. Kur'an-i Kerim'de ismi geçen 25 peygamberden biri. Zamaninda Nuh tufani olmustur.
    NUMAN: (AR) Kan.Gelincik.
    NURALP: (AR-TR) Nurlu, yigit.
    NURATAY: (AR-TR) (bkz. Nuralp).
    NURBAKI: (AR) Sürekli aydinlik olan, nurlu sabah.
    NURBAY: (AR-TR) Nurlu, aydinlik kimse.
    NURDAG: (AR-TR) Nurdagi, Nurdan dag.
    NUREDDIN: (AR) Dinin nuru, isigi.
    NURER: (AR-TR) Nurlu insan.
    NURERSIN: (AR-TR) (bkz. Nurer).
    NURI: (AR) Nura ait, nurla ilgili.
    NURKAN: (AR-TR) Temiz, berrak soydan gelen.
    NURKUT: (AR-TR) (bkz. Nurkan).
    NURSAL: (AR-TR) Isik saç, aydinlat.
    NURTAÇ: (AR-TR) Nurdan taç.
    NURTAN: (AR-TR) Isikli tan.
    NURTEKIN: (AR-TR) Aydin ve güvenilir, emin.
    NURULLAH: (AR) Allah'in nuru.
    NURZAT: (TR) Nurlu, aydinlik kisi.
    NUSRET: (AR) Yardim. Allah'in yardimi. Zafer, muzafferiyet. Basari, üstünlük.
    NUSRETTIN: (AR) Dinin yardim ettigi. Dinin basarili temsilcisi.
    NUSAT: (FAR) Içkiden sarhos olmus, mest olmus.
    NUSIN: (FAR) Tatli, hos, güzel.
    NUTKI: (AR) Söz, lakirdi, konusma. Nutuk, söylev, söyleyen.
    NUYAN: (FAR) Sehzade, prens.
    NÜVID / NÜVIT: (FAR) Müjde, mustu. Hayirli haber.
    NÜZHET: (AR) Nese, eglence, eglence yerlerini seyredip gezme. Sevinç, ferahlik.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • O - Ö - BAYAN


    OKSAN: (TR) Daima övülen, begenilen insan ol.
    OLCA: (TR) Savasta düsmandan ele geçirilen mal, ganimet.
    OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal.
    OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hosgörüsü gelismis kimse.
    OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay.
    OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç.
    ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.
    ONGU: (TR) Gönül rahatligi, mutluluk, saglik. Bayindirlik, gelismislik.
    ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayindir. Kutlu, ugurlu, begenilen. Kurtulmus, onmus. Gelismis, gürbüz.
    ONUL: (TR) Iyiles, iyi ol, saglikli ol.
    ORAY: (TR) Ates gibi kizil renkte ay. Sehirli, sehirde yasayan.
    ORGÜL: (TR) Ates gibi kirmizi renkte gül.
    ORKIDE: (FR) Çiçeklerinin güzelligi nedeniyle seralarda yetistirilen degerli bir süs bitkisi.
    OSKAY: (TR) Neseli, mutlu.
    OTAC: (TR) Hekim, doktor.
    OTAY: (TR) Ates renginde ay.
    OYA: (TR) Genellikle ipek ibrisim kullanilarak igne, mekik, tig ya da firkete ile yapilan ince dantel. Ince, güzel, nazik.
    OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladigi bosluk.
    ÖDÜL: (TR) Bir basari ya da iyilik karsisinda verilen armagan. Yarisma veya müsabakalarda bir tarafin, kazanana verdigi hediye, mükafat.
    ÖGE: (TR) Çok akilli. Yasli kimse. Bir ulusun büyügü, ileri geleni. Hekim. Ün, söhret.
    ÖGÜT: (TR) Bir kimseye yapmasi ya da yapmamasi gereken seyler için söylenen söz.
    ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yasama süresi. Hayat, dirilik.
    ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür Can.
    ÖNAY: (TR) Ayin ilk günlerindeki hali, hilal.
    ÖNAYDIN: (TR) Ön aydin.
    ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmus olan kimse. Bizden önce yasamis olanlar.
    ÖNEL: (TR) Bir isin tamamlanmasi için verilen süre, vade, mühlet.
    ÖNEN: (TR) Hak, adalet.
    ÖNGEN: (TR) Basari, zafer.
    ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçi kimse. Ön ayak olan, tesvik eden. Kilavuz.
    ÖNNUR: (TR) Ön nur.
    ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden.
    ÖYKÜ: (TR) Hikaye, masal.
    ÖZAN: (TR) Öz an.
    ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydinlik kimse.
    ÖZBASAK: (TR) Öz basak.
    ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel.
    ÖZBIL: (TR) Soyunu özünü bilen
    ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleligi olmayan, özgür.
    ÖZDES: (TR) Her türlü nitelik bakimindan esit olan, benzer olan.
    ÖZEK: (TR) Güç. Çaliskan. Küçük dere. Agacin, bitkinin özü, içi. Bitki filizi.
    ÖZEN: (TR) Bir isin elden geldigince iyi olmasi için gösterilen çaba.Içerlek, tam orta, en içeride olan.
    ÖZENAY: (TR) Özen ay.
    ÖZENGÜL: (TR) Özen gül.
    ÖZENIR: (TR) Çaba gösteren, en iyisini yapmaya çalisan.
    ÖZER: (TR) Yigit, dogru kimse.
    ÖZGE: (TR) Baska, gayri, diger. Yabanci, agyar. Iyi, güzel. Iki dag arasindaki dereciklerin birlestigi yer, derenin baslangici. Cana yakin, sicakkanli. Yürekli, gözü pek.
    ÖZGEN: (TR) Özü genis, rahat, sakin kimse.
    ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgen).
    ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir seye ait olan.
    ÖZGÜL: (TR) Özü gül gibi olan. Özellikle bir türe ait olan.
    ÖZGÜLAY: (TR) Öz gül ay.
    ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakimindan benzerlerinden ayri ve üstün olan. Yalniz kendine özgü bir nitelik tasiyan.
    ÖZGÜNEL: (TR) Üstün, kerem sahibi cömert el.
    ÖZGÜNES: (TR) Günes gibi parlak ve kapsamli.
    ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Baskasinin kölesi olmayan. Bagimsiz.
    ÖZLEM: (TR) Yeniden görme, tekrar kavusma arzusu, hasret. Bir seye karsi duyulan istek, egim.
    ÖZLEN: (TR) Su kaynagi. Küçük dere. Agaç kökü. Özlenecek kadar sevilen bir kisi ol.
    ÖZNUR: (TR) Özü isikli, aydinlik kimse.
    ÖZÜM: (TR) Kardes gibi tutulup sevilen.
    ÖZÜN: (TR) Hakkiyla kazanilmis ün. Siir.

    O - Ö - ERKEK

    OBA: (TR) Çadirlarda yasayan göçebe ailelerin meydana getirdigi topluluk. Genellikle bölmeli göçebe cadin. Yabanci. Zeka ya da yetenekleri olaganüstü isler basaracak kadar üstün olan kimse, dahi. Ova.
    OBUZ: (TR) Su kaynagi. Akarsulardan olusan küçük derecik. Iki derenin birlestigi dar yer. Karlarin erimesiyle olusan ufak dere.
    ODHAN: (TR) Atak, hareketli ve canli lider. Ates gibi han.
    ODKAN: (TR) Canli, coskulu kimse. Ates kanli. Atak. Delidolu
    ODMAN: (TR) Ates gibi canli, coskulu, hareketli kimse.
    OFLAS: (TR) (bkz. Oflaz).
    OFLAZ: (TR) Iyi, güzel, eksiksiz, tam. Gürbüz, yakisikli, güzel giyinen. Becerikli.Eflatun rengi.Ise yarar uygun. Cesur kabadayi.
    OFLAZER: (TR) Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yigit.
    OGAN: (TR) (bkz. Okan).
    OGANER: (TR) Ogan er.
    OGÜN: (TR) Animsanan belirli bir günde dogan.
    OGANER: (TR) Ogan er.
    OGANSOY: (TR) Ogan soy.
    OGUÇ: (TR) Oymak. Hisim, akraba.Bereket.
    OGUR: (TR) Ugur. Samimi, içten dost. Bir sey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverisli durum.
    OGURALP: (TR) Samimi, içten yigit.
    OGURATA: (TR) Ugurlu ata.
    OGUS: (TR) Erkek çocuk.
    OGUZ: (TR) Mübarek, saf ve iyi yaratilisli. Genç, saglam, güçlü. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.
    OGUZALP: (TR) Oguz boyundan, yigit, savasçi.
    OGUZATA: (TR) Oguz'a mensup, güçlü yigit baba. Oguz kahramani.
    OGUZBALA: (TR) Oguz çocugu. Yigit gürbüz çocuk.
    OGUZBAY: (TR) Oguz bay.
    OGUZCAN: (TR) Oguz can.
    OGUZER: (TR) Oguz er.
    OGUZHAN: (TR) Yigit han, hakan. Oguz boylarinin efsanevi kahramani.
    OGUZKAN: (TR) Damarlarinda Oguz kani tasiyan.
    OGUZMAN: (TR) Güçlü, saglam, iyi yürekli, dost kimse.
    OGUZTAN: (TR) Görkemli, aydinlik.
    OGUZTÜZÜN: (TR) Saglam, yigit. Yumusak huylu, sakin.
    OKAN: (TR) Anlayisli. Anlama, ögrenme.
    OKANALP: (TR) Anlayisli yigit.Tanrisal gücü olan yigit.
    OKANAY: (TR) Okan ay.
    OKANDAN: (TR) Tanri'dan gelen, Tanri'nin verdigi.
    OKANER: (TR) (bkz. Okanalp).
    OKATAN: (TR.) Ok atan.
    OKATAY: (TR) Ok atay.
    OKAY: (TR) Baht, talih, sans. Bahtli, talihli. Begenme. Satürn gezegeni.
    OKBAS: (TR) Ok bas.
    OKBOGA: (TR) Hizli ve boga gibi güçlü.
    OKBUDUN: (TR) Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup.
    OKCAN: (TR) Canli, hareketli cani tez.
    OKÇUN: (TR) Uzak, öte, uzakta bulunan.
    OKDAG: (TR) Ok dag.
    OKDEMIR: (TR) Demir gibi saglam ve atak. Demirden yapilmis ok.
    OKER: (TR) Hizli, canli, hareketli kimse.
    OKERGÜN: (TR) Ok ergin.
    OKGÜÇ: (TR) Ok gibi güçlü ve hizli.
    OKHAN: (TR) Hizli, atak ve güçlü lider, han.
    OKKAN: (TR) Ok kan.
    OKMAN: (TR) Ok gibi hizli, güçlü kimse. Okçu.
    OKSAL: (TR) Ok sal.
    OKSALMIS: (TR) Ok atmakla meshur.
    OKSAR: (TR) Ok atisina hazirlan.
    OKSAY: (TR) Ok ve Say'dan birlesik isim.
    OKSEV: (TR) Ok ve Sev'den birlesik isim.
    OKSEVEN: (TR) Ok seven.
    OKSU: (TR) Hizli ve düzenli akan su.
    OKSAK: (TR) Benzeyis. Benzeyen, andiran.
    OKTAN: (TR) Ok tan.
    OKTAR: (TR) Ok tar.
    OKTAY: (TR) Öfkeli, sinirli, kizgin.
    OKTUG: (TR) Ok tug.
    OKTUNA: (TR) Ok tuna.
    OKTÜRE: (TR) Ok türe.
    OKTÜREMIS: (TR) Ok türemis.
    OKUS: (TR) Zeka, akil, anlayislilik. Çagri, davet.
    OKUSLU: (TR) Zeki, akilli, anlayisli.
    OKUTAN: (TR) Egitici, ögretmen.
    OKUTMAN: (TR) Okutan, ögreten, ögretmen.
    OKUYAN: (TR) Okumayi seven. Çagiran, davet eden.
    OKYALAZ: (TR) Ates gibi canli ve çabuk.
    OKYAN: (TR) Ok yan.
    OKYANUS: (YUN) Ana karalari birbirinden ayiran büyük deniz.
    OKYAR: (TR) Ok yar.
    OKYAY: (TR) Ok yay.
    OLCA: (TR) Savasta düsmandan ele geçirilen mal, ganimet.
    OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal.
    OLCAYTU: (TR) Bahtli, sansli, talihli.
    OLCAYTUG: (TR) (bkz. Olcaytu).
    OLCUM: (TR) Eli ise yatkin, becerikli, usta. Kendini oldugundan üstün gösteren.
    OLDAÇ: (TR) Sisman, büyümeye, gelismeye elverisli olan.
    OLGAÇ: (TR) Olgun, yetiskin, iyi gelismis.
    OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hosgörüsü gelismis kimse.
    OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay.
    OLGUNER: (TR) Olgun er. Yetismis, iyi gelismis kimse.
    OLGUNSOY: (TR) Taninmis soydan gelen.
    OLGUNSU: (TR) Olgunsu
    OLSAR: (TR) Adin duyulsun.
    OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç.
    OMAY: (TR) Seçkin, seçilmis. Özet, öz.
    ONAR: (TR) Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastaliktan, dertten kurtulan.
    ONARAN: (TR) Düzelten, yararli bir duruma getiren. Iyilestiren, tedavi eden. Basaran, bitiren.
    ONAT: (TR) Iyi, güzel, düzgün. Iyi yaratilisli. Dogru, dürüst nitelikli. Kolay.
    ONATKAN: (TR) Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen.
    ONATSÜ: (TR) Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker.
    ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.R
    ONBULAK: (TR) On bulak.
    ONGAR: (TR) Kurtulus.
    ONGAY: (TR) Kolay.
    ONGU: (TR) Gönül rahatligi, mutluluk, saglik. Bayindirlik, gelismislik.
    ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayindir. Kutlu, ugurlu, begenilen. Kurtulmus, onmus.Gelismis, gürbüz.
    ONGUNALP: (TR) Kutlu, ugurlu, begenilen yigit.
    ONGUNER: (TR) Gelismis, gürbüz genç.
    ONGUNSU: (TR) Bol ve gür akan su.
    ONGÜNER: (TR) Ongün-er.
    ONGÜNES: (TR) Ongün-es.
    ONUK: (TR) Sevgili, aziz.
    ONUKER: (TR) Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygi deger.
    ONUKTEKIN: (TR) Sevilen, sayilan güvenilir, emin insan.
    ONUL: (TR) Iyiles, iyi ol, saglikli ol.
    ONULTAN: (TR) Iyilestiren, düzelten, sagligina kavusturan.
    ONUR: (TüR) Insanin kendisine karsi duydugu saygi. Baskalarinin gösterdigi sayginin dayandigi deger, seref.
    ONURAD: (TR) Onuruyla taninmis ad.
    ONURAL: (TR) San, seref kazan.
    ONURALP: (TR) Onuruyla taninmis kimse. Yigit ve onurlu.
    ONURHAN: (TR) Onurlu han, hükümdar.
    ONURKAN: (TR) Onurlu, soylu kandan gelen.
    ONURSAL: (TR) Onurla ilgili. Saygi için verilen san.
    ONURSAN: (TR) Onuruyla taninmis, serefli.
    ONURSAY: (TR) Onur say.
    ONURSEV: (TR) Onur sev.
    ONURSOY: (TR) Onurlu soydan gelen.
    ONURSU: (TR) Onur su.
    ONURSÜ: (TR) Onurlu asker.
    ORAK: (TR) Ekin biçme zamani, hasat. Ekin biçme araci.
    ORAL: (TR) Kuleyi, sehri ele geçir, zaptet.
    ORALMIS: (TR) Kale, sehir almis.
    ORAN: (TR) Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesapli. Tahmin. Anlayisli.
    ORAY: (TR) Ates gibi kizil renkte ay. Sehirli, sehirde yasayan.
    ORBAY: (TR) Ordu komutani. Ordu beyi.
    ORBEK: (TR) Sehir beyi.
    ORBEY: (TüR) Bekçi muhafiz.
    ORCAN: (TR) Bey can. Üstün, kidemli kisi.
    ORCANER: (TR) (bkz. Orcan).
    ORÇUN: (TR) Ardillar, halefler.
    ORGUN: (TR) Gizli sakli.
    ORGUNALP: (TR) Orgun alp.
    ORGUNTAY: (TR) Orgun tay.
    ÖRGÜN: (TR) Sicak gün.
    ORGUNALP: (TR) Örgün alp.
    ORHAN: (TR) Sehrin yöneticisi, hakimi.
    ORHON: (TR) (bkz. Orhun).
    ORHUN: (TR) Orta Asya'da bir irmak. Orta Asya Türklerinin kullandigi en eski yazi. Yüksek, yüce Hun anlaminda.
    ORKAN: (TR) Or kan.
    ORKUN: (TR) (bkz. Orhun).
    ORKUT: (TR) Kutlu, ugurlu sehir.
    ORKUTAY: (TR) Or kut ay.
    ORTAÇ: (TR) Tepe, ozanlarin bulundugu. Mirasçi. Veliaht.
    ORTAN: (TR) Ates renginde kizil tan.
    ORTANCA: (TR) Pek çok türü bulunan süs bitkisi. Yas bakimindan üç kardesin büyügü ile küçügü arasindaki kardes.
    ÖRTÜN: (TR) Ortanca kardes.
    ORTUNÇ: (TR) Ates renginde tunç.
    ORUÇ: (TR) Islam'in bes sartindan birisidir. Tan yerinin agarmasindan günes batana kadar Allah rizasi için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakinmak. Ibadet.
    ORUK: (TR) Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerlesen. Yol, çare, imkan.
    ORUN: (TR) Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalistigi yer, makam.Gizli, habersiz. Huy, yaratilis.
    ORUS: (TR) Eski uygur adlarindandir. "Talih, baht, saadet" anlamindadir.
    ORUZ: (TR) Düsün, düsünce.
    OSKAN: (TR) Akilli.
    OSKAY: (TR) Neseli, mutlu.
    OSMAN: (AR) Bir tür kus ya da ejderha. ( Toy denilen, kazdan büyük bir kusun yavrusu). Ates gibi adam (Odman= Od +Man)
    OTAC: (TR) Hekim, doktor.
    OTARAN: (TR) Hayvanlari otlatan çoban.
    OTAY: (TR) Ates renginde ay.
    OYAL: (TR) Oy al.
    OYALP: (TR) Oy alp.
    OYANALP: (TR) E Ogan alp. Güçlü yigit.
    OYHAN: (TR) Oy han.
    OYKAN: (TR) Oy kan.
    OYKUT: (TR) Oy kut.
    OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladigi bosluk.
    OYMAN: (TR) Görüs, düsünce sahibi.
    OYTUN: (TR) Kutsal, mübarek. Begenilen, güzel yer. Alçak yer, ova.
    OYTUNÇ: (TR) Oy tunç.
    OYUM: (TR) Oymak isi.
    OZAN: (TR) Siir yazan, sair. Halk sairi. Sakaci, tatli, güzel konusan.
    OZANALP: (TR) Siir söyleyen tatli dilli yigit.
    OZANER: (TR) Ozan er.
    OZANSOY: (TR) Güzel konusan, siir yazan bir soydan gelen.
    OZANSÜ: (TR) Güzel konusan, siir yazan asker.
    OZGAN: (TR) Öne geçen, kazanan, basarili.
    ÖCAL: (TR) Yapilan kötülügün acisini çikar, öcünü al.
    ÖDÜL: (TR) Bir basari ya da iyilik karsisinda verilen armagan. Yarisma veya müsabakalarda kazanana verilen hediye, mükafat.
    ÖGE: (TR) Çok akilli. Yasli kimse. Bir ulusun büyügü, ileri geleni. Hekim. Ün, söhret.
    ÖGEDAY: (TR) Çok akilli, bilgili. Mogol hükümdari Cengiz Han'in oglu.
    ÖGER: (TR) Akilli, bilgili kimse.
    ÖGET: (TR) Begenilen, aranilan, övülen, iyi güzel.
    ÖGETÜRK: (TR) Akilli, bilgili Türk.
    ÖGÜN: (TR) Kendini yücelt, gurur duy. Zaman vakit. Kez, defa. Önde, ileride olan.
    ÖGÜT: (TR) Bir kimseye yapmasi ya da yapmamasi gereken seyler için söylenen söz.
    ÖKE: (TR) (bkz. Öge).
    ÖKER: (TR) Akilli kimse.
    ÖKKES: (AR) Erkek örümcek. Bir dag adi.
    ÖKLÜ: (TR) Akilli.
    ÖKMEN: (TR) Akilli, zeki, bilgili kimse.
    ÖKMENER: (TR) Akilli, bilgili kimse.
    ÖKTEM: (TR) Güçlü, onurlu, gösterisli, korkusuz.
    ÖKTEMER: (TR) (bkz. Öktem).
    ÖKTEN: (TR) Akilli, bilgili, fazil, kahraman, cesur.
    ÖKTÜRK: (TR) Akilli, güçlü Türk.
    ÖMER: (AR) Halife Hz Ömer'den. Adaletiyle ünlüdür.
    ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yasama süresi. Hayat, dirilik.
    ÖMÜRAL: (AR-TR) Uzun ömürlü ol.
    ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür-Can.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • O - Ö - ERKEK (DEVAM)

    ÖNAL: (TR) Ileri git, lider ol anlaminda.
    ÖNAY: (TR) Ayin ilk günlerindeki hali, hilal.
    ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmus olan kimse. Bizden önce yasamis olanlar.
    ÖNCÜBAY: (TR) Klavuz, rehber, önder kisi.
    ÖNDER: (TR) Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, sef.
    ÖNEL: (TR) Bir isin tamamlanmasi için verilen süre, vade, mühlet.
    ÖNEN: (TR) Hak, adalet.
    ÖNER: (TR) Önde gelen, basta gelen. Yön. Sira.
    ÖNGAY: (TR) Jüpiter gezegeni.
    ÖNGEL: (TR) Agir basli.
    ONGEN: (TR) Basari, zafer.
    ÖNGÜ: (TR) Ilk, önce, önceki. Direnme, inat.
    ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçi kimse. . Ön ayak olan, tesvik eden. Kilavuz.
    ÖNGÜT: (TR) Saklanarak yanasma, izinden yürüme. Hücum etmek için elverisli yer.
    ÖNKAL: (TR) Ön kal.
    ÖNSAL: (TR) Ön sal.
    ÖNSOY: (TR) Ilk soy.
    ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden.
    ÖREN: (TR) Eski yapi ya da kent kalintisi. Sehir kent. Köy. Bitek ova. Ormanlik yer.
    ÖRENEL: (TR) Cömert ve genis el.
    ÖRENER: (TR) Genis, güven veren yigit.
    ÖRENGÜL: (TR) Yaban gülü.
    ÖRGEN: (TR) Organ. Ince halat, urgan.
    ORSAN: (TR) Yüce adi olan.
    ÖRSEL: (TR) Ör sel.
    ÖTÜKEN: (TR) Oguz destaninda Tiyensan daglariyla Orhun havzasi arasinda bulundugu belirtilen, ormanlik kutsal bölge. Mogolca'da yer Tanriçasi.
    ÖVEÇ: (TR) 2, 3 yasindaki erkek koyun.
    ÖVÜNÇ: (TR) Övünmeye yol açan, övünülecek sey.
    ÖYMEN: (TR) Evcimen, evine bagli.
    ÖZ: (TR) Bir kimsenin betigi, manevi varligi. Bir seyin temel ögesi. Kan bagi ile bagli olan.
    ÖZAK: (TR) Öz ak. Özü temiz, dogru kimse.
    ÖZAKAN: (TR) Öz akan.
    ÖZAKAY: (TR) Öz akay. Özü temiz kimse.
    ÖZAKIN: (TR) Öz akin.
    ÖZAKINCI: (TR) Öz akinci.
    ÖZAKTUG: (TR) Beyaz tug.
    ÖZAL: (TR) Öz al.
    ÖZALP: (TR) Özünde yigit olan kimse.
    ÖZALPMAN: (TR) Özünde yigit olan kimse.
    ÖZALPSAN: (TR) Yigitligiyle taninan kimse.
    ÖZALTAN: (TR) Sabah seher vaktinde gögün kizillasarak aydinlanmasi.
    ÖZALTAY: (TR) Altaylara mensup. Öztürk.
    ÖZALTIN: (TR) Özü altin gibi degerli olan kimse.
    ÖZALTUG: (TR) Kirmizi tug.
    ÖZAN: (TR) Öz an.
    ÖZARI: (TR) Ari gibi çaliskan kimse.
    ÖZARKIN: (TR) Öz arkin.
    ÖZASLAN: (TR) Aslan gibi güçlü, soylu kimse.
    ÖZATA: (TR) Ata ve Öz kelimelerinden birlesik isim.
    ÖZATAY: (TR) Özü herkesçe taninan kimse.
    ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydinlik kimse.
    ÖZAYDIN: (TR) Özü temiz, aydinlik kimse.
    ÖZBAL: (TR) Balin özü.
    ÖZBALA: (TR) Öz çocuk.
    ÖZBAS: (TR) Öz bas.
    ÖZBATU: (TR) Öz batu.
    ÖZBAY: (TR) Yigit, Türk Alpi.
    ÖZBEK: (TR) Yigit, cesur, özü güçlü. Orta Asya'da yasayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse.
    ÖZBEKKAN: (TR) Özbek soyundan gelen.
    ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel.
    ÖZBERK: (AR-FAR) Özü güçlü kimse.
    ÖZBEY: (TR) (bkz. Özbay).
    ÖZBIL: (TR) Öz- Bil
    ÖZBILEK: (TR) Güçlü bilek.
    ÖZBILEN: (TR) Kendisi bilen, kendiliginden bilen.
    ÖZBILGE: (TR) Bilgelik tasiyan. Dogasinda bilgelik bulunan.
    ÖZBILGIN: (TR) Öz bilgin.
    ÖZBILIR: (TR) Asil bilgiye ulasan, temel bilgi sahibi.
    ÖZBIR: (TR) Soy, temel, asil birligi.
    ÖZBOGA: (TR) Öz boga.
    ÖZCAN: (TR) Candan, samimi, içten.
    ÖZCEBE: (TR) Zirh, cevsen, silah, mühimmat isleriyle ugrasan.
    ÖZÇAM: (TR) Öz çam.
    ÖZÇELIK: (TR) Özü çelik gibi sert ve güçlü.
    ÖZÇEVIK: (TR) Canli, çevik, hareketli kimse.
    ÖZÇIN: (TR) Özü dogru, saf, temiz kimse.
    ÖZÇINAR: (TR) Öz çinar.
    ÖZDAG: (TR) Öz dag.
    ÖZDAL: (TR) Öz dal.
    ÖZDAMAR: (TR) Öz damar.
    ÖZDEGER: (TR) Bir seyin gerçek degeri.
    ÖZDEK: (TR) Temel, esas, kök. Iç, öz, çekirdek. Madde.
    ÖZDEL: (TR) Hediye. Armagan.
    ÖZDEMIR: (TR) Özü demir gibi güçlü.
    ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleligi olmayan, özgür. Özle, özvarlikla, gerçekle ilgili.Sularin geçtigi yer, su geçidi. Özsu.
    ÖZDENER: (TR) Özden er.
    ÖZDES: (TR) Her türlü nitelik bakimindan esit olan, benzer olan.
    ÖZDIL: (TR) Gönülden, içten.
    ÖZDILEK: (TR) Candan dilenen dilek.
    ÖZDILMAÇ: (TR) Tercüman, çevirmen.
    ÖZDINÇ: (TR) Özlü, canli, dinç olan kimse.
    ÖZDINÇER: (TR) Özü canli, dinç olan kimse.
    ÖZDOGA: (TR) Gerçek, bozulmamis tabiat.
    ÖZDOGAL: (TR) Öz dogal.
    ÖZDOGAN: (TR) Öz dogan.
    ÖZDOGRU: (TR) Özünden temiz, dürüst kimse.
    ÖZDORU: (TR) Öz doru.
    ÖZDORUK: (TR) Zirve. Yüksek sahsiyet.
    ÖZDURAN: (TR) Öz duran.
    ÖZDURDU: (TR) Öz durdu.
    ÖZDURU: (TR) Özü duru, katiksiz olan.
    ÖZEK: (TR) Güç. Çaliskan. Küçük dere. Agacin, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. Bir seyin ortasi.
    ÖZEKAN: (TR) Öze kan.
    ÖZEL: (TR) Öz el. Yalniz bir kisiye, bir seye ait ya da iliskin olan. Devlete degil, kisiye ait olan. Her zaman görülenden, olagandan farkli, dikkate deger.
    ÖZEN: (TR) Bir isin elden geldigince iyi olmasi için gösterilen çaba. Içerlek, tam orta, en içeride olan. Ilk söz. 4 Bir birine yakin iki dagin arasindaki uzaklik, ara. Dere, irmak.
    ÖZENDER: (TR) Ender bulunan yaratilista olan, degerli.
    ÖZENGIN: (TR) Özü engin, genis ve derin.
    ÖZENLI: (TR) Özenle çalisan kimse.
    ÖZER: (TR) Yigit, dogru kimse.
    ÖZERCAN: (TR) Özer can.
    ÖZERDAL: (TR) Öz er dal.
    ÖZERDEM: (TR) Bütün erdemleri özünde toplayan.
    ÖZERDIM: (TR) Özüne erdim, ulastim.
    ÖZERDINÇ: (TR) Özünde canli, dinç olan erkek.
    ÖZEREK: (TR) Asil amaç, ulasilmak istenen sey.
    ÖZERHAN: (TR) Yigit, cesur han.
    ÖZERK: (TR) Kendi kendini yönetme yetkisi olan.
    ÖZERKIN: (TR) Özgür, güçlü kimse.
    ÖZERKMEN: (TR) Özünde güçlü olan.
    ÖZERMAN: (TR) Bir seyi çok isteyen. Pismanlik duyan.
    ÖZEROL: (TR) Gerçek yigit ol.
    ÖZERTAN: (TR) Öz ertan.
    ÖZERTEM: (TR) Özünde erdemli olan.
    ÖZGE: (TR) Baska, gayri, diger. Yabanci, agyar. Iyi, güzel. Iki dag arasindaki dereciklerin birlestigi yer, derenin baslangici. Sakaci. Cana yakin, sicakkanli.Yürekli, gözü pek.
    ÖZGEBAY: (TR) Iyi, güzel, yürekli erkek.
    ÖZGEER: (TR) Iyi güzel erkek.
    ÖZGEN: (TR) Özü genis, rahat, sakin kimse.
    ÖZGENALP: (TR) Sakin, agirbasli yigit.
    ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgenalp).
    ÖZGENÇ: (TR) Öz genç.
    ÖZGENER: (TR) (bkz. Özgenalp).
    ÖZGER: (TR) Iyi, güzel kimse.
    ÖZGIRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli yigit. Kirim hanlarinin kullandigi isimlerden.
    ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir seye ait olan.
    ÖZGÜÇ: (TR) Temel güç. Ana kuvvet.
    ÖZGÜLEÇ: (TR) Güler yüzlü, içten gülen kimse.
    ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakimindan benzerlerinden ayri ve üstün olan. Yalniz kendine özgü bir nitelik tasiyan.
    ÖZGÜNAY: (TR) Özgün ay.
    ÖZGÜNER: (TR) Öz güner.
    ÖZGÜNES: (TR) Günes gibi parlak ve kapsamli.
    ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Baskasinin kölesi olmayan. Bagimsiz.
    ÖZGÜRCAN: (TR) Özgürlügüne düskün kimse.
    ÖZGÜREL: (TR) Özgür davranan kimse.
    ÖZGÜVEN: (TR) Kendine güvenen.
    ÖZHAKAN: (TR) Hakan soyundan gelen.
    ÖZHAN: (TR) Hükümdar soyundan gelen.
    ÖZIL: (TR) Gerçek ülke.
    ÖZILHAN: (TR) Ülkenin hani, yöneticisi.
    ÖZILTER: (TR) Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.
    ÖZINAL: (TR) Gerçek arkadas, dost.
    ÖZINAN: (TR) Özden gelen inanç.
    ÖZKAN: (TR) Temiz kan, soylu kimse.
    ÖZKAR: (TR) Öz kar.
    ÖZKAYA: (TR) Öz kaya.
    ÖZKAYRA: (TR) Içten gelen bagis, iyilik.
    ÖZKE: (TR) Saglam, saglikli. Temiz yürekli.
    ÖZKENT: (TR) Öz kent.
    ÖZKER: (TR) Saglam, temiz yürekli er.
    ÖZKOÇ: (TR) Cesur, savaskan yapili..
    ÖZKÖK: (TR) Esas, temel, kaynak. Neslin geldigi soy agaci.
    ÖZKUL: (TR) Gerçek kul. Hakkiyla ibadet eden kul.
    ÖZKURT: (TR) Öz kurt.
    ÖZKUT: (TR) Kutsanmis, kadr sahibi.
    ÖZKUTAL: (TR) Gerçek mutluluk senin olsun.
    ÖZKUTAY: (TR) Özü ugurlu ve ay gibi parlak olan.
    ÖZKUTLU: (TR) Kutlu olan seyin kendisi. Özü kutlu, ugurlu olan.
    ÖZKUTSAL: (TR) Öz kutsal.
    ÖZLEK: (TR) Topragin özlü, verimli yeri. Zaman. Doga üstü güç, felek.
    ÖZLÜ: (TR) Özü benligi olan. Içten gerçek. Verimli.
    ÖZLÜER: (TR) Kisilikli, olgun kisi.
    ÖZMEN: (TR) Özlü kimse, özü iyi, saglam kisilikli.
    ÖZMERT: (TR) Mert yapili.
    ÖZMUT: (TR) Yapisinda mutluluk olan.
    ÖZNUR: (TR) Özü isikli, aydinlik kimse.
    ÖZOGUL: (TR) Öz ogul.
    ÖZOGUZ: (TR) Oguz'a mensup. Oguz'a ait.
    ÖZOK: (TR) Özü ok gibi güçlü olan.
    ÖZOL: (TR) Özün degismesin, göründügün gibi ol.
    ÖZOZAN: (TR) Gerçek sair.
    ÖZÖGE: (TR) Bir seyin asli, özü.
    ÖZÖNDER: (TR) Gerçek önder.
    ÖZPINAR: (TR) Öz pinar.
    ÖZPOLAT: (TR) Özü çelik gibi saglam olan.
    ÖZPULAT: (TR) (bkz. Özpolat).
    ÖZSAN: (TR) Adi duyulmus ünlü.
    ÖZSEL: (TR) Özle ilgili, öze iliskin.
    ÖZSELEN: (TR) Gerçek haber.
    ÖZSEVI: (TR) Içten gelen sevgi.
    ÖZSU: (TR) Bitki ve hayvan dokularinda bulunan sivilara verilen ad.
    ÖZSUNGUR: (TR) Sakin, sogukkanli yapisi olan.
    ÖZSÜ: (TR) Gerçek asker. Askeri kisilik ve yapi sahibi.
    ÖZSÜER: (TR) (bkz. Özsü).
    ÖZSAHIN: (TR) Sahin gibi güçlü, atak, çabuk yapili.
    ÖZSAN: (TR) Öz san.
    ÖZSEN: (TR) Sen yapili.
    ÖZTAN: (TR) Karanligi bitiren, aydin baslangiç.
    ÖZTANIR: (TR) Gerçegi ayirabilen.
    ÖZTARHAN: (TR) Büyük nüfuz sahibi. Komutan, han. Toprak zengini.
    ÖZTAS: (TR) Öz tas.
    ÖZTAY: (TR) Öz tay.
    ÖZTAYLAN: (TR) (bkz. Taylan).
    ÖZTEK: (TR) Öz tek.
    ÖZTEKIN: (TR) Yapisinda emniyet ve güven tasiyan.
    ÖZTIMUR: (TR) Özü demir gibi güçlü.
    ÖZTUNA: (TR) (bkz. Tuna).
    ÖZTUNÇ: (TR) Özü tunç gibi güçlü olan.
    ÖZÜAK: (TR) Özü tertemiz olan kisi
    ÖZÜDOGRU: (TR) Dürüst ve dogrulugu ilke edinen.
    ÖZÜM: (TR) Kardes gibi tutulup sevilen.
    ÖZÜN: (TR) Hakkiyla kazanilmis ün. Siir.
    ÖZÜPEK: (TR) Ruhen güçlü.
    ÖZVER: (TR) Öz ver.
    ÖZVERDI: (TR) Öz verdi.
    ÖZVEREN: (TR) Özveride bulunan, fedakar.
    ÖZVERI: (TR) Bir amaç ya da kisi için kendi yararlarindan vazgeçme, fedakarlik.
    ÖZYAY: (TR) Yay gibi çevik ve atilgan yapili.
    ÖZYURT: (TR) Anavatan, anayurt.
    ÖZYUVA: (TR) Ata evi, dönülecek asil yer.
    ÖZYÜREK: (TR) Güçlü korkusuz.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • P - BAYAN


    PAKIZE: (FAR) Temiz, saf, halis, lekesiz.
    PAPATYA: (TR) Ilkbaharda çiçek açan, taç yaprakli, beyaz, ortasi sari bir kir çiçegi.
    PARLA: (TR) Isik saç, isilda. Ün kazan, tanin. Parlamak fiilinin emir kipi.
    PARLAK: (TR) Parlayan, isildayan. Temiz. Çok basarili.
    PARLANUR: (TR) Nur gibi parla. Parla nur.
    PARLAR: (TR) Isik saçar, isildar, aydinlik verir.
    PEKAY: (TR) Pek ay.
    PEKKAN: (TR) Saglam temiz kandan gelen. Soylu.
    PELIN: (TR) Birlesikgillerden, keskin ve güzel kokulu, bir çesit bitki.
    PELINSU: (TR) (bkz. Pelin)
    PELIT: (TR) Çinar, mese vb. agaçlarin meyvesi.
    PEMBE: (TR) Beyaz ve kirmizinin karismasindan olusan açik renk.
    PEMBEGÜL: (TR) Pembe gül.
    PERÇEM: (FAR) Kâkül. Yele. Mizrak, bayrak gibi seylerin baslarina konan püskül.
    PEREN: (FAR) Ülker yildizi, pervin, Süreyya.
    PERI: (FAR) Disi cin (güzel ve iyilik severlik sembolü olarak kabul edilirler). Güzel kadin veya kiz.
    PERICAN: (FAR) (bkz. Peri).
    PERIDE: (FAR) Uçmus, soluk, solmus.
    PERIHAN: (FAR) Peri padisahi. Büyücü.
    PERIRU: (FAR) Peri yüzlü, çok güzel.
    PERIVES: (FAR) Peri gibi, çok güzel.
    PERIZAT: (FAR) Peri çocugu. Güzel, çok güzel.
    PERIZE: (FAR) Kirmizi altin. Ateste pisirilen ekmek.
    PERMUN: (FAR) Bezek, süs.
    PERRAN: (FAR) Uçan, uçucu.
    PERRIN: (FAR) Nezaket, nazlilik.
    PERVIN: (FAR) Ülker yildizi, süreyya.
    PETEK: (TR) Kovanda arilarin içine bal yaptiklari göz, mum tekerlegi. Kovan.
    PEYDA: (FAR) Meydanda açikta. Hazir, mevcut.
    PEYKE: (FAR) Kuru kanepe, tahta sedir.
    PEYKER: (FAR) Yüz, surat.
    PEYMA: (FAR) Ölçen, ölçücü.
    PEYMANE: (FAR) Büyük kadeh, sarap bardagi.
    PINAR: (TR) Yerden kaynayip çikan su, kaynak, çesme. Bir suyun çiktigi yer, su basi. Kaynak suyunun devamli aktigi yer.
    PIRILTI: (TR) Parildayan seyin çikardigi isik. Anlik isik geçisi.
    PIRLANTA: (ITA) Degerli bir tür elmas.
    PIRNAL: (TR) Mese agaci çalisi.
    PITIRCA: (TR) Koyu pembe renkli bir bahar çiçegi.
    PINHAN: (FAR) Gizli.
    PIRAYE: (FAR) Süs, zinet.
    PIRUZE: (FAR) Mavi renkli ve degerli bir süs tasi.
    PIYALE: (FAR) Kadeh, sarap bardagi.
    PLATIN: (LAT) Beyaz ve çok degerli bir maden.
    PÜRÇEK: (TR) Sakaklardan sarkan saç, zülüf. Agaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.
    PÜRÇIN: (FAR) Çok düsünceli, öfkeli. Kirisik.
    PÜREN: (TR) Kimi agaçlarda yapraklardan ayri olarak süren ince yaprak. Çalilik ve sik otlu yerler.
    PÜRFER: (FAR) Çok parlak, aydinlik.

    P - ERKEK


    PAKALIN: (FAR-TR) Dürüst, dogru iyi taninmis kimseler.
    PAKAN: (FAR) Temizler, anlar. Veliler, ermisler, evliya.
    PAKEL: (FAR-TR) Iyi isler yapan, dogru kimse.
    PAKER: (FAR-TR) Temiz, dürüst, iyi kimse.
    PAKKAN: (FAR-TR) Temiz soydan gelen kimse.
    PAKSAN: (FAR-TR) Temiz, dogru namuslu taninmis kimse.
    PAKSOY: (FAR-TR) Temiz soydan gelen.
    PAKSU: (FAR-TR) Temiz su. Billur gibi ari duru, sahsiyetli.
    PAKSÜT: (FAR-TR) Sütü temiz.
    PALA: (TR) Kisa ve genis kiliç.
    PALATEKIN: (TR) Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kisi.
    PALATIMUR: (TR) Demir pala. Sert ve kati yapili, güçlü.
    PALAY: (FAR) Yedek at.
    PALAZ: (TR) Kimi kus yavrularinin civcivlikten sonraki durumu. Güzel, canli, gürbüz.
    PAMIR: (TR) Orta Asya'da yüksek daglik kütle. (FAR) Dünyanin çatisi.
    PAMIRHAN: (TR) Pamir han.
    PARSBAY: (FAR-TR) Pars gibi güçlü ve çevik.
    PARSHAN: (FAR-TR) (bkz. Parsbay).
    PARSKAN: ( FAR-TR) Kaninda atilganlik, cesaret ve saldirganlik tasiyan.
    PASA: (TR) Osmanli devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. Uslu, agirbasli.
    PAYAM: (TR) Badem.
    PAYAN: (FAR) Son nihayet. Uç, kenar.
    PAYE: (FAR) Asama, rütbe, derece. Basamak, merdiven basamagi. Ikizlerin bir yildizi.
    PAYIDAR: (FAR) Saygin, rütbeli. Saglam, sürekli.
    PAYIZ: (FAR) Güz, so***har. Yaslilik.
    PAYZEN: (FAR) Tutsak, esir. Suçlu. Ayagina pranga vurulmus kimse. Rençber.
    PEHLIVAN: (FAR) Güresçi. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yigit.
    PEKAL: (TR) Pek al.
    PEKALP: (TR) Güçlü, sert, kahraman yigit.
    PEKANT: (TR) Saglam dönülmez yemin. Pek ant.
    PEKDEGER: (TR) Çok degerli, çok kiymetli.
    PEKDEMIR: (TR) Sert, saglam, demir gibi.
    PEKEL: (TR) Güçlü el. Pek el.
    PEKER: (TR) Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapili.
    PEKERGIN: (TR) Olgun kimse.
    PEKGÖZ: (TR) Cesur, yigit.
    PEKIN: (TR) Üzerinde kusku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.
    PEKINER: (TR) (bkz. Pekin).
    PEKINTÜRK: (TR) Pekin Türk.
    PEKOL: (TR) Sert, saglam, dayanikli ol.
    PEKÖZ: (TR) Özü saglam kimse.
    PEKSEN: (TR) Neseli, sen sakrak, mutlu kimse.
    PEKTASI: (TR) Güçlü, sert tas.
    PEKTAY: (TR) Güçlü, saglam tay.
    PEKTÜRK: (TR) Saglam ve güçlü Türk.
    PEKÜN: (TR) Taninmis güçlü isim.
    PEKÜSTÜN: (TR) Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.
    PERINÇEK: (TR) Özverili, fedakar, sadik.
    PERIZ: (FAR) Bagirma, haykirma. Su kenarinda yetisen yesil saz, ot.
    PERK: (TR) Kati, sert, güçlü berk.
    PERKEL: (TR) Güçlü er.
    PERKER: (TR) Güçlü kimse.
    PERKIN: (TR) Çok güçlü kuvvetli, saglam kimse.
    PERTEV: (FAR) Isik. Parlaklik.
    PERVA: (FAR) Korku. Çekingenlik. Ilgi, bag.
    PERVER: (FAR) Besleyen, besleyici, yetistiren, yetistirici, koruyan, terbiye eden.
    PERVIZ: (FAR) Üstün. Elek. Süzgeç. Balik. Güzellik.
    PESEN: (TR) Kiragi, çig. Sis. Ince ince yagan kar, çisenti.
    PESIN: (FAR) Sonraki, en son.
    PESREV: (FAR) Türk müziginin en meshur saz eseri formu. Güresten önce güresçilerin yaptiklari gösteri.
    PEYAM: (FAR) Haber, baskasindan alinan bilgi.
    PEYAMI: (FAR) Haberle, bilgi ile ilgili.
    PEYKAN: (FAR) Temren, basak, okun ucundaki sivri demir.
    PIRANE: (FAR) Yaslilara yakisir sekilde, olgunca tavir.
    PIRUZ: (FAR) Kutlu, hayirli, ugurlu.
    POLAT: (FAR) Çelik. Güç, kuvvet.
    POLATALP: (TR) Çelik gibi güçlü yigit.
    POLATHAN: (TR) (bkz. Polatalp).
    POLATKAN: (TR) Çelik gibi güçlü soydan gelen.
    POLATKILIÇ: (TR) Iyi cins çelikten yapilma kiliç.
    POYRAZ: (YUN) Kuzeydogudan esen soguk rüzgar. Kuzey.
    POZAN: (TR) Üzüm bagi.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • R - BAYAN


    RABIA: (AR) Dördüncü. Saatteki salisenin 60'ta biri.
    RACIFE: (AR) Sur'un kiyamette bütün canlilari öldürecek olan ilk üflenisi.
    RACIYE: (AR) Rica eden, yalvaran. Umutlu.
    RADIFE: (AR) Kiyamette üfürülecek surun ikincisi
    RADIYE: (AR) Riza gösteren, kabul eden, boyun egen.
    RAFIA: (AR) Her çesit ayaklik ve destek.
    RAGBET: (AR) Istek, arzu. Istekle karsilama.
    RAHILE: (AR) Rahat, sakin.
    RAHIME: (AR) Hafif sesli, latif konusan kadin.
    RAHIYE: (AR) Bal arisi.
    RAHMIYE (AR) Acimayla ilgili.
    RAHSAN: (FAR) Pariltili. Isilti.
    RAHSENDE: (FAR) Parildayan, parildayici.
    RAIDE: (AR) Gürleyen bulut.
    RAIFE: (AR) Acimasi olan, merhametli.
    RAIKA: (AR) Sade, saf, katisiksiz.
    RAKIDE: (AR) Durgun, sessiz, hareketsiz.
    RAMIYE: (AR) Atan, atici.
    RAMIZE: (AR) Akilli, zeki. Isaretlerle simgelerle gösteren.
    RANA: (AR) Güzel, hos latif, parlak. Çok iyi, çok ala.
    RASAFET: (AR) Saglamlik, dayaniklilik.
    RASANET: (AR) Saglamlik, dayaniklilik, melanet.
    RASIA: (AR) Kabara. Kabara gibi yer yer konulan süs.
    RASIFE: (AR) Rihtim, su içine yapilan set.
    RASIHA: (AR) Saglam, temeli güçlü, dayanikli. Bir bilimde, özellikle din alaninda çok derinlesmis olan.
    RASIME: (AR) Adet, töre. Merasim, tören. Formalite.
    RASIYE: (AR) Büyük dag.
    RASAN: (AR) Titreme, titreyis.
    RASIDE / RASITE: (AR) Olgun, ergin, akilli. Dogru yolda olan.
    RAVZA: (AR) Çimeni, agaci bol olan yer, bahçe.
    RAYIHA: (AR) Güzel koku.
    RAZIYE: (AR) Kabul eden, riza gösteren, boyun egen.
    REBIA: (AR) Bahar, ilkyaz.
    REBIYE: (AR) Kis sonlarinda yapilan ekim. Eskiden ozanlarin bahara girerken büyüklere sunduklari kaside.
    REFAHET: (AR) Bolluk, gürlük.
    REFAKAT: (AR) Arkadaslik, yoldaslik. Eslik etmek.
    REFHAN: (AR) Varlik içinde yasayan.
    REFIA: (AR) Yüksek, yüce, saygin.
    REFIKA: (AR) Es, kan, zevce.
    REHASET: (AR) Tazelik, yumusaklik.
    REKANET: (AR) Agirbaslilik, gururluluk.
    REKINE: (AR) Gururlu, agirbasli. Yüce, yüksek.
    REMIDE: (FAR) Ürkmüs, korkmus.
    REMZIYE: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.
    RENGIDIL: (FAR) Türk müziginde bir makam.
    RENGIN: (FAR) Renkli, parlak renkli. Güzel, hos. Süslü.
    RENGINAR: (TR) Nar renginde olan.
    RESA: (FAR) Yetisen, yetistiren, erisen.
    RESANE: (FAR) Özlem, hasret.
    RESANET: (AR) Saglamlik, metanet.
    RESMIGÜL: (FAR) Gül gibi güzel, gül biçiminde.
    RESMIYE: (AR) (bkz. Resmi).
    RESIDE / RESITE: (AR) Iyi ve dogruyu seçebilen, malini idare gücü olan, ergin, eriskin.
    REVNAK: (AR) Parlaklik, güzellik, tazelik, süs.
    REVZEN: (AR-FAR) Pencere.
    REYAN: (AR) Herseyin evveli, ilk zamani, tazelik zamani.
    REYHAN: (AR) Feslegen, güzel kokulu bir süs bitkisi.
    REYYA: (AR) Güzel koku, reyhan.
    REYYAN: (AR) Suya kanmis, suya doymus.
    REZZAN: (AR) Agirbasli, agir, onurlu.
    RIFKIYE: (AR) Yumusaklik, mülayimlik, yumusak baslilik, naziklik, tatlilik.
    RINDAN: (FAR) Dünya isini bos görenler, alçakgönüllüler, kalenderler.
    RUHAN: (FAR) Güzel kokan, güzel kokulu.
    RUHINUR: (FAR-AR) Nurlu, aydinlik yüzlü.
    RUHISEN: (AR-FAR) Sen, neseli, canli kimse.
    RUHIYE: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili.
    RUHNEVAZ: (FAR) Ruh oksayan. Türk müziginde bir makam.
    RUHSADE: (FAR) Yanagini, yüzüne süren, yüzünü sürmüs.
    RUHSAL: (TR) Ruhla ilgili olan, ruhi.
    RUHSAR: (FAR) Yanak. Yüz, çehre.
    RUHSARE: (FAR) (bkz. Ruhsar).
    RUHSAT: (AR) Izin, müsaade.
    RUHSEN: (AR-FAR) Sen, neseli, canli kimse.
    RUHUGÜL: (AR) Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu.
    RUHUNUR: (TR) Nurlu, aydinlik yüzlü.
    RUKIYE: (AR) Büyüleyici, sihirleyici, efsun.
    RUZAN: (FAR) Günler, gündüzler.
    RUZIYE: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili.
    RÜVEYDA: (AR) Hos, ince, nazik, Rüveyde.
    RÜVEYDE: (AR) Hos, ince, nazik, Rüveyda.
    RÜVEYHA: (AR) Zariflik, incelik.
    RÜVIDE: (AR) Hos, ince, nazik.
    RÜYA: (AR) Uyku sirasinda görülen sey, düs. Hayal, umut.

    R - ERKEK


    RACI: (AR) Rica eden, yalvaran, dileyen. Dönen, geri gelen.
    RADI: (AR) Boyun egen, kabul eden, riza gösteren.
    RAFET: (AR) Acima, merhamet etme, esirgeme anlaminda.
    RAFEDDIN / RAFETTIN: (AR) Islam dininin vermis oldugu acima, esirgeme duygusu.
    RAFIZ: (AR) Birakan, saliveren.
    RAFI: (AR) Kaldiran, yücelten, yükselten.
    RAFIH: (AR) Rahat ve huzurlu yasayan.
    RAGIB / RAGIP: (AR) Arzulu, isteyen, ragbet eden.
    RAHIM: (AR) Esirgeyen, aciyan, koruyan, merhametli.
    RAHMET: (AR) Acima, esirgeme, koruma.
    RAHMI. (AR) Acimayla ilgili.
    RAID: (AR) Gürleyen, gürüldeyen.
    RAIF: (AR) Acimasi olan, merhametli.
    RAKIM: (AR) Yazan, çizen. Yükselti.
    RAMAZAN: (AR) Hicri (kameri) aylarin dokuzuncusu, oruç ayi.
    RAMI: (AR) Atan, atici
    RAMIZ: (AR) Akilli, zeki.Isaretlerle simgelerle gösteren.
    RASI: (AR) Kimildamayan, oynamayan, sabit.
    RASIF: (AR) Saglam dayanikli. Denizin yüzüne çikmis kayalar. Tas, temel, rihtim.
    RASIH: (AR) Saglam, temeli güçlü, dayanikli. Bir bilimde, özellikle din alaninda çok derinlesmis olan.
    RASIM: (AR) Resim yapan.
    RASID / RASIT: (AR) Olgun, ergin, akilli. Dogru yolda olan.
    RAUF: (AR) Esirgeyen aciyan, çok merhametli.
    RAZI: (AR) Boyun egen, kabul eden, riza gösteren.
    REBI: (AR) Bahar, ilkyaz.
    RECA: (AR) Umut, umma. Istek, dilek.
    RECAI: (AR) Isteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran.
    RECEP: (AR) Hicri kameri aylarin yedincisi, üç aylarin ilki. Gösterisli, haybetli.
    REFAH: (AR) KBolluk, rahatlik, sikinti içinde olmamak.
    REFET: (AR) Acima, merhamet etme, esirgeme.
    REFETTIN: (AR) Islam dininin vermis oldugu acima, esirgeme duygusu.
    REFI: (AR) Yüksek, yüce, saygin.
    REFIG: (AR) Bolluk ve rahat içinde geçinen.
    REFIK: (AR) Arkadas, yol arkadasi, yoldas. Muavin, yardimci. Koca. Ortak. Meslege yeni giren kimsenin rehber olarak tanidigi kisi.
    REGAIP: (AR) Çok istek gören, begenilen. Armaganlar.
    REHA: (FAR) Kurtulma, kurtulus. (AR) Bolluk, genislik, varlik.
    REHBER: (FAR) Yol gösteren, kilavuz.
    REIS: (AR) Baskan, bas.
    REKIN: (AR) Gururlu, agirbasli. Yüce, yüksek.
    REMIZ: (AR) Isaret, meramini istegini isaretle ifade etme. Alamet, amblem.
    REMZI: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.
    RENAN: (AR) Inleyen, çinlayan.
    RESAI: (AR) Süsler, süs.
    RESAN: (FAR) Erisenler, yetisenler, ulasanlar.
    RESAT: (FAR) Layik, deger, yakisir.
    RESUL: (AR) Bir kimsenin sözünü baska bir kimseye teblig eden kisi. Elçi, Allah elçisi peygamber.
    RESULHAN: (AR-FAR) Hükümdarlarin elçisi.
    RESAD / RESAT: (AR) Dogru yolda, hak yolda yürüme.
    RESID / RESIT: (AR) Iyi ve dogruyu seçebilen, malini idare gücü olan, rüsd yasina ulasmis akil ve balig (kisi) ergin, eriskin. Akilli hareket eden dogru yolda giden.
    REVAN: (FAR) Akan, su gibi akip giden. Ruh, can.
    REVHA: (AR) Rahatlik. Gönül rahatligi.
    REVIS: (FAR) Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranis, yol.
    REVNAK: (AR) Parlaklik, güzellik, tazelik, süs.
    REYYAN: (AR) - Suya kanmis, suya doymus.
    REZAN: (AR) Agirbasli, gururlu.
    REZZAK: (AR) Bütün canlilarin rizkini veren , onlari nimetlendiren anlaminda. Allah'in isimlerinden.
    RIDVAN: (AR) Riza, razilik, razi olma. Cennet kapisinda bekleyen melek.
    RIFAT: (AR) Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.
    RIFKI: (AR) Yumusaklik, mülayimlik, yumusak baslilik, naziklik, tatlilik.
    RIZA: (AR) Razilik, razi olma, hosnutluk, memnuniyet, onaylama, kabul. Bir seyin olmasina muvafakat etme. Kadere boyun egme.
    RIZKULLAH: (AR) Nimetler veren Allah'in kulu.
    RIAYET: (AR) Gütme, gözetme. Sayma, saygi, itibar. Agirlama.
    RICAL: (AR) Erkekler. Onur sahibi kimseler.
    RIKAB / RIKAP: (AR) Büyük, saygin bir kimsenin huzuru, önü.
    RIVA: (AR) Suya kanmislar.
    RUHI: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili.
    RUHIDDIN / RUHITTIN: (AR) Dinin ruhu, özü.
    RUHSAT: (AR) Izin, müsaade.
    RUHSAN: (AR) Yüce, üstün, sanli, ruh.
    RUSEN: (FAR) Aydin, parlak. Belli, asikar.
    RUSENI: (FAR) Aydinlik, açiklik. Belli olma.
    RUZI: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili. Rizik, azik, kismet, nasip.
    RÜÇHAN: (AR) Üstünlük, üstün olma.
    RÜKNEDDIN / RÜKNETTIN: (AR) Dinin temel diregi.
    RÜKNI: (AR) Bir seyin en saglam yani. Saygin, güçlü, önemli kimse
    RÜSTEM: (FAR) Yigit, kahraman. Iran'in ünlü pehlivani ve savasçisi.
    RÜSTI: (FAR) Yigitlik. Üstünlük. Kuvvet.
    RÜSUHI: (AR) Saglam, güçlü. Becerikli, yetenekli.
    RÜSTÜ: (AR) Dogru yolda olan. Akilli, ergin.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • S - Ş - BAYAN


    SAADET: (AR) Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlik.
    SABA: (AR) Gündogusundan esen hafif rüzgar. Türk müziginin eski makamlarindan.
    SABAH: (AR) Gündüzün ilk saatleri, günün baslangici.
    SABAAHAT: (AR) Güzellik, letafet.
    SABAHNUR: (AR) Sabah isigi, aydinligi.
    SABIA: (AR) Yedinci.
    SABIHA: (AR) Güzel, latif, sirin.
    SABIHAT: (AR) Gemiler. Yildizlar.
    SABIRE: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabirli. Acele etmeyen.
    SABITE: (AR) Hareket etmeyen yildiz, gezegen olmayan yildiz. Matematik formülünde degeri degismeyen miktar.
    SABIYE: (AR) Küçük kiz çocugu, küçük kiz.
    SABRIYE: (AR) Sabirla ilgili, sabira iliskin.
    SABRINNISA: (AR) Kadinlarin sabirlisi.
    SACIDE: (AR) Secde eden, alnini yere koyan.
    SADA: (AR) Ses, yanki.
    SADBERK: (FAR) Yüz yaprakli, katmerli. Katmerli bir gül türü.
    SADEDIL: (AR-FAR) Temiz yürekli. Saf, bön.
    SADEGÜL: (AR-FAR) Bir gül kadar sade, temiz ve güzel.
    SADIKA: (AR) Dogru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bagli.
    SADIYE: (AR) Mutlulukla, ugurla ilgili, ugurlu.
    SADRIYE: (AR) Gögüsle ilgili, gögse ait. Anneye göre çocuk.
    SAFIGÜL: (AR-FAR) Gül gibi, katiksiz, saf, duru, temiz.
    SAFIHA: (AR) Yassi düz ve genis yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç. SAFINAZ: (FAR) Çok nazli, çok naz eden.
    SAFINUR: (AR) Çok nurlu, çok aydinlik, temiz kimse.
    SAFIRE: (AR) Ince güzel ses. Islik.
    SAFIYE: (AR) Katisiksiz, katiksiz, halis, temiz. Saflik, halislik.
    SAFIYET: (AR) Saflik, temizlik, masumluk
    SAHABET: (AR) Sahip çikma. Koruma, arka olma, yardim etme.
    SAHBA: (AR) Al, kizil. Sarap, kirmizi sarap.
    SAHIBE: (AR) Sahip. Koruyan, gözeten. Bir is yapmis olan. Herhangi bir niteligi olan.
    SAHINE: (AR) Sik. Kati, pek.
    SAHIRE: (AR) Geceleri uyumayan, uykusuz. Büyücü, büyüleyici güzel.
    SAHRA: (AR) Kir, ova, çöl.
    SAIDE: (AR) Mübarek, kutlu, ugurlu. Mübarek, mesut.
    SAIKA: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü.
    SAIME: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu.
    SAIRE: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen.
    SAKIBA: (AR) Parlak, isikli. Delen, delik açan.
    SAKINE: (AR) Hareketsiz, kimiltisiz, durgun. Sessiz. Heyecani veya kizginligi olmayan.
    SALIHA: (AR) Dinin emir ve yasaklarina uyan, iyi ahlak sahibi.
    SALISE: (AR) Üçüncü. Saniyenin altmista biri. Bi***silik derecesinde mülki rütbe.
    SAMAHAT: (AR) Cömertlik, el açikligi, iyilikseverlik.
    SAMIA: (AR) Isitme duygusu, hissi.
    SAMIHA: (AR) Cömert, eli açik.
    SAMIME: (AR) Bir seyin merkezi, içi, asli kismi.
    SAMIRE: (AR) Meyveli, meyva veren.
    SAMIYE: (AR) Yüksek, yüce.
    SANAT: (AR) Sanat, ustalik, hüner, marifet.
    SANAY: (TR) Ay san.
    SANEM: (AR) Put. Çok güzel kadin.
    SANIA: (AR) Düzme, uydurma is, tuzak, hile.
    SANIHA: (AR) Zihin ve düsüncede olusup çikan, fikre dogan.
    SANIYE: (AR) Bir dakikanin veya derecenin altmista biri. Ikinci derecede mülki rütbe.
    SANNUR: (TR) Nurlu, isikli, güzel.
    SARA: (IBR) Prenses. (FAR) Hz. Ibrahim'in hanimi. Halis, katkisiz, temiz.
    SARIFE: (AR) Sarfeden, harcayan. Degistiren.
    SARIHA: (AR) Açik, meydanda. Belli. Saf, halis.
    SARMASIK: (TR) Koyu yesil renkli, degisik biçimli yapraklan olan tirmanici bir bitki.
    SARRA: (AR) Sevindirici, sevinçli.
    SATI: (TR) Satma, satis. Alisveris. Dügün armagani.
    SATIGÜL: (TR) (bkz. Sati).
    SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çikma, koruma, siyanet. Yardim.
    SAYEBAN: (FAR) Sayvan, gölgelik. Büyük çadir. Koruyan.
    SAYEDAR: (FAR) Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. Koruyan, sahip çikan.
    SAYEZAR: (FAR) Gölgelik.
    SAYGI: (TR) Insanlara karsi dikkatli, ölçülü, özenli davranmaya neden olan sevgi duygusu deger yargisi.
    SAYGIN: (TR) Saygi gören, sayilan, hatirli.
    SAYGUR: (TR) (bkz. Saygin).
    SAYGÜL: (TR) (bkz. Saygin). Nadir, essiz gül, sayili gül.
    SAYIL: (TR) Saygi gör, sözün dinlensin, degerin artsin. Degerli, saygideger.
    SEBA: (AR) Yedi. Islam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayisinin kutsal bir nitelik tasidigina inanirlardi, "yedi" sayisi.
    SEBAHAT: (AR) (bkz. Sabahat).
    SEBLA: (AR) Uzun, kirpikli göz.
    SECIYE: (AR) Yaratilis, huy, karakter tabiat. Iyi huy.
    SEÇGÜL: (TR) Seçilmis gül.
    SEÇIL: (TR) Benzerleri arasindan seçil, begenil, üstün ol, sevgi ve saygi gör.
    SEÇKIN: (TR) Seçilmis, ayrilmis benzerlerinden üstün oldugu için ayrilmis, mümtaz, güzide.
    SEDA: (AR) Ses. Yanki.
    SEDACET: (AR) Sadelik.
    SEDEF: (AR) Bazi deniz hayvanlarinin (midye, istiridye gibi) sert, beyaz ve parlak kabugu. Bu kabuktan yapilmis veya süslenmis esya.
    SEDEN: (TR) Uyanik, tetikte, gözü açik olan.
    SEFINE: (AR) Vapur, gemi. Uzayin güney yarimi.
    SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik.
    SEHER: (AR) Sabahin gün dogmadan önceki zamani, tan agartisi.
    SEHHARE: (AR) Çok güzel, büyüleyici kadin.
    SEKINE: (AR) Sakin olma, sükunet. Huzur, gönül rahatligi.
    SELCAN: (TR) Coskun, taskin yaratilisli kimse.
    SELDA: (TR) Sel, taskin su.
    SELDAG: (TR) Daglari asan sel, cosku.
    SELDANUR: (TR) Nur seli.
    SELEN: (TR) Sel gibi coskun, taskin kimse. Haber, havadis, kulakla duyulan,isitilen
    SELILE: (AR) Yeni dogmus ilk kiz çocugu.
    SELIME: (AR) Kusuru, noksani olmayan, saglam, dogru. Tehlikesiz, zararsiz, kurtulmus. Temiz, samimi.
    SELIN: (TR) Gür akan su. Orta Asya'da yetisen, bodur, sürekli yesil kalan bitki.
    SELMA: (AR) Baris içinde bulunma, huzur, erinç. Güzel, hos (kadin).
    SELMIN: (AR) Baris yanlisi, baris ve sevgi duygusuyla dolu.
    SELNUR: (TR) Nur seli, isik seli.
    SELVA: (AR) Bal. Büyük bildircin.
    SELVET: (AR) Gönül rahati.
    SELVI: (FAR) Koyu yesil yaprakli, ince uzun bir agaç türü.
    SEMA: (AR) Isitme, duyma. Musiki dinleme. Gökyüzü. Felek. Mevlevilikte müzik esliginde yapilan dönme hareketi.
    SEMAHAT: (AR) Cömertlik, el açikligi, iyilikseverlik.
    SEMEN: (FAR) Yasemin.
    SEMENBER: (FAR) Gögsü yasemin gibi beyaz olan.
    SEMENBU: (FAR) Yasemin kokulu.
    SEMENTEN: (FAR) Yasemin renkli.
    SEMERAT: (AR) Yemisler, meyveler. Faydalar, verimler.
    SEMIHA: (AR) Eli açik, cömert.
    SEMINE: (AR) Pahali, kiymetli. Çok degerli.
    SEMIRAMIS: (IBR) Dogu mitolojisinde adi geçen, dünyanin 7 harikasindan biri olan Babil'in asma bahçelerini kurduran Asur kraliçesi.
    SEMIRE: (AR) Arkadas. Nitelikli. Yamaç, dag silsilesi.
    SEMRA (Ar.) Esmer. Yemisli, meyveli agaç.
    SEMURE: (AR) Çogalan, zengin olan, meyve veren verimli.
    SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Simsek pariltisi.
    SENABIL: (AR) Basaklar.
    SENAHAN: (AR-FAR) Öven, metheden.
    SENAN: (AR) Isikli, parlak.
    SENÂVER: (AR-FAR) Öven, metheden.
    SENAY: (TR) Sen aysin, ay gibi güzelsin.
    SENEM: (AR) (bkz. Sanem).
    SENGÜL: (TR) Sen gülsün, gül gibi güzelsin.
    SENIHA: (AR) Inciler, süs, bezek.
    SENIYE: (AR) Yüksek, yüce, ali, bülend.
    SERA: (FAR) Saray. Büyük konak. Kösk.
    SERAB / SERAP : (FAR) Çöllük arazide, isik kirilmasi sonucu görülen aldatici gerçek olmayan hayal, ilgim, salgim.
    SERAÇE: (FAR) Saraycik, küçük saray, konak.
    SERAY: (FAR) Ay gibi güzellerin basi. Büyük konak. Saray.
    SERCAN: (TR) Sevgili, sevilen, bascan.
    SERENGÜL: (TR) Bas gül. Güllerin birincisi.
    SERKIZ: (FAR-TR) Bas kiz, kizlarin, güzellerin basi.
    SERMA: (FAR) Soguk kis.
    SERMELEK: (FAR) Meleklerin basi, melek kadar güzel ve iyi.
    SERMIN: (TR) Nermin, Sermin gibi adlara benzetilerek yapilmistir.
    SERNAZ: (FAR) Çok nazli.
    SERNEVAZ: (FAR) Bas oksayan, sevecen.
    SERNUR: (FAR) Bas isik. Ilk isik.
    SERPIL: (TR) Iyi gelis, büyü, güzelles.
    SERPIN: (TR) Yagmur.
    SERRA: (AR) Genislik, kolaylik.
    SERRAÇ: (FAR) Çok sevilen, sayilan kimse, bastaci. (AR) Saraç.
    SERTAP: (TR) Inatçi, direngen.
    SERVA: (FAR) Söz, masal.
    SERVET: (AR) Zenginlik, varlik. Zenginligi meydana getiren mal, mülk, para.
    SERVI: (FAR) Koyu yesil yaprakli, ince uzun bir agaç türü.
    SERVINAZ: (FAR) Dallan yana sarkan servi. Uzun boylu sevgili.
    SEVAL: (TR) Severek al, hep sev.
    SEVAY: (TR) Sevimli ay.
    SEVBAN: (AR) Giyinen, kusanan.
    SEVCAN: (TR) Sevgili insan, sevimli.
    SEVDA: (AR) Bir seye karsi hissedilen siddetli arzu. Siddetli sevgi, ask. Asiri istek, heves.
    SEVDEKAR: (AR-FAR) Sevdali.
    SEVENAY: (TR) (bkz. Sevay).
    SEVENCAN: (TR) (bkz. Sevcan).
    SEVENGÜL: (TR) Sevimli gül, sevgiyi hatirlatan gül.
    SEVENGÜN: (TR) (bkz. Sevgün).
    SEVGI: (TR) Sevme hissi, ask muhabbet.
    SEVGINAZ: (TR) Çok nazli, sevgili.
    SEVIL: (TR) Ka. Her zaman sevilen, begenilen biri olma temennisi.
    SEVILAY: (TR) Ay gibi her zaman sevil.
    SEVIM: (TR) Sevme, muhabbet. Baskalarinin sevmesine sebeb olan vasif, cazibe.
    SEVINÇ: (TR) Bir halden hosnut olmanin dogurdugu heyecan.
    SEVNAZ: (TR) Çok nazli sevgili.
    SEVNUR: (TR) Sevgi nuru, isigi, ayginligi.
    SEVTAP: (TR) Tapilacak kadar sevgi duyulan.
    SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nin mezarinin bulundugu sehir. Adana ovasini yararak Iskenderun körfezine dökülen nehir.
    SEYYAL: (AR) Akan, akici, akiskan.
    SEYYIDE: (AR) Bir toplulugun ileri gelen kisisi, lider.
    SEZAN: (TR) Sezgili.
    SEZAY: (TR) (bkz. Sezan).
    SEZCAN: (TR) (bkz. Sezal).
    SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili.
    SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar.
    SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan.
    SEZGI: (TR) Sezme kabiliyeti, sezis. Deneme ve akil yürütme sonucu olmayip dogrudan bilme, anlama ve kavrama.
    SEZGIN: (TR) Sezme yetenegi olan, duygulu anlayisli.
    SEZGINAY: (TR) (bkz. Sezgin).
    SEZIN: (TR) (bkz. Sezgin).
    SIDIKA: (AR) Çok dogru, yalan söylemeyen.
    SIDKIYE: (AR) Iç yürek temizligiyle dogrulukla ilgili, (bkz. Sidika).
    SILA: (AR). Dogup büyüdügü yere gidip ayri kaldigi yakinlarina kavusma.
    SIRMA: (TR) Altin yaldizli veya yaldizsiz ince gümüs tel.
    SIBEL: (TR) Bugday basagi. Henüz yere düsmemis yagmur damlasi. Eski Türklerdeki bir tanriça.
    SIDRE: (AR) Arabistan kirazi.
    SIMA: (FAR) Yüz, çehre, beniz. Kimse, insan, tip.
    SIMAY: (TR) Gümüsten ay, gümüs gibi parlak ay.
    SIMBER: (FAR) Gögsü gümüs gibi olan.
    SIMGE: (TR) Isaret, sembol.
    SIMIN: (FAR) Gümüsten, gümüs gibi, gümüse benzeyen parlak isilti.
    SIMRUY: (FAR) Gümüs yüzlü, gümüs gibi parlak, isiltili yüzü olan.
    SIMTEN: (FAR) Teni gümüs gibi güzel, parlak olan.
    SINE: (FAR) Gögüs. Gönül, yürek. Iç derinlik.
    SINEM: (FAR-TR) Gönlüm, yüregim, çok sevdigim.
    SITARE: (FAR) Yildiz.
    SOLMAZ: (TR) Her zaman taze, körpe ve genç.
    SOMAY: (TR) Ay gibi kusursuz, eksiksiz güzel.
    SONAT: Bir veya iki çalgi için yazilmis 3-4 bölümlü müzik eseri
    SONAY: (TR) Ay'in son günleri.
    SONGÜL: (TR) So***har'in sonlan, kis baslangicinda açan gül.
    SONNUR: (TR) (bkz. Sonay).
    SONTAÇ: (TR) Essiz taç.
    SONVER: (TR) Son olmasi istenen çocuklara verilen isimlerden.
    SÖNMEZ: (TR) Parlakligim, isigini hiç yitirmeyen, her zaman canli.
    SUAD: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu.
    SUBHIYE: (AR) Sabah vakti, safak ile ilgili.
    SUDE: (FAR) Farsca SÜ kökünden. Sürmek anlaminda. Sürülmüs (tarla gibi islenmis) manasindadir. Ikinci anlami da ezilmis, dövülmüs ancak bu tahil türlerinin ezilmesi, dövülmesi gibi.
    SUDIYE: (AR) Yararli, faydali, kazançli.
    SULBIYE: (AR) Birinin sulbünden gelme, kendi evladi, oglu.
    SULEHA: (AR) Salih, iyi, yarar, selahiyet, günah islemeyen.
    SULHIYE: (AR) Barisa özgü, barisla ilgili, barisçi.
    SULTAN: (AR) Padisah, hükümdar.
    SUNA: (TR) Erkek ördek. Görünüsündeki zerafet sebebiyle bayan ismi olarak kullanilmistir.
    SUNAR: (TR) Saygili bir biçimde verir, takdim eder.
    SUNAY: (TR) Ay'i sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birlesik isim.
    SUZAN: (FAR) Yakan, yakici. Yanan, yanici.
    SUZIDIL: (FAR) Türk musikisinin sed makamlarindan biri. Gönül atesi, gönül sicakligi.
    SUZNAK: (FAR) Yakan, yakici. Dokunakli. Türk müziginde basit bir makam.
    SÜZÜLAY: (TR) Gökte süzülen ay.
    SÜEDA: (AR) Kutlu, ugurlu insanlar.
    SÜHANDAN: (FR) Söz sahibi, güzel söz söyleyen.
    SÜHEYLA: (AR) Yumusak, iyi huylu kadin. Güney yönünde görünen parlak yildizlar
    SÜKEYNE: (AR) Sessiz, sakin, agirbasli, onurlu.
    SÜLÜNAY: (TR) Ay gibi güzel, uzun boylu, endamli.
    SÜLÜNBIKE: (TR) Sülün gibi boylu endamli kadin.
    SÜMBÜL: (FAR) Zambakgillerden, salkim çiçekli, keskin kokulu, soganli otsu bitki. Güzellerin saçi.
    SÜMEYRE / SÜMEYRA: (AR) Meyve çaglasi. Kivrilmis yaprak.
    SÜMEYYE / SÜMEYYA : (AR) Islam'in ilk sehidi. Ammar b. Yasir'in annesi ve ilk müslüman olan hanim sahabelerden.
    SÜNDÜS: (AR) Eskiden altin veya gümüs tellerle nakisli olarak dokunan bir çesit ipekli kumas. Kur'an'da cennet elbisesi anlaminda geçmektedir.
    SÜREYYA: (AR) Ülker yildizi, pervin.
    SÜSEN: (TR) Çiçekleri iri, güzel görünüslü ve kokulu bir süs bitkisi. Zambak.
    SÜVEYDA: (AR) Kalbin ortasinda var kabul edilen siyah nokta. Tohumun ortasinda bulunan tanecik. Kalpteki gizli günah.
    SADAN: (FAR) Keyifli, neseli, sevinçli.
    SADIYE: (AR) Memnunluk, sevinç, gönül ferahligi. Güzel sesle sarki okuyan, siir söyleyen.
    SADUMAN: (AR) Sevinçli, neseli, memnun.
    SAHANDE: (FAR) Mutlu, memnun.
    SAHANE: (FAR) Hükümdarlara yakisacak kadar güzel, eksiksiz olan.
    SAHBANU: (FAR) Hükümdar esi, sah hanimi.
    SAHDANE: (FAR) Iri inci tanesi.
    SAHESER: (FAR) Degerli, üstün nitelikli. Kalici, degerli, üstün yapit.
    SAHHANIM: (FAR) Hanim sultan. Sah ve hanim kelimelerinden birlesik isim.
    SAHIGÜL: (FAR) Gül dali.
    SAHIKA: (AR) Zirve, doruk, dag tepesi.
    SAHMELEK: (FAR-AR) Melekler kadar güzel, güzellikte lider.
    SAHNAZ: (FAR) Çok nazli.
    SAHNISA: (FAR-AR) Hükümdar kadin, hükümdar karisi. Kadinlarin sahi.
    SAHNUR: (AR-FAR) Kaynak, isik kaynagi. Münevver.
    SAHSINUR: (AR) Nurlu kisi, aydinlik kimse.
    SAIKA: (AR) Istekli, hevesli, sevkli.
    SAKIRE: (AR) Sükreden, durumundan memnun olan. Allah'a sükreden.
    SAYAN: (FAR) Uygun, yakisir, münasip, layik.
    SÂYESTE: (FAR) Layik uygun, münasip.
    SAYLAN: (TR). Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neseli.
    SAZIMET: (AR) Kimseye benzemeyen, farkli, tek, essiz.
    SAZIYE: (AR) (bkz. Sadiye).
    SEBNEM: (FAR) Havada buhar durumundayken gecenin serinligiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlaciklari, çig.
    SEBNUR: (AR-FAR) Gecenin nuru, gecenin isigi, aydinligi.
    SEFAKAT: (AR) Sefkat, aciyarak ve esirgeyerek sevme.
    SEFIKA: (AR) Sefkatli, acimasi olan, esirgeyici.
    SEFKAT: (AR) Sevecenlik, acima ve sevgi duygusu.
    SEHADET: (AR) (bkz. Sahadet).
    SEHBAL: (FAR) Kus kanadinin en uzun tüyü.
    SEHNAZ: (FAR) Türk musikisinde mürekkep bir makam ve perde. Çok nazli.
    SEHPER: (FAR) Kus kanadinin en uzun tüyü.
    SEHRAZAT: (FAR) Kendi kendine yasayan, özgür.
    SEHRIBAN: (FAR) Sehrin büyügü, ileri geleni.
    SEHRINAZ: (FAR) Türk müziginin en eski makamlarindan.
    SEKIBE / SEKIPE: (FAR) Sabir, tahammüllü, dayanikli.
    SEKURE: (AR) Çok sükreden, sükredici, deger bilen.
    SELALE: (AR) Büyük bir akarsuyun yüksekten düsmesiyle meydana gelen büyük çaglayan, çavlan.
    SEMIME: (AR) Güzel kokulu sey.
    SEMINUR: (AR) Mum isigi, mum aydinligi.
    SEMSINISA: (FAR-AR) Kadinlarin günesi. Günes gibi kadin.
    SEMSINUR: (AR) Günesin isigi, nuru.
    SEN: (FAR) Neseli, sevinçli.Daha çok iki isimlerde kullanilir. Sener, Senol.
    SENAL: (FAR-TR) (bkz. Sen).
    SENEL: (FAR-TR) Sen ve mutlu ev. Bölge, il.
    SENGÜL: (FAR-TR) Gülün en güzel hali.
    SENGÜN: (FAR-TR) Sevinçli, ferah gün.
    SENAY: (FAR-TR) Ayin parlakligi, güzelligi.
    SENNUR: (FAR-TR) Neseli ve nurlu insan.
    SENOL: (FAR-TR) Sen ve mutlu ol.
    SERARE: (AR) Kivilcim.
    SERIFE: (AR) Serefli, kutsal. Soylu temiz.
    SERMENDE: (FAR) Utangaç, çok utanan, mahcup.
    SERMIN: (FAR) Utangaç, mahcup.
    SEVKIYE: (AR) Sevkle ilgili, sevke ait, neseli.
    SEVVAL: (AR) Hicri takvime göre yilin 10. ayi, ilk üç günü seker bayramidir.
    SEYDA: (FAR) Ask çilgini, çok tutkun, asik.
    SEYDAGÜL: (FAR) (bkz. Seyda).
    SEYDANUR: (FAR-AR) (bkz. Seyda).
    SEYMA: (AR) Bedeninde ben veya benzer bir izi olanlar.
    SIIR: Zengin sembollerle uyumlu seslerle ortaya çikan edebi anlatim biçimi
    SIRAZE: (FAR) Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yapraklari muntazam tutan, ibrisimden örülmüs ince serit. Esas, düzen, nizam.
    SIRIN: (FAR) Sevimli, cana yakin.
    SÖHRET: (AR) Söhretli, ünlü, söhreti agizlarda dolasan.
    SÖLEN: (TR) En üst idareci tarafindan bütün halka verilen, yemek, ziyafet.
    SÜLE: (AR) Alev, yalim. Alevli ates.
    SÜKRAN: (AR) Iyilik bilme, gönül borcu, minnettarlik.
    SÜKRIYE: (AR) Iyilik bilme, minnettarlikla ilgili, iyilik bilen.
    SÜKUFE: (FAR) Çiçek. Süslemede çiçek motiflerine dayanan bir tarz.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • S - Ş - ERKEK

    SAADEDDIN / SAADETTIN : (AR) Dinin ugurlu ve kutlu kisisi.
    SABAHADDIN / SABAHATTIN : (AR) Dinin güzelligi.
    SABI: (AR) Yedinci.
    SABIH: (AR) Güzel, sirin.
    SABIR: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabirli. Acele etmeyen.
    SABIT: (AR) Degismeyen, kimildamayan. Kanitlanmis, anlasilmis.
    SABRI: (AR) Sabirla ilgili, sabra iliskin.
    SACID: (AR) Secde eden, alnini yere koyan.
    SADAK: (TR) Ok koymaya yarayan mesin torba. Sabah yeli.
    SADIK: (AR) Dogru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bagli.
    SADIR: (AR) Hayrette kalan, sasiran.
    SADIRAY: (AR) (bkz. Sadir).
    SADI: (AR) Mutlulukla, ugurla ilgili, ugurlu.
    SADREDDIN / SADRETTIN : (AR) Dinin önderi, basi, ileri kisisi.
    SADRI: (AR) Gögüsle ilgili, gögse ait. Anneye nisbetle çocuk.
    SADULLAH: (AR) Tanrinin kutlu, talihli kildigi kimse.
    SADUN: (AR) Mübarek, kutlu, ugurlu.
    SAFA: (AR) Üzüntü ve kederden uzak olma, endisesizlik, rahat huzur, iç ferahligi. Eglence. Saflik, berraklik.
    SAFER: (AR) Hicri takvimde ikinci ay, sefer. Temiz yürekli, dürüst kimse.
    SAFFET: (AR) Saflik, temizlik, arilik, (bkz. Safvet).
    SAFI: (AR) Katisiksiz, katiksiz, halis, temiz. Yalniz, sadece, sirf. Kesintilerden sonra kalan kisim, net.
    SAFIH: (AR) Gökyüzü. Yassi ve düz halde bulunan sey.
    SAFIR: (IBR) Mavi renkli, degerli bir süs tasi, göktasi.
    SAFVET: (AR) Saflik, temizlik, paklik, arilik, halislik.
    SAFVETULLAH: (AR) Hz. Muhammed'in isimlerinden.
    SAGAN: (TR) Hizli uçan, uzun dar kanatli küçük kus.
    SAGANALP: (TR) (bkz. Sagan).
    SAGBILGE: (TR) Hekim, doktor.
    SAGCAN: (TR) Saglikli kimse.
    SAGINÇ: (TR) Emel, istek, amaç, düsünce.
    SAGIT: (TR) Silah.
    SAGLAM: (TR) Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara ugramayan, bozulmayan, dayanikli. Dogru, gerçek, sahih. Güvenilir, emin. Mutlaka, muhakkak, herhalde.
    SAGLAMER: (TR) (bkz. Saglam).
    SAGMAN: (TR) Saglikli kimse. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir.
    SAGUN: (TR) Saygin, kutsal.
    SAHIN: (AR) Kadin. Sik. Kati, pek.
    SAHIR: (AR) Gece uyumayan, uykusuz.
    SAIB / SAIP : (AR) Hedefe dogru ulasan. Isabetli olan, dogru olan, hata etmeyen.
    SAID / SAIT : (AR) Mübarek, kutlu, ugurlu. Mübarek, mesut.
    SAIK: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü.
    SAIM: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu.
    SAIR: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen.
    SAKIB / SAKIP : (AR) Delen, delik açan. Çok parlak.
    SAKI: (AR) Su veren, su dagitan. Kadehle içki sunan.
    SAKMAN: (TR) Uyanik, akilli kimse. Sessiz sakin kimse.
    SALAH: (AR) Düzelme, iyilesme, iyilik. Baris. Dine olan baglilik.
    SALAHADDIN / SELAHATTIN: (AR) Dinine bagli kimse.
    SALAR: (FAR) Bas, kumandan, basbug, önder.
    SALAT: (AR) Namaz.
    SALCAN: (TR) (bkz. Salar).
    SALIH: (AR) Yarar, yakisir, elverisli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili.
    SALIK: (TR) Haber, bilgi. Haberci.
    SALIKBEY: (TR) (bkz. Salik).
    SALIM: (AR) Hasta veya sakat olmayan, saglam.Ayipsiz, kusursuz, noksansiz. Korkusuz, endisesiz, emin.
    SALMAN: (TR) Basibos, serbest, özgür.
    SALTAR: (TR) Tek, yalniz. Yalniz basina giden. Temiz, saf.
    SALTI: (TR) Gezgin, yolculuk eden.
    SALTIK: (TR) Kendi basina var olan, bagimsiz, kosulsuz, mutlak.Saliverilmis, birakilmis, azat edilmis, özgür.
    SALTUK: (TR) Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyligini kuran Türk beyi Emir Saltuk (1072).
    SALTUKALP: (TR) (bkz. Saltik).
    SALUR: (TR) Kiliç. Oguzlarin Üçok boyuna bagli bir Türk kabilesi.
    SAMED / SAMET : (AR) Hiç kimseye veya seye ihtiyaci olmayan.
    SAMI: (AR) Isiten, duyan dinleyen. Dinleyici.Yüksek, yüce.
    SAMIH: (AR) Cömert, eli açik.
    SAMIM: (AR) Bir seyin merkezi, içi, asli kismi.
    SAMIN: (AR) Sekizinci.
    SAMIR: (AR) Meyveli, meyva veren.
    SANAL: (TR) Adin duyulsun, ün kazan.
    SANALP: (TR) (bkz. Sanal).
    SANAT: (AR) Sanat, ustalik, hüner, marifet.
    SANAY: (TR) Ay san.
    SA***Y: (TR) Ünlü kimse.
    SANBERK: (TR) Gücüyle taninmis, ün yapmis.
    SANCAKTAR: (TR) Sancak tasiyan kimse. Sancak tasima görevlisi.
    SANCAR: (TR) Kisa kama. Saplar, batirir, yener. Selçuklu sultanlarindan birisinin adi.
    SANI: (AR) Ikinci. Yapan, isleyen, meydana getiren.
    SANIH: (AR) Zihin ve düsüncede olusup çikan, fikre dogan.
    SANVER: (TR) (bkz. Sanal).
    SARAÇ: (AR) Kosum, eger takimlariyla benzeri seyler yapan veya satan kimse. Mesin üzerine süsleme yapan kimse.
    SARDUÇ: (TR) Bülbül.
    SARGAN: (TR) Çorak yerlerde biten bir ot. Bir tür balik.
    SARGIN: (TR) Candan, içten, yürekten. Çekici cazibeli.
    SARGINAL: (TR) (bkz. Sargin).
    SARGUT: (TR) Ihsan, bagis, ödül.
    SARIALP: (TR) Sarisin yigit.
    SARICABAY: (TR) (bkz. Sarialp).
    SARIF: (AR) Sarfeden, harcayan. Degistiren.
    SARIH: (AR) Açik, meydanda. Belli, hüveyda. Saf, halis.
    SARIM: (AR) Keskin, kesici.
    SARP: (TR) Çetin, sert, siddetli. Dik, çikilmasi ve geçilmesi zor.
    SARPER: (TR) Sert, güçlü erkek.
    SARPHAN: (TR) (bkz. Sarper).
    SARPKAN: (TR) Sert, güçlü soydan gelen.
    SARTIK: (TR) Azad olunmus, saliverilmis, özgür.
    SARU: (TR) Sari benizli, tenli insan.
    SARUCA: (TR) Sari benizli, tenli insan.
    SARUHAN: (TR) Harizm'den gelip Anadolu'ya yerlesen Saruhanogullari beyliginin kurucusu.
    SARVAN: (TR) Deve süren, deveci.
    SATI: (TR) Uzun ömürlü olmasi için dogumundan önce ermislere adanan çocuk.
    SATIBEY: (TR) (bkz. Sati).
    SATIKBUGRA: (TR) (bkz. Satilmis, Bugra).
    SATILMIS: (TR) Uzun ömürlü olmasi için dogumundan önce ermislere adanan çocuk, sati.
    SATUK: (TR) (bkz. Satilmis).
    SATVET: (AR) Ezici kuvvet, zorluluk.
    SAV: (TR) Söz, haber, dedikodu. Ileri sürülerek savunulan düsünce. Saglam. Söhret, ün.
    SAVAS: (TR) Iki taraf teskilat, ülke veya ülkeler toplulugu arasinda meydana gelen silahli vurusma, cenk, muharebe, harb. Dogus, kavga. Mücadele ugras.
    SAVASER: (TR) Savasan asker, insan, savasçi.
    SAVAT: (TR) Gümüs üstüne yapilan çizgiler, süsler.
    SAVER: (TR) Saglam, zinde, güçlü erkek.
    SAVGAT: (TR) Hediye, armagan, bahsis, ihsan.
    SAVLET: (AR) Siddetli saldiri, hücum.
    SAVNI: (AR) Koruma, gözetme ile ilgili.
    SAVTEKIN: (TR) (bkz. Sav).
    SAVTUNA: (TR) Sözünde duran kimse.
    SAVTUR: (TR) Saglikli kal, hosça kal.
    SAYAR: (TR) Saygili, hürmet eden.
    SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çikma, koruma, siyanet. Yardim.
    SAYFI: (AR) Yaza ait, yazla ilgili.
    SAYGIN: (TR) Saygi gören, sayilan, hatirli.
    SAYGUR: (TR) (bkz. Saygin).
    SAYHAN: (TR) Adaletli yönetici, hükümdarlarin adili, ölçülüsü.
    SAYIL: (Tür.) Saygi gör, sözün dinlensin, degerin artsin. Degerli, saygideger.
    SAYILGAN: (TR) Kendini saydiran, saygin kimse.
    SAYKAL: (TR) Düz, düzgün, pürüzsüz. Gösterisli.
    SAYKUT: (TR) Ugurlu, kutlu, saygideger kimse.
    SAYMAN: (TR) Hesap isleriyle ugrasan kimse.
    SAYRAÇ: (TR) Öten, civildayan, sakiyan.
    SAYRAK: (TR) (bkz. Sayraç).
    SAYYAD / SAYYAT : (AR) Avci.
    SAZAK: (TR) Kuvvetli ve soguk esen yel. Soguk yelle birlikte yogun hafif kar. Küçük pinar, kaynak.
    SEBAT: (AR) (bkz. Sabit).
    SEBATI: (AR) Sebatlik, sözünde kararinda durma. Sebatli, sözünde duran.
    SEBIH: (AR) Yüzme, yüzüs.
    SEBIL: (AR) Yol, büyük cadde. Su dagitilan yer. Hayir için parasiz dagitilan su.
    SEBÜK: (TR) Hafif, yegni. Çabuk hizli. Agirbasli olmayan. Sevgili, aziz.
    SEBÜKALP: (TR) Hizli, atak, yigit.
    SEBÜKTEKIN: (TR) (bkz. Sebük).
    SECAHAT: (AR) Yumusak huyluluk.
    SECAVEND: (FAR) Kur'an-i Kerim'i manasina uygun olarak okumak için konulan durak isaretleri.
    SECCAC: (AR) Çaglayan. Küçük selale.
    SECIYE: (AR) Yaratilis, huy, karakter tabiat. Iyi huy.
    SEÇKIN: (TR) Seçilmis, ayrilmis benzerlerinden üstün oldugu için ayrilmis, mümtaz, güzide.
    SEÇKINER: (TR) (bkz. Seçkin).
    SEDAD / SEDAT : (AR) Dogruluk, hak. Dogru ve hakli.
    SEFA: (AR) Gönül rahatligi, rahatlik, kaygisiz ve sakin olma. Eglence, zevk, nese.
    SEFER: (AR) Bir yerden bir yere gitme, yolculuk, seyahat. Savas hazirligi. Savasa gitme. Harp, savas. Gemilerin kalktiklari limana tekrar dönünceye kadar yaptiklari fiil. Defa, kere.
    SEFIR: (AR) El içi. Yabanci diplomat
    SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik.
    SEHHAR: (AR) Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici.
    SELAHADDIN / SELAHATTIN : (AR) Dinine bagli kimse.
    SELAMI: (AR) Iyilik, baris ve rahatlikla ilgili.
    SELÇUK: (TR) Güzel konusma yetenegi olan. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Dogu'da imparatorluk kuran Türk toplulugunun hükümdari.
    SELIL: (AR) Yeni dogmus erkek çocugu, ilker.
    SELIM: (AR) Kusuru, noksani olmayan, saglam, dogru. Tehlikesiz, zararsiz, kurtulmus. 3. Temiz, samimi.
    SELMAN: (AR) Baris içinde bulunma, huzur, erinç.
    SELMI: (AR) Barisla ilgili, barisçil.
    SEMAVI: (AR) Semaya mensup, sema ile ilgili.
    SEMI: (AR) Isiten, isitme kuvveti olan. Allah'in isimlerinden.
    SEMIH: (AR) Eli açik, cömert.
    SEMIN: (AR) Pahali, kiymetli. Çok degerli.
    SEMIR: (AR) Arkadas. Nitelikli. Yamaç, dag silsilesi.
    SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Simsek pariltisi.
    SENIH: (AR) Süs, bezek. Inci.
    SERALP: (TR) Bas yigit.
    SERBÜLEND / SERBÜLENT : (FAR) Basta gelen, yüce üstün. Türk müziginde eski bir makam, zamanimizda örnegi yoktur.
    SERDAR: (FAR) Baskumandan, basbug. Sefer zamaninda padisah yerine ordunun basinda sefere giden veziri azamlara verilen unvan.
    SERDENGEÇTI: (TR) Fedai, akinci, yigit.
    SERDINÇ: (FAR-TR) Basi dinç, sakin, rahat, huzurlu.
    SERGEN: (TR) Raf. Vitrin. Tepelerdeki düzlük yer. Yorgun, perisan.
    SERHAD / SERHAT: (FAR-AR) Hudut, sinir, sinirbasi; iki devlet arasindaki sinir boyu.
    SERHAN: (AR) Hanlarin basi. Kurt, canavar. Bas okuyucu, sarkici basi.
    SERHENK: (FAR) Çavus. Türk müziginde çok eski birlesik makam.
    SERHUN: (FAR) Asil kan, soylu kan.
    SERI: (AR) Çabuk, hizli.
    SERIM: (TR) Serme isi. Sabirli. Genellikle öykülerde baslangiç bölümüne verilen ad.
    SERIMER: (TR) Sabirli kimse.
    SERIR: (AR) Taht. Yatacak yer.
    SERKAN: (FAR-TR) Soylu kan, baskan.
    SERKUT: (FAR) Mutlu, talihli, kutlu insan.
    SERMED / SERMET: (AR) Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk.
    SEROL: (FAR-TR) Önder ol, bas ol.
    SERTAÇ: (FAR) Bastaci, çok sevilen, sayilan.
    SERTEL: (TR) Sert, kati, acimasiz el.
    SERTER: (TR) Kati, sirt, acimasiz.
    SERTUG: (TR) Bas tug.
    SERVER: (FAR) Bas, baskan, reis, ulu.
    SERVET: (AR) Zenginlik, varlik. Zenginligi meydana getiren mal, mülk, para.
    SETTAR: (AR) Örten. Günahlari, ayiplari gizleyen.
    SEVGEN: (TR) E Sevmis, seven.
    SEYFEDDIN / SEYFETTIN : (AR) Dini koruyan, dinin kilici.
    SEYFI: (AR) Kiliçla ilgili kiliç seklinde. Askerlikle ilgili. Askeri.
    SEYFULLAH: (AR) Allah'in kilici.
    SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nin mezarinin bulundugu sehir. Adana ovasini yararak Iskenderun körfezine dökülen nehir.
    SEYHUN: (TR) (bkz. Seyhan).
    SEYIDHAN / SEYITHAN : (AR) Hanlarin basi, önderi.
    SEYLAB / SEYLAP : (FAR) Sel, sel suyu.
    SEYLAN: (AR) Akma, akis.
    SEYRAN: (AR) Gezme, bakip seyretme.
    SEYYID / SEYYIT / SEYIT : (AR) Bir toplulugun ileri gelen kisisi, lider. Hz. Peygamber'in soyundan olan kimse.
    SEZA: (FAR) Münasip, uygun, yarasir.
    SEZAI: (FAR) Uygun yarasan, münasip.
    SEZAL: (TR) Sezgili.
    SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili.
    SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar.
    SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan.
    SEZGI: (TR) Sezme kabiliyeti, sezis. Deneme ve akil yürütme sonucu olmayip dogrudan bilme, anlama ve kavrama.
    SEZGIN: (TR) Sezme yetenegi olan, duygulu anlayisli.
    SEZGINAY: (TR) (bkz. Sezgin).
    SEZMEN: (TR) Sezen, anlayan kimse.
    SIBGATULLAH / SEBGATULLAH : (AR) Yaratici gücü, kuvveti olan Allah'in kulu.
    SIDAL: (TR) Güç, kuvvet, dayaniklilik. Olgunlasmaya, erginlesmeye baslayan. Öfkeli, sinirli.
    SIDAM: (TR) Sade, yalin, düz, süssüz.
    SIDAR: (TR) Dayanikli.
    SIDDIK: (AR) Çok dogru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kisi.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • S - Ş - ERKEK (DEVAM)

    SIDKI / SITKI : (AR) Iç, yürek temizligiyle, dogrulukla ilgili.
    SIRALP: (TR) Sir saklayan yigit.
    SIRAT: (AR) Yol, yön.
    SIRATULLAH: (AR) Dosdogru yol. Allah'in yolu.
    SIRRI: (Ar.) Sirla ilgili, sirra ait. Mistik.
    SIYAMI: (AR) Oruç tutan, oruçlu, kötülükten kaçinan.
    SINA: (AR) Arap yarimadasinin Misir ile birlestigi yerde bir üçgen olusturan yanmada. Bu yarimadada bulunan dag.
    SINAN: (AR) Mizrak, süngü vb. silahlarin sivri ucu.
    SIPAHI: (FAR) Osmanli Imparatorlugu'nda timar sahibi atli asker.
    SIRAC: (FAR) Isik mesale, kandil, çerag.
    SIRACEDDIN / SIRACETTIN: (AR) Dinin kandili, dinin verdigi aydinlik, isik, isiklandiran, aydinlatan.
    SIRAN: (AR) Kaleler, hisarlar.
    SIRER (FAR) Tok, doymus. Eli açik.
    SIRET: (AR) Bir kimsenin hal ve hareketleri, tabiati ahlak ve karakteri. Hal ve gidis.
    SOMEL: (TR) Dogru, katisiksiz, güçlü el.
    SOMER: (TR) Dogru, katisiksiz güçlü kimse.
    SONALP: (TR) Sonuncu, son dogan yigit, erkek çocuk.
    SONAT: (TR) Bir ya da iki çalgi için yazilmis, üç ya da dört bölümden olusan müzik yapiti.
    SONAY: (TR) Ay'in son günleri.
    SONER: (TR) (bkz. Sonalp).
    SONGUR: (TR) Sahin. Agir, hantal.
    SONGURHAN: (TR) (bkz.Songur).
    SONGÜN: (TR) Sonuncu, son olan. Egilim, yetenek.
    SORGUN: (TR) Bir tür sögüt agaci. Sitki, sert. Çok uzun ve güzel saç.
    SOYSAL: (TR) Uygar, medeni.
    SOYSALDI: (TR) Soyu genisledi, tanindi.
    SOYSALTÜRK: (TR) Uygar Türk.
    SOYSAN: (TR) Taninmis soy.
    SOYSELÇUK: (TR) Selçuklu soyundan.
    SOYTEKIN: (TR) Cesur, yigit. (bkz. Tekin).
    SOYUER: (TR) Yigit soydan gelen.
    SOYURGAL: (TR) Ihsan, bagis, hediye, armagan.
    SÖKMEN: (TR) Yigitlere verilen san.
    SÖKMENER: (TR) Yigit kimse.
    SÖKMENSU: (TR) Yigit asker, yigit subay.
    SÖNMEZ: (TR) Parlakligim, isigini hiç yitirmeyen, her zaman canli.
    SÖNMEZALP: (TR) Parlakligim, isigini hiç yitirmeyen yigit.
    SÖZEN: (TR) Söylev veren, güzel konusan hatib.
    SÖZER: (TR) Sözünde duran.
    SÖZMEN: (TR) Güzel, etkili konusan kimse.
    SUAD / SUAT: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu.
    SUAVI: (AR) Herkesin isine kosan, yardim eden.
    SUAY: (TR) Suya düsen ay.
    SUBAHI: (AR) (bkz. Subhi).
    SUBHI / SUPHI : (AR) Sabah vakti, safak ile ilgili.
    SUBUTAY: (TR) Cengiz Han'in ünlü Mogol generalinin adi.
    SUDI: (AR) Yararli, faydali, kazançli.
    SUFI: (AR) Tasavvuf erbabi, mutasavvif.
    SUHAN: (TR) Suyun hakimi, su kaynaklarinin yönetimini elinde bulunduran.
    SULHI: (AR) Barisa özgü, barisla ilgili, barisçi.
    SUNAY: (TR) Ay'i sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birlesik isim.
    SUNER: (TR) Sunucu, sunan.
    SUNGU: (TR) Armagan, bagis, ihsan.
    SUNGUN: (TR) Yetenek. Bagis, ihsan.
    SUNGUR: (TR) Sakin, sogukkanli (kimse). Akdogan.
    SUNGURALP: (TR) Sogukkanli ve dogankusu gibi güçlü, yigit.
    SUNGURBAY: (TR) (bkz. Sunguralp).
    SUNGURTEKIN: (TR) (bkz. Sunguralp).
    SUNULLAH: (AR) Allah'in yarattigi.
    SUYURGAL: (TR) Ihsan, bagis, hükümdarca bagislanan dirlik.
    SUALP: (TR) Güçlü, yigit asker.
    SÜEL: (TR) Asker eli.
    SÜER: (TR) Yigit asker.
    SÜERDEM: (TR) Erdemli asker.
    SUERGIN: (TR) Olgun asker.
    SÜERKAN: (TR) Soylu kandan gelen asker.
    SÜERSAN: (TR) Yigitligiyle ünlü asker.
    SÜHA: (AR) Büyükayi takim yildizinin en küçük yildizi.
    SÜHAN: (FAR) Söz, lakirdi. Siir.
    SÜHEYL: (AR) E Sema'nin güney yarimküresinde bulunan sefineyi Nuh burcundaki parlak ve büyük yildizin adi.
    SÜLASI: (AR) Üçlü, üç seyden meydana gelen.
    SÜLEYMAN: (AR) Ibranice "huzur, sükun". Kur'an-i Kerim'de ismi geçen peygamberden biri.
    SÜMER: (TR) Eski tarihlerde asagi Mezopotamya'da yasamis olan bir kavim.
    SÜMRE: (AR) Esmerlik, karayagizlik.
    SÜPHAN: (TR) Dogu Anadolu'da Van gölünün kuzey kiyisindaki sönmüs volkan.
    SÜREHA: (AR) Saf irklar.
    SÜREYYA: (AR) Ülker yildizi, pervin.
    SÜRURI: (AR) Sevinçle, neseyle ilgili.
    SABAN: (AR) Aralik, fasila. Hicri, Kameri aylarin sekizincisi, üç aylarin ikinci ayi.
    SABEDDIN / SABETTIN: (AR) Din toplulugu, cemaati.
    SADAN: (FAR) Keyifli, neseli, sevinçli.
    SADI: (FAR) Sevinç, mutluluk.
    SAFAK: (AR) Günes dogmadan az önce ufukta beliren aydinlik.
    SAFAKGÜN: (AR-TR) Safak renkli, kizil.
    SAHABEDDIN / SAHABETTIN: (AR) Dinin yildizi.
    SAHADEDDIN / SAHADETTIN: (AR) Dinin tanikligi. Dinin belirtisi, isareti.
    SAHAN: (FAR) Sahlar. Oldukça büyük boylu, yirtici bir kus. (bkz. Sahin).
    SAHAP: (AR) Alev, ates parçasi. Kayan yildiz, akan yildiz. Cesur yürekli kimse.
    SAHAT: (FAR-TR) Güçlü, güzel cins at, atlarin sahi.
    SAHBAZ: (FAR) Beyaz ve iri dogan. Yakisikli. Yigit, serdengeçti. Kabadayi. Cömert.Büyük, gösterisli, güzel mükemmel.
    SAHBENDER: (FAR) Konsolos.
    SAHBEY: (FAR-TR) Üstün nitelikli, saygin, yüce.
    SAHDAR: (FAR) Dalli, budakli agaç.
    SAHID / SAHIT: (AR) Bir yerde bulunan, bir seyi gören ve gördügü ve bildigi seyler konusunda bilgi veren kimse, tanik. Bir sözlesmenin yapilmasi sirasinda taraflardan birinin yaninda hazir bulunan. Dogrulayan, isbat eden.
    SAHIN: (FAR-TR) Büyük boylu, kanca gagali, yirtici bir kus.
    SAHINALP: (FAR-TR) Sahin gibi güçlü yigit, cesur.
    SAHINER: (FAR-TR) Sahin gibi güçlü, yigit er.
    SAHINHAN: (FAR-TR) Güçlü, yigit kimse.
    SAHINKAN: (FAR-TR) Yigit soydan gelen, güçlü, kahraman.
    SAHINTER: (FAR) Çok yigit, kahraman, sahin gibi.
    SAHISTAN: (FAR) Sah ülkesi.
    SAHKAR: (FAR) Bas eser, en güzel eser.
    SAHRUH: (FAR-AR) Yüce ruhlu, görkemli, üstün kisilikli kimse.
    SAHSAR: (FAR) Dallik, agaçlik, koruluk.
    SAHSUVAR: (FAR) Iyi ata binen yigit kimse.
    SAHVAR: (FAR) Saha, hükümdara yakisacak surette. Iri ve iyi cins inci.
    SAIK: (AR) Istekli, hevesli.
    SAKIR: (AR) Sükreden, durumundan memnun olan. Allah'a sükreden.
    SAMIH: (AR) Yüksek, görkemli.
    SAMIL: (AR) Sümulü bulunan, içine alan, kaplayan, kapsayan.
    SANAL: (TR) Ünün yayilsin, taninmis sanli bir insan ol.
    SANALP: (TR) Ünlü, sanli, taninmis kimse.
    SANER: (TR) Ünlü kimse.
    SANLI: (TR) Ün, söhret. Hal durum. Debdebe, gösteris, hasmet. Yüksek makam rütbe.
    SARA: (TR) Kente ait, sehire ait.
    SARBAY: (TR) Kentli, sehirli kimse.
    SARIK: (AR) Dogup parlayan, parlak.
    SATI: (AR) Kiyi, kenar.
    SATIR: (AR) Neseli, sen. Büyük bir kimsenin ati yaninda gitmekle vazifeli aga.
    SAYLAN: (TR) Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neseli.
    SECAAT: (AR) Yigitlik, cesurluk, korkusuzluk.
    SECAADDIN / SECAATTIN : (AR) Dinin kahramani, dinin yigidi.
    SECI: (AR) Cesur, yürekli, yigit.
    SEFAADDIN / SEFAATTIN: (AR) Dinin, Allah ile kul arasinadaki araciligi, dinin sefaati.
    SEFIK: (AR) Sefkatli, acimasi olan, esirgeyici.
    SEHIM: (AR) Akilli ve kurnaz yigit.
    SEHRIYAR: (FAR) Padisah, hükümdar.
    SEHRUD: (FAR) Büyük çay, nehir.
    SEHZAT: (FAR) (bkz. Sahzat).
    SEKIB / SEKIP: (FAR) Sabir, tahammüllü, dayanikli.
    SEMAIL: (AR) Huylar, davranislar, aliskilar. Bir kimsenin dis görünüsünün özellikleri.
    SEMDIN: (AR) Dinin mumu, dinin aydinligi.
    SEMI: (AR) Mumla, isikla ilgili, isikli. Mum yapan ya da satan kimse.
    SEMIM: (AR) Güzel kokan, güzel kokulu, güzel koku.
    SEMS: (AR) Günes.
    SEMSEDDIN / SEMSETTIN: (AR) Dinin günesi, dinin insanlara verdigi aydinlik.
    SEMSI: (AR) Günese ait, günesle ilgili.
    SEMSIFER: (AR-FAR) Günesin aydinligi, parlakligi.
    SENAL: (FAR-TR) (bkz. Sen).
    SENALP: (FAR-TR) Neseli, canli yigit.
    SENALTAN: (FAR-TR) (bkz. Altan).
    SE***Y: (FAR-TR) Neseli, sevinçli, mutlu, varlikli kimse.
    SENCAN: (FAR-TR) Canli, neseli, hareketli yapisi olan kimse.
    SENDOGAN: (FAR-TR) Sevinçli, neseli ol.
    SENDUR: (FAR-TR) Neseli, sevinçli olmasi devam etti, sürdü.
    SENEL: (FAR-TR) Sen ve mutlu ev. Bölge, il.
    SENER: (FAR-TR) - Mutlu, neseli kimse.
    SENGIL: (FAR-TR) Iyi yürekli, hos sohbet kimse.
    SENNUR: (FAR-AR) Neseli ve nurlu insan.
    SENOL: (FAR-TR) Sen ve mutlu ol. (bkz. Senel).
    SENSAL: (FAR-TR) Neseni çevrene yay, herkes neselensin.
    SENSOY: (FAR-TR) Neseli soydan gelen kimse.
    SENTÜRK: (FAR-TR) Neseli, canli, mutlu türk.
    SENYASAR: (FAR-TR) Yasami, neseli mutlu geçen kimse.
    SENYURT: (FAR-TR) Neseli, mutlu insanlarin yurdu; ülkesinde yasayan.
    SERAFEDDIN / SERAFETTIN: (AR) Dinin sereflisi, büyügü.
    SERAFET: (AR) Serefli olma hali. Soydanlik, asalet.
    SEREF: (AR) Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. Iyi ün. Övünç duyulacak sey.
    SEREFHAN: (AR-TR) Büyük, yüce hükümdar.
    SERIF: (AR) Serefli, kutsal. Soylu temiz.
    SEVKET: (AR) Azamet, büyüklük, ululuk, debdebe, hasmet.
    SEVKI: (AR) Sevkle ilgili, sevke ait, neseli.
    SEYBAN: (AR) Saçlarina ak düsmüs yasli kimse. Mogol hükümdarlarindan birisi.
    SIMSEK: (TR) Yagmurlu havada, buluttan buluta ya da yere elektrik bosalirken olusan, geçici ve siddetli elektrik akimi. Canli, hizli, coskulu, hareketli kimse.
    SINAS: (FAR) Anlayan, taniyan, bilen.
    SINASI: (FAR) Tanimaya, anlamaya özgü, tanimak, bilmekle ilgili.
    SIRAZ: (FAR) Türk müziginde eski bir makam.
    SIRVAN: (FAR) Iran'da bir kent adi. Aslan barinagi.
    SIRZAT: (AR-FAR) Aslan gibi güçlü, kisilikli kimse.
    SÖLEN: (TR) En üst idareci tarafindan bütün halka verilen,yemek, ziyafet.
    SÜKRAN: (AR) Iyilik bilme, gönül borcu, minnettarlik.
    SÜKRÜ: (AR) Sükretme, minnettarlikla ilgili.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • T - BAYAN


    TAÇNUR: (AR) Isiktan, nurdan taç.
    TAHIRE: (AR) Temiz, pak. Türk musikisinde basit bir makam.
    TAIBE: (AR) Tövbe eden. Günahlarindan dolayi pismanlik duyup Allah'tan af dileyen.
    TAIFE: (AR) Bölük, takim, güruh, firka. Kavim, kabile. Tayfa.
    TALIA: (AR) Tulu eden, öncü. Talih, sans, kismet.
    TALIBE: (AR) Talep eden arayan, isteyen; istekli. Alici müsteri. Talebe, ögrenci.
    TALIHA: (AR) Sans, talih, kader.
    TALIYE: (AR) Sonradan gelen, bir seyin arkasi sira giden. Ikinci derecede olan.
    TALU: (TR) Seçkin, seçilmis, güzel. Iki kürek kemigi arasi.
    TAMAY: (TR) Dolunay, ayin ondördü.
    TAN: (TR) Günes dogmadan önceki alacakaranlik, safak vakti.
    TANAY: (TR) Safak ve ay.
    TANEGÜL: (TR) Biricik gül.
    TANSEL: (TR) Tan sel.
    TANSELI: (TR) Tan seli.
    TANSU: (TR) Safagin aydinlattigi su.
    TANYEL: (TR) Safak vakti esen rüzgar.
    TANYELI: (TR) Tan vakti esen yel.
    TANYERI: (TR) Günes dogmak üzereyken, ufukta hafifçe aydinlanan yer.
    TARA: (FAR) Yildiz, necim.
    TAYYIBE: (AR) Iyi, hos, güzel ala. Helal, çok temiz.
    TAZE: (FAR) Körpe, genç.
    TAZEGÜL: (FAR) Yeni açan gül.
    TAZIME: (AR) Ululama, büyük sayma. Saygi gösterme, ikram etme.
    TEBESSÜM: (AR) Gülümseme.
    TEDÜ: (TR) Bilge, zeki, anlayisli kimse.
    TEKGÜL: (TR) Gül ailesi içinde benzeri olmayan güzellikte. Yalniz gül.
    TELMIYE: (AR) Parildatma, renk renk yapma. Dizeleri baska baska dillerde , manzume yapma.
    TELVIN: (AR) Renk verme, boyama.
    TENZILE: (AR) Indirme, asagi düsürme.
    TENNUR: Teni nurlu, aydinlik olan
    TERCAN: (TR) Genç, taze, delikanli. Kirmizi bugday.
    TEREN: (FAR) Nesteren denen gül.
    TESLIYE: (AR) Teselli verme, avutma.
    TESNIM: (AR) Cennet suyu, cennetteki irmaklardan birinin adi.
    TESRIYE: (AR) Sikintiyi, gami, kederi yok etme.
    TESRIFE: (AR) Sereflendirme, onurlandirma.
    TEVFIKA: (AR) Uydurma, uygun düsürme. Basariya ulastirma. Allah'in yardimina kavusma.
    TEZCAN: (TR) - Telasli, heyecanli, beklemeye dayanamayan, sabirsiz.
    TEZEHHÜR: (AR) Çiçeklenme.
    TEZER: Çabuk ve erken
    TICAN: (AR) Taçlar.
    TIJEN : TIGEN : Diken, göze, gönüle bativeren / Kiliç kullanan
    TOMRIS: (YUN) Tarihte, Pers krali II. Keyhüsrev'le savasmis olan Massagetlerin ünlü kraliçesi. Demir.
    TOMURCUK: (TR) Bitkinin üzerinde bulunan, çiçek ya da yaprak verecek olan filiz.
    TONAY*) Ay gibi parlak, isikli giysi.
    TÖRE: (TR) Egitim, görgü, gelenek. Soyluluk, asalet. Eksiksiz, mükemmel.
    TRAJE: (FAR) Gökkusagi.
    TUBA: (AR) Kökü yukarida, dallan asagida cennet agaci. En güzel, en iyi, hos.Baht, mutluluk, müjde.
    TULÜ: (AR) Dogma, dogus.
    TULÜN: (TR) Dolun.
    TUNA: (TR) Çok bol. Yavru. Görkemli, gösterisli. Karaormanlardan dogan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nin Volga'dan sonra en uzun irmagi.
    TÜRKAN: (TR) Koruyucu, muhafiz.
    TUGÇE (TR) Küçük tug. (TUG: (TR) Eskiden pasalara verilen at kilindan yapilmis sorguç.)
    TURRE: (AR) Alin saçi, kivircik, saç lülesi.
    TUTAM: Bir desteden daha az, parmak uçlariyla alinabilen. Tutmaktan tutam
    TUTI: (FAR) Papagan türünden bir kus. Konusmayi seven, konuskan.
    TUTKU: (TR) Güçlü istek ve cosku.
    TUTKUN: (TR) Bir sey ya da birine düskün bagli. Bol, verimli. Esir, tutsak.
    TÜLAY: (TR) Incelikle, düsle ilgili.
    TÜLIN: (TR) Ayin çevresinde olusan dairesel hale. Ayna.
    TÜMAY: (TR) Dolunay.
    TÜNAY / TUNAY: Mehtap, ay isigi, gece görülen aydinlik
    TÜRKÂN: (TR) Saltanat ve idarede yönetime etki eden prenses.
    TÜZENUR: (TR-AR) Tüze nur. Isigin adaleti ya da Adaletli isik, nur.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • T - ERKEK


    TACAL: (TR) Üstün ol, taçlan.
    TACEDDIN / TACETTIN : (AR) Dinin taci.
    TACI: (AR) Taçla ilgili.
    TACIK: (FAR) Iran ve Türkistan'da yasayan Iran asilli, Farsça konusan halktan olan kimse.
    TACIM: (AR) Noktalama, noktalatma.
    TACIR: (AR) Ticareti meslek edinmis olan
    TAÇKIN: (TR) Gurur.
    TAHA: (AR) Kurani Kerim'in 20. suresi. Hz. Ömer'e müslüman olmadan önce okunan ilk sure. Hz. Ömer bu sureden etkilenmis ve müslüman olmustur.
    TAHIR: (AR) Temiz, pak. Türk musikisinde basit bir makam.
    TAHSIN: (AR) Güzel bulma, begenme. Aferin deme alkislama.
    TAIB / TAIP: (AR) Tövbe eden. Günahlarindan dolayi pismanlik duyup Allah'tan af dileyen.
    TAIF: (AR) Tavaf eden. Dönen, dolasan.
    TAKI: (AR) Günahtan haramdan kaçinan, dinine bagli.
    TALAT: (AR) Yüz, çehre. Yüz güzelligi.
    TALAY: (TR) Deniz, büyük nehir, taloy. Çok fazla.
    TALAYER: (TR) Deniz eri, denizci.
    TALAYHAN: (TR) Denizlerin hakani, hükümdari.
    TALAYKAN: (TR) Denizci kani tasiyan.
    TALAYKUT: (TR) Kutsal deniz.
    TALAYMAN: (TR) Deniz adami, denizci.
    TALAS / TALAZ : (TR) Kasirga, firtina.
    TALHA: (AR) Zamk agaci.
    TALIB / TALIP : (AR) Talep eden arayan, isteyen; istekli. Alici müsteri. Talebe, ögrenci.
    TALIK: (AR) Güleryüzlü. Düzgün söz söyleyen.
    TALU: (TR) Seçkin, seçilmis, güzel. Iki kürek kemigi arasi.
    TALUY: (TR) Deniz, okyanus, talay.
    TALUT: (IBR) Bakara suresinde Israilogullari hükümdarligina Allah tarafindan tayin edilen ve az bir askerle Calut'un ordularini yok eden komutan.
    TAMAY: (TR) Dolunay, ayin ondördü.
    TAMER: (TR) Nitelikli, saygin kisi.
    TAMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli kimse.
    TAMERKIN: (TR) (bkz. Tamerk).
    TAMKOÇ: (TR) Koç gibi güçlü.
    TAMKUT: (TR) Çok mutlu, talihli kimse.
    TAN: (Tür.) Günes dogmadan önceki alacakaranlik, safak vakti.
    TANAÇAN: (TR) Sabah alacakaranlik.
    TANAK: (TR) Garip, tuhaf, sasirtici.
    TANALP: (TR) Aydin, bilge yigit.
    TANALTAN: (TR) Tan - altan.
    TANALTAY: (TR) Tan - altay.
    TANAY: (TR) Safak ve ay.
    TANAYDIN: (TR) Aydinlik safak.
    TA***Y: (TR) Tan - bay.
    TANBEK: (TR) Aydin bey.
    TANBERK: (TR) Safak çizgisi. Parlayan simsek.
    TANBEY: (TR) Safak gibi aydinlik kimse.
    TANBOLAT: (TR) Tan renginde çelik.
    TANCAN: (TR) Önü aydinlik kimse.
    TANDAN: (TR) Tan vaktinde dogan.
    TANDOGAN: (TR) Agaran safak.
    TANDOGDU: (TR) Tan vakti dogan kimseye verilen isim.
    TANDORUK: (TR) Doruklarin ilk isiklarla aydinlanmasi.
    TANER: (TR) (bkz. Tan).
    TANFER: (TR-FAR) Tan vaktinin yan aydinligi.
    TANGÜN: (TR) Safakla baslayan aydinlik gün.
    TANIN: (TR) Herkesçe adin duyulsun, ünlen.
    TANIR: (TR) Animsar, bilir. Bilip ayiran, seçen.
    TANIRCAN: (TR) Cana yakin. Çabuk tanisip yaklasan.
    TANIRER: (TR) (bkz. Tanir-can).
    TANJU: (TR) Türk hükümdarlarina Çinliler tarafindan verilen unvan.
    TANKAN: (TR) Safak gibi aydinlik, temiz soydan gelen.
    TANKOÇ: (TR) Tan koç.
    TANKUT: (TR) Kutlu, ugurlu sabah.
    TANÖREN: (TR) Safakta çalisan.
    TANPINAR: (TR) Tan pinar.
    TANSAN: (TR) Tan gibi aydinlik, temiz adi olan. .
    TANSIK: (TR) Sasirtici, olaganüstü olay, mucize. Özlem, hasret. Degerli, kiymetli.
    TANSOY: (TR) Safak gibi aydinlik soyu olan
    TANSU: (TR) Safagin aydinlattigi su.
    TANUGUR: (TR) Ugurlu, mübarek sabah vakti.
    TANVER: (TR) Safak gibi isik saç, aydinlat.
    TANYEL: (TR) Safak vakti esen rüzgar.
    TANYERI: (TR) Günes dogmak üzereyken, ufukta hafifçe aydinlanan yer.
    TANYILDIZ: (TR) Çoban yildizi.
    TANYOL: (TR) Safak yolu, aydinlik yol.
    TANYOLAÇ: (TR) Aydinliga götüren, yol açan.
    TANZER: (TR) Altin renginde tanyeri.
    TAPGAÇ: (TR) Ünlü. Aziz.
    TAPIK: (TR) Saygi, hürmet. Ikram, hizmet.
    TARA: (FAR) Yildiz, necim.
    TARAB: (AR) Sevinç, senlik.
    TARAN: (TR) Genis alan. In. Kus ya da balik kümeleri.
    TARANCI: (TR) Rençber, çiftçi.
    TARDU: (TR) Armagan, hediye.
    TARHAN: (TR) Oguzlarda demirci ve zanaatçi ustalari. Büyük toprak sahipleri, büyük tüccarlar. Han ve komutan unvani.
    TARHUN: (AR) Hekimlikte kullanilan itirli bir bitki.
    TARIK: (AR) Sabah yildizi, zühre, venüs, yol.
    TARKAN: (TR) Türklerin kullandigi, vekil, vezir, bey gibi unvan. Ayricalikli, saygin kisi.
    TASAN: (TR) Coskulu, taskin.
    TASBOGA: (TR) Tas gibi sert, boga gibi güçlü kimse.
    TASCAN: (TR) Tas gibi saglam kimse.
    TASDEMIR: (TR) Tas ve demir gibi güçlü, saglikli.
    TASEL: (TR) Saglam güçlü el.
    TASER: (TR) Saglam güçlü kimse.
    TASGAN: (TR) Pinar, kaynak.
    TASKAN: (TR) Saglam, güçlü soydan gelen.
    TASKIN: (TR) Tasmis halde bulunan. Coskun. Asiri.
    TASKINAY: (TR) (bkz. Taskin).
    TASKINER: (TR) Coskulu, coskun kimse.
    TASTEKIN: (TR) Emin, güvenilir, saglam kisi.
    TATAR: (TR) Bir Türk kavmi. Posta sürücüsü. Gül zambak gibi çiçeklerin açilmamis goncalari.
    TATU: (TR) Baris, sulh.
    TAVGAÇ: (TR) Çekicilik, cazibe.
    TAVIL: (AR) Uzun. Çok süren. Aruzda bir ölçek.
    TAYBARS: (TR) Pars gibi güçlü tay (çocuk).
    TAYCAN: (TR) Genç ve güçlü kimse.
    TAYFUN: (TR) Büyük okyanus ve Çin Denizi'nde görülen siddetli firtina.
    TAYFUR: (AR) Küçük bir kus türü.
    TAYGAR: (AR) Uçan uçucu. Gaza dönüsen.
    TAYGUN: (TR) Çocuk, torun.
    TAYGUNER: (TR) Erkek torun
    TAYI: (AR) Bir isi kendi istegiyle yapan.
    TAYKARA: (TR) Esmer, karayagiz çocuk.
    TAYKOÇ: (TR) Tay - koç.
    TAYKURT: (TR) Tay - kurt.
    TAYKUT: (TR) Kutlu ugurlu çocuk.
    TAYLAK: (TR) Yeni dogmus at yavrusu. Biniye gelmis iki yasinda at yavrusu. Deve yavrusu. Yaramaz çocuk.
    TAYLAN: (TR) Ince, kibar, güzel, boylu boslu kimse. Çok yagmur yagdigi halde islenebilir toprak.
    TAYMAN: (TR) Genç, taze, toy kimse.
    TAYMAZ: (TR) Düsmeyen, kaymayan, dengeli kimse.
    TAYUK: (TR) Ince, kibar genç.
    TAYYIB / TAYYIP: (AR) Iyi, hos, güzel ala. Helal, çok temiz.
    TEBER: (FAR) Küçük balta. Dervislerin kullandiklari uzun sapli küçük balta.
    TECEN: (TR) Magrur, gururlu.
    TECER: (TR) Becerikli. Iç Anadolu'da siradag.
    TECIK: (TR) Tutumlu, idareli tasarruflu.
    TECIMEN: (TR) Ticaret adami, tüccar. Tutumlu, idareli.
    TECIMER: (TR) Tüccar.
    TECMIL: (AR) Süs, tezyin.
    TEDÜ: (TR) Bilge, zeki, anlayisli kimse.
    TEFHIM: (AR) Anlatma, bildirme.
    TEKALP: (TR) Essiz, benzersiz yigit.
    TEKAY: (TR) Essiz ay.
    TEKCAN: (TR) Çok degerli, essiz kimse.
    TEKDOGAN: (TR) Essiz, benzersiz dogmus olan.
    TEKECAN: (TR) Mert, sözünde duran. Özü saglam kimse. Çayirlarda biten bir bitki.
    TEKIN: (TR) Bos, issiz. Sakin, rahat, uslu. Içinde kötülük bulunmayan. Tek, essiz. Uyanik, tetikte. Sehzade, prens. Ugurlu.
    TEKINALP: (TR) Tek ve essiz yigit.
    TEKINAY: (TR) Biricik ve hayirli ay.
    TEKINDAG: (TR) Ugurlu dag.
    TEKINEL: (TR) Hayirli el.
    TEKINER: (TR) Tek, essiz ve hayirli kimse.
    TEKINSOY: (TR) Iyi soydan gelen kimse.
    TEKMIL: (AR) Kemale erdirme. Bitirme, bitirilme, tamamlanma, tamamlama. Tam, eksiksizce, bütün, hep.
    TEKRIM: (AR) Ululama, saygi gösterme.
    TEKSEN: (TR) Sen teksin, essizsin anlaminda.
    TEKSOY: (TR) Essiz bir soydan gelen.
    TEMCIT: (AR) Ululama, agirlama. Sabah ezanindan sonra okunan, Allah'in ululugunu anlatan dua.
    TEMEL: (YUN) Yapilardan toprak içinde kalan ve yapiya dayanak teskil eden duvar ve taban kisimlari, koyuk. Bu kisimlarin yapilmasi için açilan çukur. Asil, esas. Dayanak. Belli, basli en önemli.
    TEMIRCAN: (TR) Demir gibi saglam kimse.
    TEMIRHAN: (TR) Demir gibi saglam güçlü hükümdar. Timur han.
    TEMIRKUT: (TR) Demir gibi güçlü ve ugurlu.
    TEMIZALP: (TR) Iyi ahlakli kimse. Temiz yapili ve yigit.
    TEMIZCAN: (TR) Içi temiz olan kimse.
    TEMIZEL: (TR) Dürüst kimse.
    TEMIZER: (TR) Dürüst kimse.
    TEMIZHAN: (TR) Iyi vasifli lider.
    TEMIZKAL: (TR) Her zaman dogru ve dürüst kal.
    TEMIZKAN: (TR) Temiz soydan gelen.
    TEMIZÖZ: (TR) Özü temiz, dürüst olan.
    TEMIZSAN: (TR) Dogrulugu ve dürüstlügüyle taninan kimse.
    TEMIZSOY: (TR) Temiz ve dürüst soydan gelen.
    TEMREN: (TR) Ok, kargi gibi delici silahlarin ucundaki sivri demir.
    TEMÜR: (TR) Demir.
    TENDÜ: (Mogolca) Yigit, cesur.
    TENGIZ: (TR) Deniz.
    TENGIZALP: (TR) Denizci yigit.
    TEOMAN: (TR) Hun imparatoru Mete'nin babasi.
    TERCAN: (TR) Genç, taze, delikanli. Kirmizi bugday.
    TERIM: (TR) Bilim ve sanat kavramlarindan birini anlatan sözcük.
    TETIKER: (Tür.) Uyanik, çevik, becerikli kimse.
    TEVFIK: (AR) Uydurma, uygun düsürme. Basariya ulastirma. Allah'in yardimina kavusma.
    TEZAL: (TR) Çabuk ol.
    TEZALP: (TR) Çabuk, hizli yigit.
    TEZAY: (TR) (bkz. Tezal).
    TEZCAN: (TR) Telasli, heyecanli, beklemeye dayanamayan, sabirsiz.
    TEZEL: (TR) Çabuk is gören, becerikli.
    TEZER: (TR) Çabuk hizli, çevik kimse.
    TEZEREN: (TR) Çabuk ulasan, erisen.
    TEZKAN: (TR) Kani kaynayan, heyecanli kimse.
    TEZVEREN: (TR) Duyarli, reaksiyoner.
    TINAL: (TR) Soluk al, yasamini sürdür.
    TINAZ: (TR) Ot ya da saman yigini.
    TIBET: (TR) Çin'in batisinda bagimsiz bir bölge.
    TIGIN: (TR) (bkz. Tekin).
    TIMUR: (TR) Demir. Türk- Mogol imparatoru.
    TIMURCAN: (TR) Demir gibi saglam ve güçlü.
    TIMURHAN: (TR) (bkz. Timur).
    TIMURKAN: (TR) Demir gibi güçlü soydan gelen.
    TIMURÖZ: (TR) Özü demir gibi güçlü ve saglam olan.
    TIMURTAS: (TR) Demir ve tas gibi güçlü ve sert olan.
    TITIZ: (TR) Çok dikkatli ve özenli davranan. Prensiplerine düskün. Huysuz, öfkeli.
    TOGAN: (TR) Dogan, sahin.
    TOGAY: (TR) Fundalik.
    TOKALP: (TR) Doymus aç olmayan kimse. Kalin ve gür sese sahip. Kibirli.
    TOKCAN: (TR) Gönlü tok olan.
    TOKDEMIR: (TR) Saglam demir.
    TOKER: (TR) Tok er.
    TOKGÖZ: (TR) Aç gözlü olmayan.
    TOKHAN: (TR) Tok han.
    TOKKAN: (TR) Cömert soylu.
    TOKÖZ: (TR) Cömert ve kerem sahibi.
    TOKTAHAN: (TR) Yerlesik yasayan han.
    TOKTAMIS: (TR) Bir yere yerlesmis, oturmus (kimse). Dinmis, sakinlesmis.
    TOKTAS: (TR) Tok tas.
    TOKTIMUR: (TR) Tok timur.
    TOKTUG: (TR) Tok tug.
    TOKUR: (TR) Eski Türk erkek adlarindan.
    TOKUS: (TR) Savas.
    TOKUSHAN: (TR) Savasçi lider, hakan.
    TOKUZ: (TR) Dokuz. Kalin ve sik dokunmus kumas.
    TOKUZER: (TR) Dokuz er. Dayanismaci, tutkun yigit.
    TOKUZTUG: (TR) Dokuz tug.
    TOKYAY: (TR) Tok yay.
    TOKYÜREK: (TR) Yürekli, cesur.
    TOKYÜZ: (TR) Tok yüz.
    TOLA: (TR) Dolu, bos olmayan. Keyif, nese. Güçlü korkusuz.
    TOLAY: (TR) Topluluk, cemiyet.
    TOLGA: (TR) Demir harp basligi. Savasçilarin baslarina giydikleri demir baslik. Migfer.
    TOLGAHAN: (TR) Güçlü ve çevreli lider, han.
    TOLGAN: (TR) Dolanma, dolasma.
    TOLGAY: (TR) Çevre, dolay.
    TOLGUNAY: (TR) Dolunay.
    TOLUN: (TR) Dolun, bedir, ayin ondördü.
    TOLUNAY: (TR) Ayin ondördü, mehtap, dolunay.
    TOLU***Y: (TR) Birikimli, kisiligi gelismis.
    TONAY*) Ay gibi parlak, isikli giysi.
    TONGAL: (TR) Zengin kimse. Yasli erkek.
    TONGAR: (TR) Büyük, güçlü. Yasli.
    TONGUÇ: (TR) En büyük çocuk. Bir tür kus, baykus.
    TOPAY: (TR) Dolunay.
    TOPÇAM: (TR) Top çam.
    TOPÇAY: (TR) Topçay.
    TOPDEMIR: (TR) Top demir.
    TOPEL: (TR) Top el.
    TOPER: (TR) Top er.
    TOPRAK: (TR) Yerkabugunun canlilara yasama ortami saglayan yüzey bölümü. Ülke, memleket. Islenmis arazi.
    TOPUZ: (TR) Bir ucu top gibi olan silah. Kisa boylu kimse. Balyoz.
    TOR: (TR) Toy, deneyimsiz. Ürkek, çekingen, utangaç. Magrur, gururlu. Fidan. Toksöz.
    TORALP: (TR) Gururlu, yigit.
    TORAMAN: (TR) Güçlü kuvvetli.
    TORAN: (TR) Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. Yigit, kahraman.
    TORCAN: (TR) Çekingen, utangaç.
    TORGAY: (TR) Serçe, tarla kusu.
    TORHAN: (TR) Gururlu hükümdar.
    TORKAL: (TR) Hep utangaç ve çekingen ol.
    TORKAN: (TR) Gururlu ve tok sözlü soydan gelen.
    TORLAK: (TR) Güzel, genç, yakisikli. Iyi gelismis agaç fidani.
    TORUMTAY: (TR) Yirtici bir kus türü.
    TOTUK: (TR) Eski Türkler'de askeri vali.
    TOYBOGA: (TR) Genç boga.
    TOYCAN: (TR) Çok genç ve tecrübesiz.
    TOYDEMIR: (TR) Toy - demir.
    TOYDENIZ: (TR) Toy - deniz.
    TOYGAR: (TR) Tarla kusu, turgay.
    TOYGUN: (TR) Genç, delikanli. Çakirdogan.
    TOYKA: (TR) Büyük, kalin sopa.
    TOZAN: (TR) Ince toz tanesi. Tozu çok olan yer. Kar firtinasi.
    TOZUN: (TR) Soylu, asil.
    TÖKEL: (TR) Çok.
    TÖRE: (TR) Egitim, görgü, gelenek. Soyluluk, asalet. Eksiksiz, mükemmel. Geline verilen armagan.
    TÖREGÜN: (TR) Geleneksel, gelenege uygun, gündemde.
    TÖREHAN: (TR) Görgülü er.
    TÖREL: (TR) Töreye uygun olan, töre ile ilgili.
    TORUM: (TR) Yaratilis.
    TÖZ: (TR) Kök, asil, cevher.
    TÖZÜM: (TR) Sabirli, alçak gönüllü.
    TUFAN: (AR) Hz. Nuh zamaninda Allah'in kötülüge sapmis insanlari cezalandirmak için gönderdigi bütün dünyayi su ile kaplayan yagmur. Siddetli yagmur ve sel.
    TUGAY: (TR) Iki alaydan olusan askeri birlik, liva.
    TUG: (TR) Eskiden pasalara verilen at kilindan yapilmis sorguç.
    TUGAL: (TR) Sancaktar. Tug tasiyan.
    TUGALP: (TR) Milli lider.
    TUGALTAN: (TR) Tug - altan.
    TUGALTAY: (TR) Altay'a özgü, Altay simgesi.
    TUGBAY: (TR) Eskiden tugay komutanligi yapan albay.
    TUGCU: (TR) At kilindan yapilmis tuglari tasiyan kimse.
    TUGKAN: (TR) Tug kan.
    TUGKUN: (TR) Izinsiz yanina varilmayan varlikli, saygin.
    TUGLU: (TR) Bayrakli, sancakli. Simarik.
    TUGRA: (TR) Osmanli padisahlarinin imza yerine kullandiklari özel biçimi olan simge. Mühür.
    TUGRUL: (TR) Ak dogan, çakirdogan, yirtici kuslardan bir kus.
    TUGSAN: (TR) Tug san.
    TUGSAV: (TR) Tug sav.
    TUGSAVAN: (TR) Tug savan.
    TUGSAVAS: (TR) Tug savas.
    TUGSEL: (TR) Tug sel.
    TUGSER: (TR) Bastug.
    TUGTASI: (TR) Tug tas.
    TUGTEKIN: (TR) Biricik, ugurlu tug.
    TUGYAN: (AR) Cosma, tasma. Isyan.
    TULÜ: (AR) Dogma, dogus.
    TULÜN: (TR) Dolun.
    TUNA: (TR) Çok bol. Yavru. Görkemli, gösterisli. Karaormanlardan dogan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nin Volga'dan sonra en uzun irmagi.
    TUNCA: (TR) Balkan Yarimadasi'nda Meriç irmaginin kolu.
    TUNCAL: (TR) Al renginde tunç.
    TUNCALP: (TR) Tunç gibi güçlü, kuvvetli yigit.
    TUNCAY: (TR) Tunç renginde ay.
    TUNCEL: (TR) Tunç gibi güçlü el.
    TUNCER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse.
    TUNÇ: (TR) Bakir, çinko, kalay karisimi.
    TUNÇAL: (TR) Tunç al.
    TUNÇALP: (TR) Güçlü yigit.
    TUNÇARAL: (TR) Tunç aral.
    TUNÇASLAN: (TR) Tunçaslan.
    TUNCAY: (TR) Tunç ay.
    TUNÇBAY: (TR) Tunç bay.
    TUNÇBILEK: (TR) Tunç bilek.
    UNÇBOGA: (TR) Tunç gibi saglam, boga kadar güçlü.
    TUNÇBÖRÜ: (TR) Tunç gibi saglam, kurt kadar güçlü.
    TUNÇÇAG: (TR) Tunç dönemi.
    TUNÇDAG: (TR) Tunçtan olusan, dag gibi güçlü.
    TUNÇEL: (TR) Tunç gibi güçlü el.
    TUNÇER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse.
    TUNÇHAN: (TR) Tunç han.
    TUNÇKAN: (TR) Güçlü soydan gelen. Tunç kanindan.
    TUNÇKAYA: (TR) Tunç kaya.
    TUNÇKILIÇ: (TR) Tunç kiliç.
    TUNÇKOL: (TR) Güçlü kuvvetli kimse.
    TUNÇKURT: (TR) Tunç kurt.
    TUNÇÖVEN: (TR) Tunç öven.
    TUNÇSOY: (TR) Kökü güçlü soydan gelen kimse.
    TUNÇTÜRK: (TR) Saglam ve güçlü Türk.
    TUR: (AR) Dag. Delikanli genç. Gelir, kazanç, verim. Devir, dolasma.
    TURA: (TR) Tugra. Kalkan, siper.
    TURAÇ: (TR) Keklik cinsinden eti yenir bir av kusu.
    TURALP: (TR) Genç, delikanli yigit.
    TURAN: (TR) Eski Iranlilara göre Türk ülkesi. Bütün Türkler'in ve Turan kavimlerinin birlesmesiyle meydana gelecek devlet.
    TURATEKIN: (TR) Emin, zararsiz ve koruyucu yigit.
    TURAY: (TR) Tur ay.
    TURBAY: (TR) Tur bay.
    TURCAN: (TR) Genç, delikanli.
    TURGAY: (TR) Boz renkli, küçük ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, torgay. TURGUT: (TR) Konut, oturulacak yer.
    TURHAN: (TR) Soylu ve seçkin kimse. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygin kimse. Turahan.
    TUTKUN: (TR) Bir sey ya da birine düskün bagli. Bol, verimli. Esir, tutsak.
    TUYAN: (TR) Semiz, sisman. Zengin. Kibirli, gururlu.
    TUYGUN: (TR) Genç, güçlü. Çilgin, simarik. Duygulu, hassas.
    TUYUG: (TR) Siir, sarki, türkü.
    TUZ: (TR) Güzellik, sirinlik.
    TUZER: (TR) Sirin delikanli.
    TÜBLEK: (TR) Soylu, asil.
    TÜKEL: (TR) Tam, bütün, mükemmel.
    TÜKELALP: (TR) Kusursuz yigit.
    TÜKELAY: (TR) Dolunay.
    TÜLEK: (TR) Kurnaz, açikgöz, düzenci. Efe. Çok genç, delikanli. Zengin. Saygin kimse. Sakin, gururlu.
    TÜMAY: (TR) Dolunay.
    TÜMBAY: (TR) Tüm bay.
    TÜMCAN: (TR) Tüm - can.
    TÜMEL: (TR) Temel.
    TÜMEN: (TR) On bin. Pek çok. Yigin, küme, sürü.
    TÜME***Y: (TR) Tümen komutani onbin kisilik grubun lideri.
    TÜMER: (TR) Tam erkek, yigit.
    TÜMERDEM: (TR) Çok erdemli.
    TÜMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli.
    TÜMERKAN: (TR) Yigit kandan gelen.
    TÜMERKIN: (TR) Olgun.
    TÜMKAN: (TR) Kanli, canli, saglikli.
    TÜMKURT: (TR) Tüm - kurt.
    TÜMKUT: (TR) Çok talihli, kutlu.
    TÜN: (TR) Gece.
    TÜNAK: (TR) Isikli, mehtapli gece.
    TÜNAL: (TR) Tün - al.
    TÜNAY: (TR) Tün - ay.
    TÜNER: (TR) Tün - er.
    TÜNEY: (TR) Ögle günesi alan yer. Günes battiktan sonraki zaman. Günesli yer.
    TÜRABI: (AR) Toprakla ilgili. Topraktan.
    TÜRE: (TR) Görenek, gelenek, töre. Subay, komutan. Hak ve hukuka uygunluk, adalet.
    TÜREGÜN: (TR) Türe - gün.
    TÜREHAN: (TR) Türe - han.
    TÜREK: (TR) Tepelerin ortasindaki çikinti.
    TÜREL: (TR) Hukuksal, hukukla ilgili.
    TÜRELI: (TR) Güzel.
    TÜREMEN: (TR) Yasa adami, hukukçu.
    TÜREV: (TR) Olusan, ortaya çikan, türeyen.
    TÜRKAY: (TüR) Ay gibi parlak, aydinlik Türk.
    TÜRKCAN: (TR) Sevilen Türk.
    TÜRKDOGAN: (TR) Türk soyuna mensup.
    TÜRKER: (TR) Türk er.
    TÜRKES: (TR) Oguz yazitlarinda adi geçen bir kahramanin adi.
    TÜRKMEN: (TR) Oguzlarin bir kolu. Bu koldan olan. Tam göçebe olmayan fakat mevsiminde yaylaya veya yaziya çikan.
    TÜRKOGLU: (TR) Türk oglu.
    TÜRKOL: (TR) Türk ol.
    TÜRKÖZ: (TR) Özü, asli Türk olan.
    TÜRKSAN: (TR) Adi duyulmus, Türk gibi ünlü.
    TÜRKSEN: (TR) Sen ve mutlu Türk anlaminda.
    TÜRKYILMAZ: (TR) Direnisçi, sebat eden.
    TÜRÜNK: (TR) Çalisan, etkin.
    TÜVÂN: (FAR) Güç, kuvvet.
    TÜVANGER: (FAR) Zengin, mülk sahibi, varsil.
    TÜZEL: (TR) Adalet, hukuk.
    TÜZEMAN: (TR) Adaletli kimse. Yasa adami, hukukçu.
    TÜZMEN: (TR) Dogru, adil, güvenilir kimse.
    TUZUN: (TR) Yumusak huylu, sakin kimse, soylu, asil.
    TÜZÜNALP: (TR) Yumusak basli, sakin, asil yigit.
    TÜZÜNER: (TR) Tüzün er.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • U - Ü - BAYAN


    UGUR: (TR) Iyilik, sans, talih, baht. Firsat, raslanti. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdigine inanilan iyilik kaynagi.
    ULVIYE: (AR) Yüksek, yüce, manevi yapisi ön plana çikabilen.
    UMA: (TR) Hediye, armagan. Konuk, misafir.
    UMAN: (TR) Umudu olan, bekleyen, umutlu.
    UMAR: (TR) Çare, çikar yol.
    UMAY: (TR) Orhun yazitlarinda geçen, çocuklari ve hayvanlari koruduguna inanilan Tanriça. Devlet kusu.
    UMMAN: (AR) Ulu, büyük, engin deniz, okyanus.
    UMRAN: (AR) Bayindirlik, mamurluk. Uygarlik, ilerleme, refah ve mutluluk.
    UMUR: (TR) Görgü, bilgi, deneyim.
    UMUT: (TR) Ummaktan dogan, güven duygusu, ümit.
    USARE: (TR) Özsu.
    ÜÇGÜL: (TR) Yaban yoncasi. Üç+gül.
    ÜFTADE: (FAR) Düsmüs, düskün. Asik.
    ÜKE: (TR) Onur, seref.
    ÜKSÜM: (AR) Çayiri, çimeni çok güzel bahçe.
    ÜLFER: (AR) Büyük su, irmak.
    ÜLFET: (AR) Alisma, kaynasma. Görüsme, konusma. Dostluk, arkadaslik.
    ÜLKE: (TR) Bir devletin egemenligi altinda bulunan yerlerin tümü. Yurt, vatan.
    ÜLKEM: (TR) Yurdum, vatanim.
    ÜLKEN: (TR) Senin yurdun, senin vatanin.
    ÜLKENUR: (TR) Yurdunu aydinlatan isik.
    ÜLKER: (TR) Boga burcunda yedi yildizdan biri.
    ÜLKÜ: (TR) Amaç edinilen, ulasilmak istenilen sey.
    ÜLKÜM (TR.) Amacim, ulasmak istedigim sey.
    ÜLKÜMEN: (TR) Ülküsü olan. bir ülküye bagli olan kimse.
    ÜLKÜSEL: (TR) Ülkü ile ilgili, ülkü niteliginde.
    ÜNSA: (AR) Kadin, kiz, nisa.
    ÜMIT: (FAR) Ummaktan dogan, güven duygusu.
    ÜMMIYE: (AR) Anneye ait, anneyle ilgili.
    ÜMMÜHAN: (AR) Hükümdar anasi.
    ÜMNIYE: (AR) Umut. Istek, arzu. Niyet.
    ÜMRAN: (TR) Bayindirlik, mamurluk. Uygarlik, ilerleme, refah ve mutluluk.
    ÜNAY: (TR) Ay gibi taninmis, ünü parlak, söhretli.
    ÜNSEL: Ünü sel gibi asan
    ÜNSELI: Ünü sellere benzeyen
    ÜNSIYYE: (AR) Alismis, sokulgan. Arkadas, dost.
    ÜNZILE: (AR) Gönderilmis, indirilmis, inzal olunmus.
    ÜRMEGÜL: (TR) Sarmasik.
    ÜRÜN: (TR) Üretilen, yararli sey, topraktan elde edilen. Yapit, eser. Sik orman.Çokluk, bolluk.
    ÜRÜNAY: (TR) Ürün+ay.
    ÜZÜM: (TR) Asmanin taze ya da kuru olarak yenen ve salkim durumunda bulunan meyvesi.

    U - Ü - ERKEK


    UCA: (TR) Yüksek, yüce.
    UCATEKIN: (TR) Yücelikte essiz kimse.
    UÇANAY: (TR) Ay gibi yüksek anlaminda.
    UÇANOK: (TR) Hizli, atak, yigit.
    UÇAR: (TR) Uçan, uçucu.
    UÇARER: (TR) Uçar er.
    UÇBAY: (TR) Sinir beyi.
    UÇBEYI: (TR) Selçuklu ve Osmanlilar'da sinirlardaki askeri güçlerin kumandanlarina verilen ad.
    UÇHAN: (TR) Sinir sehir hani.
    UÇKAN: (TR) Deli dolu, havai, toy.
    UÇKUN: (TR) Kivilcim. Pahali, yüksek. Uçan, çapkin. Becerikli, eli tez.
    UÇMA: (TR) Dagin karlarla örtülmüs dik yamaci.
    UÇMAN: (TR) Uçan uçucu.
    UÇUK: (TR) Uçmus, soluk renk. Çökmüs yer, toprak. Iyi. Sivri dag tepesi.
    UÇUR: (TR) Vakit, an, firsat. Mevsim.
    UFKI: (AR) Ufka ait, ufukla ilgili.
    UFUK: (AR) Düz arazide ya da açik denizde gökle yerin birlesir gibi göründügü yer. Anlayis, kavrayis, görüs, düsünce gücü. Çevre, dolay.
    UGAN: (TR) Yüce, yüksek, güçlü.
    UGRAS: (TR) Güçlük ve kötülükle ugrasma, mücadele.
    UGUR: (TR) Iyilik, sans, talih, baht. Firsat, tesadüf. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdigine inanilan iyilik kaynagi.
    UGURAL: (TR) Ugur + al.
    UGURALP: (TR) Hayirli yigit.
    UGURATA: (TR) Hayirli ata.
    UGURAY: (TR) Ugurlu ay.
    UGURCAN: (TR) Iyilikçi ve candan.
    UGUREL: (TR) Eli ugurlu olan.
    UGURHAN: (TR) Hayirli lider.
    UGURLU: (TR) Ugurlu olan, iyilik getirdigine inanilan, kutsal kutlu.
    UGURLUBAY: (TR) Ugurlu -bay.
    UGURLUBEY: (TR) Ugurlu -bey.
    UGURSAL: (TR) Ugurla ilgili, ugurlu.
    UGURSAN: (TR) Uguruyla taninmis olan.
    UGURSAY: (TR) Ugur say.
    UGURSEL: (TR) Ugur sel.
    UGURSOY: (TR) Ugurlu soydan gelen.
    UGURTAN: (TR) Ugur tan.
    UGURTAY: (TR) Ugurlu genç.
    UGUS: (TR) Anlayis, zeka, bekleyis. Benzeyis. Soy, kabile, soysop.
    UGUZ: (TR) Kutsal, mübarek. Saf, temiz.
    ULA: (AR) Birinci. San ve seref sahibi kimse
    ULAÇ: (TR) Baglayan, baglayici. Sinir.
    ULAÇHAN: (TR) Sinir hani.
    ULAG: (TR) Ulak.
    ULAS: (TR) Amacina eris, istegine kavus.
    ULU: (TR) Erdemleri bakimindan çok büyük, yüce. Zengin, saygin.
    ULUALP: (TR) Çok erdemli, yüce yigit.
    ULUANT: (TR) Kutsal, büyük yemin.
    ULUBAS: (TR) Yüce, saygin kimse.
    ULUBAY: (TR) Yüce, saygin, erdemli kisi.
    ULUBEK: (TR) Sayginligi olan bey.
    ULUBERK: (TR) Saygin kisilikli yigit..
    ULUCAN: (TR) Erdemli, saygin, yüce kisi.
    ULUÇ: (TR) Selçuklular döneminde Türk beylerine verilen unvan.
    ULUÇAG: (TR) Hayirli, ugurlu dönem.
    ULUÇAM: (TR) Ulu - çam.
    ULUÇKAN: (TR) Uluç - kan.
    ULUDAG: (TR) Çok büyük, yüce dag.
    ULUDOGAN: (TR) Dogustan yüce, ugurlu kimse.
    ULUER: (TR) Saygin, ugurlu, yüce kimse.
    ULUERKAN: (TR) Saygin, yüce, soylu kimse.
    ULUG: (TR) Ulu, büyük, saygin.
    ULUHAN: (TR) Büyük, saygin hükümdar.
    ULUKAAN: (TR) Büyük, saygin hükümdar.
    ULUKAN: (TR) Soylu yüce kandan gelen.
    ULUKUT: (TR) Çok ugurlu, kutlu kimse.
    ULUM: (TR) Ululuk, hasmet, büyük gösteris.
    ULUMAN: (TR) Ulu, yüksek, saygin kimse.
    ULUMERIÇ: (TR) Ulu meriç.
    ULUN: (TR) Büyük, ulu. Temrensiz ok. Bugday, arpa kökü.
    ULUNAY: (TR) Büyük, ulu ay.
    ULUÖZ: (TR) Özü yüce, saygin kimse.
    ULUS: (TR) Millet, halk, insan toplulugu.
    ULUSAN: (TR) Adi yüce taninmis kimse.
    ULUSOY: (TR) Ulu, yüce, soylu.
    ULUSU: (TR) Yüce, kutlu su.
    ULUSAHIN: (TR) Ulu sahin.
    ULUSAN: (TR) Yüce sanli kimse.
    ULUTAN: (TR) Ulu tan.
    ULUTAS: (TR) Ulu tas.
    ULUTAY: (TR) Ulu tay.
    ULUTEKIN: (TR) Yüksek sahsiyetli ve sakin kisilikli.
    ULVI: (AR) Yüksek, yüce, manevi yapisi ön plana çikabilen.
    UMA: (TR) Hediye, armagan. Konuk, misafir.
    UMAN: (TR) Umudu olan, bekleyen, umutlu.
    UMAR: (TR) Çare, çikar yol.
    UMMAN: (AR) Ulu, büyük, engin deniz, okyanus.
    UMRAN: (AR) Bayindirlik, ma murluk. Uygarlik, ilerleme, refah ve mutluluk.
    UMUR: (TR) Görgü, bilgi, deneyim.
    UMURAL: (TR) Görgü, bilgi, deneyim kazan.
    UMURALP: (TR) Görgülü, bilgili, yigit.
    UMURBAY: (TR) Görgülü, bilgili, saygin kisi.
    UMURBEY: (TR) Görgülü, bilgili, kisi.
    UMUT: (TR) Ummaktan dogan, güven duygusu, ümit.
    UNAN: (TR) Sadakat, baglilik. Hak.
    UNAT: (TR) Dogru yolu tutan. Akilli. Ergin.
    UNGAN: (TR) Onmus kisi, mutlu. Yürekli, yigit kisi.
    UNSUR: (AR) Öge, ilke, eleman.
    URAL: (TR) Hazar denizine dökülen, irmak ve siradag.
    URALP: (TR) Kentli yigit.
    URALTAN: (TR) Ur - altan.
    URALTAY: (TR) Ur - altay.
    URAM: (TR) Büyük, genis yol.
    URAN: (TR) Yetenekli, usta, becerikli.
    URANDU: (TR) Seçkin, seçilmis. Hayirli.
    URANGU: (TR) Savasçi, savaskan.
    URAZ: (TR) Sans, talih.
    URAZA: (AR) Hediye, armagan. Konuga çikarilan yiyecek.
    URGUN: (TR) Vurulan, vurulmus. Vurgun, asik. Gizli.
    URHAN: (TR) Yüksek rütbeli han.
    URKAN: (TR) Kale hendegi. Sehir, kent. Yüksek ve korunakli yer.
    URLUK: (TR) Aile, soy sop. Tohum.
    URUÇ: (AR) Yukari çikma, yükselme, agma.
    URUK: (TR) Tane, tohum. Nesil, kusak, soy.
    URUZ: (TR) Hedef, amaç, gaye.
    USAL: (TR) Gamsiz, kedersiz, keyfine düskün. Önemsiz.
    USALAN: (TR) Akil alan, akilli.
    USALP: (TR) Akilli yigit.
    USBAY: (TR) Akilli, saygin kisi.
    USBERK: (TR) Simsek gibi parlak akilli kimse.
    USBEY: (TR) Akilli kisi.
    USER: (TR) Akilli kisi.
    USHAN: (TR) Akilli hükümdar.
    USKAN: (TR) Akilli soydan gelen.
    USLU: (TR) Akilli, zeki, uysal, sakin kimse.
    USLUER: (TR) Akilli, olgun kisi.
    USMAN: (TR) Akilli, zeki kimse.
    USUM: (TR) Akilli.
    USUN: (TR) Hüzün.
    UTKAN: (TR) Zafer kazanmis, muzaffer. Serefli, onurlu soydan gelen.
    UTKU: (TR) Birçok emek ve tehlikelerden sonra ulasilan, mutlu sonuç, zafer.
    UTMAN: (TRR) Serefli, edepli, terbiyeli kimse.
    UYAR: (TR) Uygun yerinde. Boyun egen, uysal, nazik kimse.
    UYARALP: (TR) Uysal, nazik yigit.
    UYAREL: (TR) Uyar el.
    UYGAN: (TR) Uyumlu, uyan.
    UYGAR: (TR) Kültürlü, egilimli, görgülü, medeni.
    UYGU: (TR) Uyum, uygunluk.
    UYGUN: (TR) Yakisir, yarasir, elverisli, yararli. Oranli.
    UYGUNEL: (TR) Uygun el.
    UYGUNER: (TR) Uygun uyumlu, olumlu.
    UYGUR: (TR) Orta Asya'da büyük devlet ve uygarlik kurmus, yazili anitlarla sanat yapitlari birakmis olan bir Türk ulusu. Uygar, medeni.
    UYGURALP: (TR) Uygar yigit. Uygur'a mensup kisi.
    UYSAL: (TR) Yumusak basli, uyumlu, boyun egen. Terbiyeli.
    UYUN: (AR) Gözler. Pinarlar, kaynaklar.
    UZ: (TR) Iyi, güzel. Uygun, dogru. Usta. Temiz, dikkatli. Becerikli, akilli, anlayisli. Yakin, içten.
    UZALP: (TR) Iyi, temiz, akilli, anlayisli yigit.
    UZAY: (TR) Bütün varliklarin içinde bulundugu sonsuz bosluk.
    UZBAY: (TR) Iyi, becerikli, temiz, akilli ve saygin kisi.
    UZCAN: (TR) Uysal, uyumlu, iyi insan.
    UZEL: (TR) Usta, becerikli kisi.
    UZER: (TR) Becerikli, akilli kisi.
    UZGÖREN: (TR) Gerçegi önceden görebilen.
    UZHAN: (TR) Ülke ve halkina faydali olan.
    UZKAN: (TR) Erdemli soydan gelen.
    UZLET: (AR) Bir kenara çekilip toplum yasayisindan ayri kalma.
    UZMA: (AR) Büyük, en büyük.
    UZMAN: (TR) Belli bir is ya da konuda bilgi, görüs ve becerisi olan kimse.
    UZSAN: (TR) Becerisi ve diger iyi nitelikleriyle taninan.
    UZSOY: (TR) Iyi nitelikli soydan gelen.
    UZTAN: (TR) Uz - tan.
    UZTAS: (TR) Uz - tas.
    UZTAV: (TR) Uz - tav.
    UZTAY: (TR) Uz - tay.
    UZTEKIN: (TR) Uz - tekin
    ÜBEYDULLAH: (AR) Allah'in kulu.
    ÜBEYD / ÜBEYT: (AR) Köle, kölecik, kul.
    ÜÇEL: (TR) Yüce, yüksek. Arka.
    ÜÇER: (TR) Üç er.
    ÜÇOK: (TR) Oguz destanina göre sol kolda bulunan 12 Oguz boyuna verilen ad.
    ÜKE: (TR) Onur, seref.
    ÜLFER: (AR) Büyük su, irmak.
    ÜLGEN: (TR) Yüce, yüksek, ulu. Iyilik tanrisina verilen ad.
    ÜLGENALP: (TR) Yüce, ulu, yigit. Ülgen - alp.
    ÜLGENER: (TR) Yüce, ulu kimse. Ülgen - er.
    ÜLGER: (TR) Kumas vb. seylerdeki ince tüy.
    ÜLGÜ: (TR) Yakisikli kimse. Pay, hisse. Tutum, tavir.
    ÜLKE: (TR) Bir devletin egemenligi altinda bulunan yerlerin tümü. Yurt, vatan.
    ÜLKEM: (TR) Yurdum, vatanim.
    ÜLKEN: (TR) Senin yurdun, senin vatanin.
    ÜLKENUR: (TR) Yurdunu aydinlatan isik.
    ÜLKER: (TR) Boga burcunda yedi yildizdan biri.
    ÜLKÜ: (TR) Amaç edinilen, ulasilmak istenilen sey.
    ÜLKÜM (TR) Amacim, ulasmak istedigim sey.
    ÜLKÜMEN: (TR) Ülküsü olan. bir ülküye bagli olan kimse.
    ÜLKÜSEL: (TR) Ülkü ile ilgili, ülkü niteliginde.
    ÜLMEN: (TR) Denizci, deniz adami.
    ÜMIT: (FAR) (bkz. Umut).
    ÜNAL: (TR) Adin duyulsun, tanin, ün kazan. Ün al.
    ÜNALAN: (TR) Adi duyulmus, ün kazanmis.
    ÜNALDI: (TR) Ün aldi.
    ÜNALMIS: (TR) Ün ve san kazanmis.
    ÜNALP: (TR) Taninmis, ünlü, yigit.
    ÜNAY: (TR) Ay gibi taninmis, ünü parlak, söhretli.
    ÜNEK: (TR) Kahraman, yigit. Ünlü taninmis.
    ÜNER: (TR) Taninmis, ünlü yigit.
    ÜNGÖRMÜS: (TR) Ün görmüs.
    ÜNGÜN: (TR) Ün gün.
    ÜNGÜR: (TR) Magara.
    ÜNKAN: (TR) Taninmis soydan gelen, soylu kan.
    ÜNLEM: (TR) Ses, seda, çagri.
    ÜNLÜ: (TR) Taninmis, adi duyulmus söhretli, sanli.
    ÜNLÜER: (TR) Taninmis, ünlü kimse.
    ÜNLÜOL: (TR) Adin duyulsun, ün kazan.
    ÜNLÜSOY: (TR) Taninmis soydan gelen.
    ÜNSAÇ: (TR) Adin duyulsun, ünlen.
    ÜNSAL: (TR) Adin duyulsun.
    ÜNSAN: (TR) (bkz. Ünsal).
    ÜNSEV: (TR) Adini ününü sev.
    ÜNSEVEN: (TR) Ün seven.
    ÜNSEVER: (TR) Ün sever.
    ÜNSEVIN: (TR) Ün sevin.
    ÜNSI: (AR) Alismis, sokulgan. Arkadas, dost.
    ÜNÜVAR: (TR) Ünü var. Ünlü taninmis.
    ÜNVER: (TR) Ünlen, taninmis ol, insan ol.
    ÜNVERDI: (TR) Ün verdi.
    ÜNVEREN: (TR) Ün veren.
    ÜNZIL: (AR) Gönderilmis, indirilmis, inzal olunmus.
    ÜRÜNDÜ: (TR) Seçilmis, seçkin.
    ÜRÜNDÜBAY: (TR) Seçkin insan.
    ÜSGEN: (TR) Yüksek. Gelismis.
    ÜSTAM: (AR) Altin veya gümüsten yapilmis at eyeri. Emin, güvenilir.
    ÜSTAY: (TR) Ay gibi yüksek yüce.
    ÜSTEK: (TR) Yüksek, yüce.
    ÜSTEL: (TR) (bkz. Üstek).
    ÜSTER: (TR) Çok degerli kimse.
    ÜSTÜN: (TR) Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onlari geride birakan. Yenen, galip gelen.
    ÜSTÜ***Y: (TR) Üstün bay. Seçkin, basarili kimse.
    ÜSTÜNDAG: (TR) Üstün dag.
    ÜSTÜNER: (TR) Üsten - er.
    ÜVEYS: (AR) Isteyen, arzu eden.
    ÜZER: (TR) Üst. Kaymak. Faiz. Can ******, üzücü.
    ÜZEYIR: (AR) Kur'an-i Kerim'de adi geçen, peygamber olup olmadigi konusunda ihtilafli görüsler bulunan kisi.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • V - BAYAN


    VACIBE: (AR) Yapilmasi gerekli olan.
    VACIDE: (AR) Meydana getirici, yaratici. Varlikli, zengin.
    VAHIBE: (AR) Bagislayan, bagislayici.
    VAHIDE: (AR) Bir, tek, yalniz.
    VASFIYE: (AR) Vasifla ilgili, vasfa ait. Nitelikli
    VECDIYE: (AR) Coskunlukla ilgili, coskunlukla olusan.
    VEDA: (AR) Ayrilirken söylenen selamlama sözü. Ayrilma, ayrilis.
    VEDIA: (AR) Saklanilmasi, korunmasi için birine ya da bir yere birakilan emanet.
    VEFIA: (AR) Vefali, sevgisi geçici olmayan. Tam, eksiksiz.
    VEFIKA: (AR) Uygun, muvafik, arkadas, yoldas, ayni fikirde olan.
    VEHBIYYE: (AR) Allah'in ihsani sonucu olan. Allah vergisi.
    VELIDE: (AR) Yeni dogmus çocuk.
    VELIME: (AR) Dügün ziyafeti. Evlenme, dügün.
    VENÜS: (FR) Merkür'den sonra, Günes'e en yakin olan gezegen. Çobanyildizi.
    VERÂ: (AR) Günah ve haramdan kaçinmak için süpheli seylerden uzak durma. Halk, mahluk, alem, kainat.
    VERDA: (AR) Gül.
    VESILE: (AR) Neden, sebep. Elverisli durum. Kavusma, yaklasma.
    VESIME: (AR) Güzel yüzlü.
    VICDAN: (AR) Iyiyi kötüden, hayri serden ayirmayi saglayan iç duygu.
    VILDAN: (AR) Yeni dogmus çocuklar.
    VUSLAT: (AR) Kavusma, yetisme, ulasma
    VÜREYKA: (AR) Yaprakçik, küçük yaprakçik.
    V - ERKEK


    VACIB/ VACIP : (AR) Dini bakimdan terkedilmesi dogru ve uygun olmayan, kesinlik bakimindan farzdan sonra gelen.Çok lüzumlu, birakilmasi mümkün olmayan zaruri.
    VACID/ VACIT : (AR) Yaratan, meydana çikaran.
    VAFI: (AR) Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.
    VAFID: (AR) Elçi, temsilci.
    VAHA: (AR) Çöllerin su bulunan kesimlerinde olusan bitkili alan.
    VAHAB/ VAHAP : (AR) Bagislayan, ihsan eden.
    VAHAT: (AR) Çölde suyu ve yesilligi olan yerler. Vahalar.
    VAHDEDDIN/ VAHDETTIN : (AR) Dinin tekligi, birligi.
    VAHDET: (AR) Yalnizlik, teklik, birlik.
    VAHIB / VAHIP : (AR) Bagislayan, bagislayici.
    VAHID / VAHIT: (AR) Bir, tek, yalniz. Allah'in sifatlarindandir.
    VAHIDDIN / VAHITTIN : (AR) Tek din, dinin tekligi.
    VAKKAS: (AR) Okçu, savasçi.
    VALA: (FAR) Yüksek, yüce.
    VARGIN: (TR) Ulasan, istegine kavusan.
    VASIF: (AR) Vasfeden, vasiflandiran. Bir kimse veya seyi baskalarindan ayiran kendine has özellik, nitelik.
    VARLIK: (TR) Yasam, hayat. Var olan hersey.
    VAROL: (TR) Yasa, uzun ve saglikli bir yasamin olsun.
    VASFI: (AR) Vasifla ilgili, vasfa ait. Nitelikli.
    VECDET: (AR) Zenginlik, varsallik.
    VECDI: (AR) Coskunlukla ilgili, coskunlukla olusan.
    VECHI: (AR) Yüzle ilgili, yüze ait.
    VECID: (AR) Bir seyin güzelligi karsisinda kendini kaybedecek dereceye gelmek, coskulanmak.
    VECIH: (AR) Yüz, çehre. Tarz, üslup. Neden.
    VECIHI: (AR) Güzellik, hosluk, uygunlukla ilgili.
    VEDAT: (AR) Sevgi, dostluk.
    VEDI: (AR) Baskasinin malini saklamakla görevli kimse.
    VEFA: (AR) Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. Sevgi, dostluk ve baglilikta kararlilik, sebat.
    VEFAI: (TR) Vefa ile ilgili.
    VEFAKAR: (AR+FAR) Sevgisi geçici olmayan, vefasi olan.
    VEFI: (AR) Vefali, bagli. Tam, mükemmel, eksiksiz.
    VEFIK: (AR) Uygun, muvafik, arkadas, yoldas, ayni fikirde olan.
    VEHBI: (AR) Allah'in ihsani sonucu olan. Allah vergisi.
    VELI: (AR) Çocugun bakimi ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan kimse. Dost, yakin. Allah'in sevgili kulu, ermis evliya.
    VELICAN: (AR) Candan, dost, yakin.
    VELID: (AR) Yeni dogmus çocuk.
    VERIM: (TR) Ortaya çikan, beklenilen, istenilen sonuç.
    VESIM: (AR) Güzel yüzlü.
    VEYIS: (TR) Yoksulluk, muhtaçlik.
    VEYSEL: (AR) Asli Üveys'tir. Kurt anlaminda.
    VEYSI: (AR) Yoksul, muhtaç.
    VEZIR: (AR) Osmanli devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse.
    VISALI: (AR) Kavusma, ulasma ile ilgili.
    VISAM: (AR) Damgali, nisanli.
    VOLKAN: (FR) Yanardag, burkan.
    VURAL: (TR) Vur al.
    VURALHAN: (TR) Vural +han.
    VURGUN: (TR) Birine asik, tutkun.
    Y - BAYAN


    YABANGÜLÜ: (FAR) Kir gülü. Bozkir çiçegi. Kusburnu.
    YADE: (FAR) Hatira, Ani.
    YADIGAR: (FAR) Bir kimseyi ya da bir olayi animsatan kimse. Birakilan ani.
    YAGAN: (TR). Yagmur, kar.
    YAGMUR: (TR) Gökten damlalar halinde düsen su.
    YAKUT: (AR) Parlak kirmizi, seffaf kiymetli tas. Sibirya'nin kuzey kisminda yasayan bir Türk kavmi.
    YANKI: (TR) Sesin bir yere çarpip geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansimasi.
    YAPINCAK: (TR) Seyrek taneli, kirmizi lekeleri olan bir üzüm türü.
    YAPRAK: (TR) Bitkilerde genellikle klorofilli, yesil renkli, çesitli sekil ve yapida olan soluk almaya yarayan uzanti. Kitap yapragi, varak.
    YASEMIN: (FAR) Zeytingillerden, güzel kokulu ve genellikle beyaz veya sari çiçek açan sarilgan agaççik (jasminum).
    YASAM: (TR) Dogumdan ölüme kadar geçen süre, hayat.
    YASANUR: (TR) (bkz. Yasa).
    YASAR: (TR) Dogan çocugun uzun ömürlü olmasi dilegiyle konulan adlardir.
    YAYLA: (TR) Deniz yüzeyinden yüksek, yaz mevsiminde oturulan serin ve yüksek yerler. YAZGAN: (TR) Yazan, yazar.
    YAZGÜLÜ: (TR) Yazin açan gül.
    YEGANE: (FAR) Biricik, tek.
    YEKDANE: (FAR) . Esi benzeri olmayan, tek. Bir çesit gerdanlik.
    YELDÂ: (FAR) Uzun ve siyah.
    YELIZ: (TR) Güzel, havadar, aydinlik.
    YENAY: (TR) Yeni ay, hilal.
    YESARET: (AR) Kolaylik. Zenginlik.
    YESIL: (TR) Sari ile mavinin karisimindan olusan, çogu bitki yapraklarinda görülen renk. Genç, taze.
    YESIM: (AR) Açik yesil ve pembe renkli, kolay islenen, degerli bir tas.
    YETER: (TR) Sonuncu olmasi istenen çocuklara verilen adlardir.
    YILDANUR: (TR) Seneyi aydinlatan, isik saçan.
    YILDIZ: (TR) Geceleri gökte çiplak gözle isikli bir nokta olarak görülen gök cismi. Bir noktadan çevreye bes veya daha fazla çikintisi olan köseli. Baht, talih. Mesleginde çok parlamis kimse ve daha çok parlamis kimse, sinema sanatçisi.
    YILSEN: (TR)(bkz. Yildanur).
    YONCA: (TR) Baklagillerden, kirmizi veya mor çiçek açan, çayir bitkisi.
    YOSUN: (TR) Çogu sularda yetisen, ilkel yapidaki bitkilerin genel adi.
    YURDAGÜL: (TR) Ülkene gül. Ilken için yararli ol.
    YURDANUR: (TR) Yurduna, ülkene isik saç, aydinlat.
    YURDUSEV: (TR) Ülkeni, yurdunu sev.
    YÜKSEL: (TR) Yükseklere çik, yücel, basan kazan, ilerle.
    YÜMIN: (AR) Ugur, mutluluk. Bereket.
    YÜSRA: (AR) Sol taraf.
    - RaVaGe, 7 years ago
  • Y - ERKEK


    YABGU: (TR) Eski Türk devletlerinde "hükümdar" anlaminda kullanilan bir unvan. YADIGAR: (FAR) Bir kimseyi ya da bir olayi animsatan kimse. Birakilan ani.
    YAFES: (AR) Hz. Nuh'un üçüncü oglu. Tufandan sonra Hazar denizinin kuzeyine yerlesmistir. Türk soyunun atasi oldugu söylenir.
    YAGAN: (TR). Yagmur, kar.
    YAGIN: (TR) Yagmur. Yigit. Arka, sirt.
    YAGINALP: (TR) (bkz. Yagin).
    YAGIZ: (TR) Esmer. Doru. Yigit.
    YAGIZALP: (TR) Esmer, güçlü yigit.
    YAGIZBAY: (TR) Esmer kimse.
    YAGIZER: (TR) Esmer kimse.
    YAGIZHAN: (TR) Esmer hükümdar. Yegni, kati, cesur han.
    YAGIZKAN: (TR) Asil, soylu kan.
    YAGIZKURT: (TR) Esmer, güçlü, kuvvetli kimse.
    YAGIZTEKIN: (TR) Esmer, güçlü, erkek.
    YAHYA: (IBR) 'Allah lütufkardir" anlaminda. Zekeriyya'nin oglu olan peygamber.
    YAKUB / YAKUP : (AR) Erkek keklik. Ibranice, "Takib eden, izleyen".
    YALAP: (TR) Parilti. Ivedi, hizli, çabuk. Sari renkli bir kus. Simsek.
    YALAVAC: (TR) Peygamber, elçi.
    YALAZ: (TR) Alev. Bayrak.
    YALAZA: (TR) Alev.
    YALAZABEY: (TR) Ates gibi.
    YALAZALP: (TR) Alev gibi parlak yigit.
    YALAZAN: (TR) Berk, simsek.
    YALAZAY: (TR) Ayin kirmizi isiklar açar hali.
    YALÇIN: (TR) Sarp. Düz kaygan. Parlak, cilali.
    YALÇINER: (TR) (bkz. Yalçin). Çetin, sert ve yigit.
    YALÇINKAYA: (TR) (bkz. Yalçin)
    YALÇUK: (TR) Parlak, parlayan. Elçi.
    YALDIRAK: (TR) Ak, parlak, isiltili.
    YALGIN: (TR) Serap, ilgin. Alev.
    YALIM: (TR) Alev, ates. Kiliç, biçak vb. kesici yüzü. Kaya. Sarp yer, uçurum. Simsek. Kuvvet, kudret. Onur, derece.
    YALIN: (TR) Gösterissiz, sessiz, sade. Alev, ates. Tas, büyük kaya. Çiplak, örtüsüz.
    YALINALP: (TR) (bkz. Yalin).
    YALINAY: (TR) Ayin en görkemli ve sade görüntüsü.
    YALINÇ: (TR) Karisik olmayan, sade, yalin, yapilmasi ve anlasilmasi kolay olan.
    YALKI: (TR) Yalin, tek. Isin.
    YALKIN: (TR) (bkz. Yalgin).
    YALMAN: (TR) Kiliç, kama, biçak, mizrak'in agzi veya ucu. Sarp, dik. Egik, eginik.
    YALTIR: (TR) Parlak, parlayan.
    YALTIRAK: (TR) Isik, parilti. Kuyruklu yildiz.
    YALTIRAY: (TR) Ayin isiltisi.
    YALVAÇ: (TR) (bkz. Yalavaç).
    YAMAÇ: (TR) Dagin ya da tepenin herhangi bir yani. Karsi. Yan. Yakin. Bedel, karsilik.
    YAMAN: (TR) Kötü, korkulan, siddetli. Cesur, güçlü. Isbilir, kurnaz, becerikli.
    YAMANER: (TR) Güçlü, cesur erkek.
    YAMANÖZ: (TR) Özü güçlü olan.
    YANAÇ: (TR) Yön, taraf.
    YANAL: (TR) Yanda olan, yana düsen. Alaca, degisik renkli. Kirmizi pembe. Nehir yatagi.
    YANAR: (TR) Parlayan, parildayan. Kaplica. Aralik ve Ocak ayi.
    YANIK: (TR) Yanmis olan, esmer. Duygulu, dokunakli. Kavruk, gelismemis. Asik.
    YANIKER: (TR) Asik, vurgun kimse.
    YANKI: (TR) Sesin bir yere çarpip geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansimasi.
    YAREN: (FAR) Arkadas, dost, yakin dost.
    YARKIN: (TR) Simsek, isik, isikli.
    YARLIK: (TR) Buyruk, ferman. Yasa, kanun. Yoksul, acinan. Bagis, lütuf.
    YARUK: (TR) Isik, aydinlik, parlaklik, parilti.
    YASER: (AR) Bolluk, varlik, zenginlik, varliklilik.
    YASIN: (AR) Kur'an-i Kerim'in 36. suresinin baslangici. Asil manasi bilinmemekle birlikte, "Ey insan, Ey Seyyid" gibi muhtelif anlamlar çikarilmistir.
    YASUN: (TR) Tarz, üslup, töre. Doga, tabiat.
    YASAM: (TR) Dogumdan ölüme kadar geçen süre, hayat.
    YASANUR: (TR) (bkz. Yasa).
    YASAR: (TR) Dogan çocugun uzun ömürlü olmasi dilegiyle konulan adlardir.
    YASIK: (TR) Isik, parilti, parlaklik.
    YASIL: (TR) Yesil. Erkek ördek.
    YASIN: (TR) Isik, parlaklik. Gizli. Simsek.
    YATMAN: (TR) Boyun egen, uysal, yumusak basli kimse.
    YATUK: (Tür.) Kanun, santur vb. sazlarin genel adi. Saklanan kullanilmayan sey.
    YAVER: (FAR) Yardimci.
    YAVES: (TR) Agirbasli, yumusak huylu, sakin. Sefkatli, sevecen.
    YAVUZ: (TR) Yaman güçlü, güzel. Sert, siddetli, çetin, keskin.
    YAVUZALP: (TR) Çetin ve mücadeleci yigit.
    YAVUZAY: (TR) Ayin en güzel hali.
    YAVUZCAN: (TR) Güçlü kisiligi olan, kimse.
    YAVUZER: (TR) Cesur, güçlü erkek.
    YAVUZHAN: (TR) Güçlü hükümdar, hakan.
    YAY: (TR) Ok atmaya yarayan, egri agaç ya da metal çubuk. Burç.
    YAYALP: (TR) (bkz. Yay). Sportmen.
    YAYBÜKE: (TR) (bkz. Yay).
    YAYGIR: (TR) Gökkusagi.
    YAZGAN: (TR) Yazan, yazar.
    YAZGANALP: (TR) (bkz. Yazgan).
    YAZGI: (TR) Kader, alin yazisi.
    YAZIR: (TR) Oguzlarin, Bozok kolunun Ayhan soyundan gelen bir Türkmen boyunun adi.
    YEGIN: (TR) Zorlu, kati, siddetli. Baskin, üstün. Yigit, güçlü, çaliskan. Bereketli, bol. Iyiligi seven. Yakisikli, güzel, ince. Uygun yerinde.
    YEGINER: (TR) (bkz. Yegin).
    YEGREK: (TR) Iyilik sever. Güzel. Fazla, çok.
    YEKTA: (FAR) Tek, yalniz.Essiz, benzersiz.
    YELER: (TR) Yel gibi hizli, çabuk kimse.
    YELESEN: (TR) Yel gibi hizli, çabuk.
    YELMEN: (TR) Aceleci, hizli davranan, cani tez kimse.
    YELTEKIN: (TR) (bkz.Yeler).
    YENAL: (TR) Galip gelmek, zafer kazanmaktan emir.
    YENAY: (TR) Yeni ay, hilal.
    YENBU: (AR) Pinar, çesme, kaynak.
    YENER: (TR) Üstün gelen, kazanan.
    YENGI: (TR) Zafer, utku, yenme, alt etme.
    YENISEY: (TR) Eski SSCB'de 3800 km uzunlugundaki irmak.
    YEREL: (TR) Belirli bir yer ile ilgili olan, örf.
    YERGIN: (TR) Hüzünlü, tasali, kaygili.
    YERHUM: (AR) Erkek kartal.
    YERSEL: (TR) Yere ait, yerle ilgili.
    YERTAN: (TR) Günesin ilk isiklan.
    YESAR: (AR) Varlik, zenginlik. Sol, sol tarafi.
    YESARI: (AR) Sol, solla ilgili, sol tarafa ait. Zenginlikle ilgili.
    YETEN: (TR) Yetisen, ulasan. Olgun, olgunlasan. Süresi dolan, günü gelen. Tüm canlilar, herkes.
    YETENER: (TR) Olgun erkek.
    YETIK: (TR) Yetismis, erismis, büyümüs. Bilgili, olgun.
    YETIS: (TR) Amacina ulas, istegine kavus.
    YETISEN: (TR) Ulasan, kavusan.
    YETKIN: (TR) Gerekli olgunluga erismis olan, ergin.
    YETKINER: (TR) Olgun, kisilikli bilge.
    YEZID: (AR) Emevi halifesi Muaviye'nin 3. oglu.
    YIGIT: (TR) Güçlü, yürekli, kahraman, alp. Delikanli, genç, erkek.
    YIGITCAN: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman.
    YIGITER: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman.
    YIGITHAN: (TR) Yigit, cesur hakan.
    YIGITKAN: (TR) Güçlü, cesur soydan gelen.
    YILDIRALP: (TR) Parlayan, isildayan, yigit
    YILDIRAN: (TR) Parlayan, isildayan, isik saçan.
    YILDIRAY: (TR) Parlak, isik saçan ay.
    YILDIRIM: (TR) Büyük isik parlamasi ve gök gürültüsüyle ortaya çikan bulutlar arasinda veya buluttan yere elektrik bosalmasi. Siddetli, süratli, çabuk!
    YILDIZHAN: (TR) Yildizlarin hakani.
    YILHAN: (TR) Yil - han.
    YILKAN: (TR) Yil - kan.
    YILMA: (TR) Vazgeçme, korkma, dogru yoldan yürümekten ayrilma, yilma.
    YILMAZ: (TR) Yilmayan, bikmayan, azimli, sebatli.
    YOLAÇ: (TR) Yol gösteren, kilavuz.
    YORDAM: (TR) Kilavuz, rehber. Beceri, yatkinlik. Gelenek, görenek. Anlayis, yerinde davranis.
    YORUÇ: (TR) Komutan, kumandan.
    YÖNAL: (TR) Yönünü, cepheni al.
    YÖNER: (TR) (bkz. Yönal).
    YÖNET: (TR) Uygun, dogru. Iyi, güzel. Becerikli, yatkin. Biçim, tarz, usul.
    YÖNTEM: (TR) Yol, tarz, metod. Yetenek. Uygun, kolay.
    YÖRÜK: (TR) Göçebe. Çabuk yürüyen, hizli. Hayvancilikla geçinen göçebe Oguz Türkleri.
    YULA: (TR) Mesale. Kandil.
    YULUG: (TR) Mutlu, mesut. Hak, adalet.
    YUMLU: (TR) Ugurlu, kutlu. Kutsal, mübarek.
    YUMUS: (TR) Is, güç çalisma.
    YUNUS: (AR) Ilik ve sicak denizlerde yasayan, memeli hayvan. Bir takim yildizin adi.Uzun müddet bir baligin karninda kaldigi rivayet edilen peygamber (Yunus).
    YURA: (TR) Dag sirti.
    YURDAER: (TR) Yurdu için dogmus kimse.
    YURDASEN: (TR) Yurdu senlendiren.
    YURDAY: (TR) Yurdu aydinlatan.
    YURDCAN: (TR) Yurda canlilik veren.
    YURTSEVEN: (TR) Yurdunu milletini seven.
    YURTSEVER: (TR) (bkz. Yurtseven).
    YUSUF: (AR) Yakub'un oglu olan peygamber Yusuf. Ibranice; inleyen, ah eden, inilti.
    YÜCE: (TR) Yüksek, büyük, ulu.
    YÜCEALP: (TR) Büyük, ulu yigit.
    YÜCEL: (TR) Yüksel, yüce bir duruma gel, basari kazan, ilerle.
    YÜCELAY: (TR) (bkz. Yücel).
    YÜCELEN: (TR) Yükselen, yüce bir duruma gelen, ilerleyen.
    YÜCESAN: (TR) Saygin bir adi olan.
    YÜCESOY: (TR) Saygin, ulu, soylu.
    YÜCETEKIN: (TR) (bkz. Yüce).
    YÜKSEL: (TR) Yükseklere çik, yücel, basan kazan, ilerle.
    YÜRÜK: (TR) (bkz. Yörük). Çabuk ve hizli yürüyen. Tarihte yeniçerilere katilan yaya asker. Hizli kosan at.
    YÜRÜKER: (TR) (bkz. Yürük).

    Z - BAYAN


    ZAHIDE: (AR) Kuskulu seyleri bile terkederek günahtan kaçan kimse
    ZAHIRE: (AR) Parlak, parlak yildiz.
    ZAIDE / ZAITE : (AR) Artan, artiran.
    ZAIME: (AR) Kefil. Prenses, sef.
    ZAKIRE: (AR) Zikreden, anan.
    ZAMBAK: (AR) iri çiçekli bir süs bitkisi.
    ZAMIRE: (AR) Iç, yüz. Yürek, vicdan. Gönülde gizli olan sir. Adin yerini tutan sözcük.
    ZARAFET: (AR) Incelik, güzellik, zariflik.
    ZARIFE: (AR) Nazik ve hos konusan, ince ve hos tavirli olan kimse, kibar.
    ZEBERCET: (AR) Zümrütten daha açik yesil olan, bir süs tasi.
    ZEHRA: (AR) Çok beyaz ve parlak yüzlü.
    ZEHRE: (AR) Çiçek. (bkz. Sükufe).
    ZEKIYE: (AR) Anlayisli, zeka sahibi.
    ZELIHA: (AR) (bkz. Züleyha).
    ZEMZEM: (AR) Kabe yakinindaki ünlü kuyu ve bu kuyunun kutsal sayilan suyu.
    ZENAN: (FAR) Kadinlar. (bkz. Nisa).
    ZENNISAN: (FAR+AR) Ünlü, taninmis kadin.
    ZENNUR: (TR) (bkz. Zinnur).
    ZERAK: (AR) Mavi, gök renkli.
    ZERARE: (FAR) Saçinti, saçilan sey.
    ZEREFSAN: (FAR) Altin saçan, altin saçici. Altin kakmali. Bir lale türü.
    ZEREN: (TR) Anlayisli, kavrayisli, zeki.
    ZERGUN: (FAR) Altin renkli, altin gibi olan.
    ZERGÜL: (FAR) Altin gibi. Altina benzeyen.
    ZERIA: (AR) Vesile, bahane, firsat.
    ZERIN: (FAR) Altindan olan, altin gibi parlak olan.
    ZERISTE: (FAR) Altin tel, sirma.
    ZERKA: (AR) Gök gözlü. Gök mavisi. Mavi.
    ZERNIGAR: (FAR) Altinla islenmis, yaldizli.
    ZERNISAN: (FAR) Kiliç gibi seylerin üzerine kakma altinla yapilan isleme, süs.
    ZERRIN: (FAR) Altindan yapilmis. Altin renginde . Parlak. Güzel kokulu bir cins çiçek. Fulya.
    ZERTAR: (FAR) Altin tel, sirma. Günes isini.
    ZERVER: (FAR) Altin yaldizli olan.
    ZEYCAN: (AR-FAR) Içten, sevecen, sevgi dolu, canayakin.
    ZEYNEB: (AR) Degerli taslar, mücevherler.
    ZEYNO: (TR) Zeynep adinin bozulmus hali.
    ZEYYAL: (AR) Uzun etekli.
    ZEYYAN: (AR) Süsler, piriltilar.
    ZIBA: (FAR) Süslü, güzel. Yakisikli.
    ZICAN: (FAR) Canli, canayakin, candan.
    ZIHNIYE: (AR) Zihinle, akilla ilgili.
    ZINNURE: (AR) Nurlu, isikli, aydinlik.
    ZIYNET: (TR) (bkz. Zinet).
    ZIYNETI: (AR) Süsle, bezekle ilgili
    ZUHAL: (AR) Günese uzaklik bakimindan altinci durumda olan gezegen, satürn.
    ZÜBEYDE: (AR) Öz, asil, cevher.
    ZÜHDIYE/ ZÜHTIYE: (AR) Her türlü zevke karsi koyarak kendini ibadete veren.
    ZÜHRE: (AR) Çoban yildizi, venüs.
    ZÜLAL: (AR) Hafif, saf ve tatli su.
    ZÜLEYHA: (AR) Hz. Yusuf un karisi, güzelligiyle ünlenmistir.
    ZÜLFIYAR: (FAR) Sevgilinin saçi.
    ZÜLFIZAR: (FAR) Aglayan, inleyen saç.
    ZÜMRA: (AR) . Güzel, iyi ahlakli. Cesur, yigit, yürekli. Zeki, bilgili kadin.
    ZÜMRÜT: (AR) Parlak yesil renkli kiymetli tas.
    ZÜRARE: (AR) Saçinti, saçilan sey.
    Z - ERKEK


    ZABIT: (AR) Askere kumanda eden rütbeli asker, subay. Ticaret gemisi yöneticisi. Yönetme gücü olan. (Mecazi): Tuttugunu koparan, dedigini yaptiran kimse.
    ZADE: (FAR) Evlat, ogul. Dürüst, dogru adam.
    ZAFER: (AR) Amaca ulasma, basan. Düsmani yenme, üstün gelme, utku.
    ZAFIR: (AR) Zafer kazanan, üstün gelen.
    ZAGNOS: (TR) Bir tür dogan kusu.
    ZAHID / ZAHIT : (AR) Kuskulu seyleri bile terkederek günahtan kaçan, kimse.
    ZAHIR: (AR) Parlak, parlak yildiz.
    ZAID / ZAIT : (AR) Artan, artiran.
    ZAIK: (AR) Tad alan, tadici, tadan.
    ZAIM: (AR) Kefil. Prenses, sef.
    ZAKIR: (AR) Zikreden, ,anan.
    ZATI: (AR) Kendiyle ilgili, kendine ait, özel.Özle ilgili.
    ZEKAI: (AR) Zekayla ilgili, zekaya ait.
    ZEKERIYA: (TR) Kurani Kerim'de ismi geçen peygamberlerden biri.
    ZEKI: (AR) Zekali çabuk anlayan ve kavrayan. Zeka gösteren.
    ZEVAHIR: (AR) Parlak yildizlar. (bkz. Zahir).
    ZEVAL: (AR) Yerinden ayrilip, gitme.Sona erme. Günesin basucunda bulunma.
    ZEYNEL: (TR) Zeynel Abidin adindan kisalmis ad.
    ZEYNELABIDIN: (AR) Ibadet edenlerin süsü.
    ZEYNI: (AR) Süsle, bezekle ilgili.
    ZEYNULLAH: (AR) Allah'in süsü.
    ZEYNUR: (AR) (bkz. Zinnur).
    ZEYREK: (TR.) Ilgi çekici. Eli uz, usta.Akilli, zeki.
    ZEYYAT: (AR) Zeytinyagi, zeytinyagi yapan kimse.
    ZIHNI: (AR) Zihinle, akilla ilgili.
    ZIKRI: (AR) Anma ile ilgili.
    ZIRVE: (AR) Doruk, bir seyin en yüksek noktasi, tepesi.
    ZISAN: (AR) Sanli, sereni. Canli. Bir tür lale.
    ZIVEKAR: (AR) Gururlu. Vakar dolu. Vakar sahibi.
    ZIVER: (FAR) Süs, bezek.
    ZIVERBEY: (TR) (bkz. Ziver).
    ZIYA: (AR) Aydinlik, parlaklik, nur, isik.
    ZIYAD / ZIYAT : (TR) Fazlalik, çokluk.
    ZIYAEDDIN / ZIYAETTIN : (AR) Dinin isigi, aydinligi.
    ZOBU: (TR) Iri yari,kaba. Delikanli. Zor, sikintili. Eski vezir konaklarindaki hizmetlilere verilen ad.
    ZORAL: (TR) Zor al.
    ZORLU: (TR) Güzel, çok güzel, iyi.Yakisikli. Güçlü, dayanikli. Sert, keskin. Yürekli, cesur. Girgin, girisken.
    ZÜBEYR: (AR) Yazili, küçük sey.
    ZÜBEYIR: (AR) (bkz. Zübeyr).
    ZÜHDI / ZÜHTI / ZÜHTÜ : (AR) Her türlü zevke karsi koyarak kendini ibadete veren.
    ZÜHEYR: (AR) Küçük çiçek, çiçekcik.
    ZÜLFI / ZÜLFÜ: (AR) (bkz. Zülfikar). Kilicin kabzasina ilistirilen süs.
    ZÜLFiKÂR: (AR) Hz. Ali'nin kullandigi çatal agizli kiliç. Iki parçali.
    ZÜLKARNEYN: (AR) Iki boynuzlu anlaminda. Büyük Iskender.
    ZÜMER: (AR) Zümreler, gruplar. Kur'an-i Kerim'in 39. süresi.

    Kesinlikle eksikler olabilir onlarıda yoksa ekleyebilirsiniz
    - RaVaGe, 7 years ago
  • ISIL: (TR) Çok aydinlik, parlak isik.


    beenennnnn=)))) işte çok aydınlık ve parlak bi kişiyim tü alla beni nası biliosa öle yapsn:)
    - guLuSh^mMm, 7 years ago
  • ''Çok Aydinlik,parlak IŞik''.............o benim işteee:D teşkkürr ettikk anlamlarr içinn:)
    - 'ıshıll', 7 years ago
  • SIBEL: (TR) Bugday basagi. Henüz yere düsmemis yagmur damlasi. Eski Türklerdeki bir tanriça.


    :P tanricayim iste fazla soze gerek varmi
    - YaGmuR_KraliChesi, 7 years ago
  • GÜL PINAR:)
    GÜL: (FAR) . Çiçek. Bilinen çiçek, gül çiçegi, gülagaci.
    PINAR: (TR) Yerden kaynayip çikan su kaynak çesme. Bir suyun çiktigi yer su basi. Kaynak suyunun devamli aktigi yer.

    buıda benim işte:) ;)
    - G.P.K, 7 years ago
  • ayın ışığının etrafındaki haLee işte benn been.. aLp süpersin ya :sevinc: :utan:
    - wãñiLyã, 7 years ago

Comment